DERGİMİZDEN
Yapılan anket, kadın eğitim emekçilerinin sendikal hayattan uzak kalmasının temel nedeninin ev içi yükler ve dışlayıcı örgütlenme biçimleri olduğunu ortaya koyuyor.
‘İhtiyacımız olan şey, susmak değil; aynı sorunları yaşayan öğretmenlerin bir araya gelmesi ve dayatılan sefalet ücretlerini kabul etmemek...’
'Bizler 'yan yana daha güçlüyüz' diyerek yolumuza devam edeceğiz.'
‘Sadece dinlenme fırsatını değil, dünyayı keşfetme iştahlarını da kaybediyor çocuklarımız...’
‘Sincan’da pek çok okulda kadın öğrencilerin çeşitli düzeylerde tacize maruz kaldığını biliyoruz. Bu öğretmenler çoğunlukla görev yaptığı okuldan alınıp başka bir okula görevlendiriliyor.’
‘Rosa, 1898’de kendini tüm varlığıyla proletarya davasına adamak üzere Almanya’ya yerleşti. O tarihten itibaren Avrupa sosyalizmi içindeki belli başlı tartışmalarda önemli bir rol oynadı.’
Luxemburg, kadınların kurtuluşunu sınıf mücadelesinden koparmadı. Oy hakkından burjuva feminizmine uzanan tartışmalarıyla, sorunun üretim ilişkilerinden ayrı ele alınamayacağını ısrarla savundu.
2025'in son sayısında kadınlar, sermaye ve devletin işbirliğini teşhir etmeye devam ederken 2026’ya ışık tutuyoruz...
Öfkemiz binse umudumuz binlerce... Haydi hediyeleşelim kız kardeşim; bir umudum sen, bin umudum ördüğümüz mücadele.
2026 yılına yaklaşırken bütçe kreşe, sığınmaevlerine, kadınlara mı ayrılacak; asgari ücret insanca yaşanılabilecek bir düzeye çıkarılabilecek mi soruları kadınların kafasında.
Dergimizin bu dosyasında çocuk emeğinin nasıl örgütlü ve bilinçli bir tercihle iktidarın politikaları ile yaygınlaştırıldığını ele alıyoruz.
Eğitimi aşama aşama sanayinin ve sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendiren hamleler çocuk emeğini sömürü çarklarına her gün biraz daha fazla sürüklüyor.
MESEM ve derinleşen yoksulluk, çocukları eğitimden koparıp ucuz iş gücüne dönüştürüyor. Devlet politikaları, çocukluğu korumak yerine çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor.
Türkiye’de milyonlarca çocuk okul yerine atölyelerde, fabrikalarda çalıştırılıyor. Dilovası’daki facia ise çocuk işçiliğin görünmez değil, görmezden gelinen bir gerçek olduğunu gösteriyor.
MESEM ve yeni eğitim politikaları çocukları okuldan koparıp ucuz iş gücüne dönüştürüyor. Yoksulluk derinleşirken her 4 çocuktan 1’i çalışıyor; devlet ise çocuk işçiliğini meşrulaştıran adımlar atıyor.
MESEM’de 15 yaşında çalışan Deniz ve annesi Sümbül’ün gözünden çocuk işçiliği… Eğitim yerine iş hayatına atılan çocuklar, geleceğini ve güvenliğini tehlikeye atıyor.
Soru artık ‘neden böyle’ değil; ‘nasıl değiştirebiliriz?’ sorusu. Ve bu sorunun yanıtı, hiç olmadığı kadar örgütlü bir yerden geçiyor.
Çalıştığım iş yerinde hijyen, yemek, mola gibi konuların hepsi ayrı bir sorundu. Soyunma odası kapatılmıştı ve biz tuvalette üstümüzü değiştirmek zorunda kalıyorduk. Denetim yoktu, sömürü had safhada
‘O gün orada yalnız değildim hissiyatının ne kadar güçlü olduğunu anladım. Baskılara karşı miras bırakılmış bir mücadelenin parçası olmak, tarifi imkansız bir güven ve aidiyet duygusuydu.’
‘Görünmeyen her şiddet biçimi sürer; fark edilen her şiddet ise sorgulanır, konuşulur ve değişmeye başlar.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN










































