DERGİMİZDEN

DEPO VE MAĞAZA İŞÇİLERİ: Karnımız da ruhumuz da aç

Mağaza ve depo işçisi kadınlar Kağıthane, Çorlu ve Küçükçekmece'den anlatıyorlar: Karnımız da ruhumuz da aç

İş ağır, ücret asgari, hiçbir hak yok, sürekli aşağılama...

Kocaeli Derince’de 5 yıldır aynı temizlik şirketinde çalıştıktan sonra geçtiğimiz günlerde işten ayrılan bir kadın işçi, kendisini buna iten nedenleri Ekmek ve Gül’e anlattı.

Ne var ki merdiven temizliğinde diyordum

Sultan 48 yaşında 18 binanın temizliğinden sorumlu. Hiç sigortası yok. Eşinin sigortası olmasa belki hastaneye bile gidemeyeceğini söylüyor.

Sendikalı olmak güvenimi artırdı

Sendikalı olmak kendime olan güvenimi arttırdı. İş arkadaşlarım bu konuda çok çekingenler, çünkü işten atılmaktan korkuyorlar. Ama ben elimden geldiğince sendikal çalışma yapacağım.

Çalışmaya başlayınca hepimiz değiştik

Belediyenin kadınlara açtığı el emekleri ve ev yemeklerinin satıldığı Hanımeli pazarında gözleme, sarma, börek gibi sipariş üzerine her türlü yiyecek satarak katkı sağlıyorum. Yani emek veriyorum.

Köleden farkımız yok

5 yıldır aynı şirkette çalışan bir kadın işçi, her geçen gün koşulların daha da zorlaştığını belirterek başlıyor konuşmasına: ‘Köleden farkımız yok.’

Yeri gelir hemşire, yeri gelir sekreter, yeri gelir teknisyen

Kanımca en önemli sorunumuz hemşireliğin kimlik problemi. Halen bir ara eleman işi yapıyor olmamız. Yeri gelir hemşire, yeri gelir sekreter, yeri gelir teknisyen....

Yaşatmak ve yaşamak istiyoruz

Çalışma süresi haftalık 40-45 saat iken sağlık çalışanları, nöbetli bir sistemde bu saatlerin çok üzerinde çalışıyor. Ücretlerin yetersiz olması nedeniyle uzun çalışma saatlerine mecbur kalıyoruz.

Kadın hekimler hastanelerde ayrımcılıkla savaşıyor

Erkek hekim olunca halk “Hocam”, “Doktor Bey” diye hitap ederken, kadın hekim olarak “Hemşire Hanım” ile “Doktor Bey” arasında gidip geliyorsunuz.

Hastanede hem çalışan hem sendikacı olmak

Sağlık alanı gün geçtikçe piyasalaşıyor; “performans sistemi”, “kalite yönetimi”, “müşteri memnuniyeti” ağızlardan düşmüyor. Emekçinin hali ise vahim.

ŞEHİR HASTANELERİNDE ÇALIŞAN KADINLAR: Yorgun, tükenmiş, sağlıksız

‘Beş yıldızlı otel konforunda hastaneler açıyoruz’ denilerek açılan Mersin Şehir Hastanesini hemşire ve temizlik işçisi kadınlar anlatıyor.

Şşşşt, örgütleniyoruz!

Rosina, sanki sosyal yardım ziyaretlerine gidiyormuş gibi yapıp sendikal örgütlenmeyi şirketin burnunun dibinde ama gizlice yapıyordu.

Zorunlu BES + Kıdem Tazminatı Fonu = Emekçiye Hak Kaybı, Sermayeye Ucuz Kredi

Bakan Albayrak, BES’i överken “Artık vatandaşlarımız emekli olduklarında nasıl geçinirim kaygısı taşımayacak” dedi. Aslında Bakan, emeklilerin geçim sıkıntısı yaşadığını da itiraf etmiş oldu...

‘Kreş’in önemini bir de kadınlara sorun!

Kreş kadınlar için oldukça önemli. Hem geçim derdine derman, hem çocukların psikolojisi ve gelişimi için çok fazla önem arz ediyor.

Canımızı koruyamayacaksa ne işe yarıyor devlet?

İstanbul Küçükçekmece’de yaşanan istismar olayına tepki gösteren kadınlar; ‘Benim canımı, çocuğumu koruyamayacaksa bu devlet ne işe yarıyor!’

Başkaldırdım, şimdi iyiyim...

Bu yazıyı okuyup benim durumumda olan kız kardeşlerime diyorum ki, korkma, ne olursun cesur ol. Susma. İçinde biriktir cesaretini ve kır zincirlerini. Yalnız değiliz, biz kadınlar birlikte çok güçlü.

Hepiniz bu hikayeyi biliyorsunuz ama görmezden geliyorsunuz; Eylül

Eylül, ‘Hepiniz bu hikayeyi biliyorsunuz ama görmezden geliyorsunuz’ cümlesi kadar net, ‘kaç kişi olduk’ sorusu kadar gerçek. Anlatılan hikaye bilmediğimiz bir hikaye değil...

İranlı Derya dayanışma ve mücadele ile hayallerine kavuştu

Ekmek ve Gül aracılığıyla sesini tüm Türkiye’ye duyuran, eğitim hakkı ve eşit koşullarda yaşama talebi ile tanıdığımız İranlı Derya hayalleri için artık üçüncü bir ülkede.

Bir kabullenmeyiş ve cesaret öyküsü: DİFRET

Eğitimlerinden koparılan kız çocukları çok küçük yaşlarda zorla kaçırılıp evlendirilerek bir işkenceye mahkum olurken, bunun değişebileceğinin örneği oluyor Hirut ve Avukat Meaze’nin verdiği savaş.

Uzun, zorlu ve onurlu yol: ‘YENİLGİDEN ZAFERE’

Dünya yeniden dizginsiz bir sömürü sisteminin pençesinde ağır sosyal felaketlere sürüklenirken 8 Mayıs 1945’i ve öncesini hatırlamak önem kazanıyor.