DERGİMİZDEN
Mirabel Kardeşler’den bugüne değişmeyen bir gerçek var: Kadınların yaşam hakkını ve eşitliğini hedef alan hiçbir baskı mücadeleyi sona erdiremedi.
25 Kasım, yalnızca katledilen kadınları anma günü değil; onların yarım bırakılan mücadelesini sürdürme, şiddetin ve eşitsizliğin kaynağı olan düzene karşı birlikte mücadele etme günüdür.
‘Güven, yalnızca birilerinin bize sağlayacağı bir his değil; haklarımızı birlikte savunabildiğimiz, sözümüzün karşılık bulduğu, birbirimizin arkasında durabildiğimiz koşullarda yeniden kurabileceğimiz
Dergimizin bu sayısı; grev kırıcılığına, tacize ve cezasızlığa direnen kadın işçilerin karşısındaki fon vurguncularının gerçekliğini ortaya seriyor.
Bir avuç sermaye grubuna, iktidar çevrelerine aktarılan her kaynağın, aslında kadınların temel talepleri ya da eşit yaşam hakkı için kullanılmayan kamusal kaynaklar olduğu bir gerçek.
Patron Ahmet Aslansoy'un cinsel saldırısına uğrayan işçi kadına "itibarı zedeleme" soruşturması açıldı. Sanık patron polis koridorunda korunurken, kadın işçinin kararlı mücadelesi simge oluyor.
Temel Conta, Digel ve Smart Solar deneyimleri, kadın işçilerin yalnızca patronla değil; saray düzeniyle mücadele ettiğini, direnişin en önünde yer aldığını belgeliyor.
Sansür mekanizmasından en çok etkilenen yine kadınlar oldu. Zira uzun yıllardır kadınlar ancak ses çıkardığında cinayet failleri yakalanabiliyordu.
Ancak şunu bilmeliyiz ki biz direnmezsek, mücadele etmezsek, bir kurtarıcı beklersek delip geçemeyiz bu karanlığı. Bu yüzden de yan yana gelmenin koşullarını yaratmak için adımlar atmalıyız.
Avrupa sokaklarından ABD seçimlerine uzanan mücadeleler, kadınların ve işçi sınıfının sağ siyasete ve sermayeye karşı yükselen itirazını görünür kılıyor.
COP31’in yeşil ve mor dönüşüm vaatleri, sermayenin doğayı ve emeği sömürmeye dayalı yapısını sorgulamadıkça eşitsizlikleri ortadan kaldıramaz. Zira gerçek dönüşüm, sermayeye karşı mücadeleden geçiyor.
Bu sayfanın ulaştığı her kadının da bütçeden talebini yazması için sayfamızda bir alan bırakıyoruz...
‘Sen burada ölsen bile ses çıkaramazsın’ diyorlar. Bu durum hepimizi korkutuyor. En ufak bir ses çıkardığımızda bizi işimizle tehdit ediyorlar.’
Suzan’ın hikâyesi, kadınların evlilik içinde maruz kaldığı görünmez şiddeti ve boşanmak istediklerinde karşılaştıkları baskıları anlatıyor.
Kadın işçiler fabrikalarda yalnızca ağır koşullarla değil; hakaret, aşağılama, baskı ve ayrımcılıkla da mücadele ediyor.
Şık Makas direnişiyle bir araya gelen kadınlar, Tokat Ekmek ve Gül Grubu’nda deneyimlerini paylaşarak farklılıklarını dayanışmaya, ortak sorunlarını birlikte mücadeleye dönüştürüyor.
Mehmet Akif Mahallesi’nde Meryem ve Sevda’yla konuştuk; bitmeyen geçim derdini, güvensiz evleri, çalışma hayatının yükünü ve geleceğe dair kaygılarını dinledik.
‘Biliyorum ki kadınlar birbirine sahip çıktığında, yalnız olmadıklarını gördüğünde daha güçlü oluyor.’
‘Herkesi 20 Kasım 2026 tarihinde görülecek duruşmaya katılmaya, Başak'ın ailesinin yanında olmaya ve adalet talebimize ses vermeye davet ediyorum.’
'Bizi yalnızlaştıran düzene karşı birbirimizin sesini duymak, birbirimize sahip çıkmak ve birlikte mücadele etmek zorundayız. Biz sadaka değil hak, vaat değil güvence, teselli değil adalet istiyoruz'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN





































