DERGİMİZDEN
Ekim ayındaki dergimizde kadınlar, çocuklarını besleyemediklerini, eğitim masraflarını yetiştiremediklerini apaçık anlatıyor. Vurguncular sefa sürerken, gerçekleri kadınlar anlatıyor...
Kadınlar yoksulluk, geleceksizlik ve şiddet sarmalında yaşam mücadelesi verirken, Bakanlığın kadınlara ayırdığı bütçe kadar parası olan eski Bakan var karşımızda. Olay bu kadar çarpıcı.
‘Giderek büyüyen ve büyüyecek olan yoksulluğa ve güvencesizliğe karşı örgütlenmek, kamusal kreş ve bakım hizmetleri için mücadele etmek zorundayız.’
İşçi bir kadın boşanmak için iki yıldır uğraşıyor, kanser tedavisi gören bir annenin kızı yoksulluk nedeniyle MESEM’e gitmek istiyor. İşte iktidarın ‘güvende’ dediği ailelerin gerçek tablosu.
‘Siyaset yapanı al, LGBT’yi al, sanatçıyı al, gazeteciyi al... Peki ya yıllardır vurgun yapanlar ne olacak? Onlara gık denmiyor.’
Bu dosyada faşizmin kadınları nasıl konumlandırdığını, onları rejimin yeniden üretiminin parçası haline getirmek için hangi araçları kullandığını tartışıyoruz.
‘Faşist rejimler kadınları yüceltirken aslında özgürleştirmediler. “Makbul kadın” ideali, kadınların haklarını genişleten değil, onları ulusun ve sermayenin ihtiyaçlarına tabi kılan siyasal projeydi.’
Kadınların haklarını budayan, bedenini ve emeğini denetleyen faşist siyaset aynı zamanda kadınların güvenlik ve aidiyet arayışını kendine bağlamaya çalışıyor.
‘Kız çocuklarını rejimin gelecekteki taşıyıcıları olarak gören ve onları sadece belirli kalıplara sıkıştıran anlayışlara karşı; kadınların eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi hayatidir'
Romanın anlatısını kızlardan ziyade annelerin gözünden takip etmemiz özellikle anlamlı. Kati, Agnes ve Martha...Kızlarının yaşadığı dönüşümü üç farklı toplumsal konumdan izleyen üç kadın.
Hitler Almanya’sından Mussolini İtalya’sına, işçi kadınlar faşizmin karşısında grevlerle, boykotlarla ve fabrika işgalleriyle mücadelenin en başında yer aldı…
Kadınların tarihsel kazanımları sınıfsal içeriğinden koparıldığında, sistemin kendini en saldırgan biçimde yeniden üretmesinin aracına dönüşebiliyor...
10 Ekim 2025 tarihinden bu yana Filistin’de yaşananların vehameti değişmedi. İsrail güçleri tarafından ateşkes süreci boyunca 5 bin 100'ün üzerinde ihlal gerçekleştirilmişti...
10 Ekim 2015 günü gerçekleştirilen katliam AKP’lilerin bizzat ifade ettiği ‘400 vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün, kaos mu istiyorsunuz buyurun size kaos’ sözlerinin gerçekleşmiş hali oldu.
Kürt halkı yas hakkını bile direnerek ve bedel ödeyerek elde etmeye çalışırken, anaların beyaz tülbentlerinden süzülen barış çağrısı, bu ülkenin aydınlık geleceği için tutunabileceğimiz yegane umuttur
Mehmet Akif Ersoy İlkokulunda turnike ve bileklik için velilerden 500 ila 2 bin lira arasında para istenirken, ödeme yapamayan çocukların okula alınmama korkusuyla yaşadığı panik, içler acısı...
Hangi ilacın kime, ne kadar satıldığını, yıllar önce yasaklanan maddelerin nasıl hâlâ tarlaya ulaşabildiğini, Avrupa'dan geri dönen ürünlerin sonunda kimin sofrasına gittiğini bilmiyoruz.
'Günde iki kez yemeleri için beslenme çantaları hazırlıyoruz. En azından öğünlerinin biri ücretsiz olsun istiyoruz. Eğitimde adalet için somut adımlar istiyoruz.'
Çocukların eğitim hakkı yalnızca okula gidebilmekten ibaret değil. Açlık, yoksulluk ve şiddet, okul sıralarında eşitsizliği büyütüyor.
‘Toplumu, gençleri, okulları şiddetten korumanın yolu onlara güvenli bir gelecek, güvenli bir barınma ortamı, geleceğe dair umutla bakabilecekleri politikalar üretmekten geçer.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN








































