DERGİMİZDEN

92 kadın eğitim emekçisi yanıtladı: Kadın eğitim emekçileri neden sendikaya aktif katılamıyor?

Yapılan anket, kadın eğitim emekçilerinin sendikal hayattan uzak kalmasının temel nedeninin ev içi yükler ve dışlayıcı örgütlenme biçimleri olduğunu ortaya koyuyor.

Dayatılan sefalet ücretini kabul etmemek gerek

‘İhtiyacımız olan şey, susmak değil; aynı sorunları yaşayan öğretmenlerin bir araya gelmesi ve dayatılan sefalet ücretlerini kabul etmemek...’

Yeni başlangıçlar

'Bizler 'yan yana daha güçlüyüz' diyerek yolumuza devam edeceğiz.'

Tatili yaşayamayan çocuklar

‘Sadece dinlenme fırsatını değil, dünyayı keşfetme iştahlarını da kaybediyor çocuklarımız...’

Bu Sincan liselerindeki ilk ve tek taciz değil!

‘Sincan’da pek çok okulda kadın öğrencilerin çeşitli düzeylerde tacize maruz kaldığını biliyoruz. Bu öğretmenler çoğunlukla görev yaptığı okuldan alınıp başka bir okula görevlendiriliyor.’

Enternasyonal sosyalizm ruhuyla dolup taşan bir yürek: Rosa Luxemburg

‘Rosa, 1898’de kendini tüm varlığıyla proletarya davasına adamak üzere Almanya’ya yerleşti. O tarihten itibaren Avrupa sosyalizmi içindeki belli başlı tartışmalarda önemli bir rol oynadı.’

Luxemburg’un mirası

Luxemburg, kadınların kurtuluşunu sınıf mücadelesinden koparmadı. Oy hakkından burjuva feminizmine uzanan tartışmalarıyla, sorunun üretim ilişkilerinden ayrı ele alınamayacağını ısrarla savundu.

Ekmek ve Gül dergisi Aralık 2025 sayısı

2025'in son sayısında kadınlar, sermaye ve devletin işbirliğini teşhir etmeye devam ederken 2026’ya ışık tutuyoruz...

Bir umudum sen, bin umudum ördüğümüz mücadele

Öfkemiz binse umudumuz binlerce... Haydi hediyeleşelim kız kardeşim; bir umudum sen, bin umudum ördüğümüz mücadele.

Umutsuzluğun kışından umudun baharına...

2026 yılına yaklaşırken bütçe kreşe, sığınmaevlerine, kadınlara mı ayrılacak; asgari ücret insanca yaşanılabilecek bir düzeye çıkarılabilecek mi soruları kadınların kafasında.

Dosya| Sermayenin öğüttüğü hayatlar: Çocuk işçilik

Dergimizin bu dosyasında çocuk emeğinin nasıl örgütlü ve bilinçli bir tercihle iktidarın politikaları ile yaygınlaştırıldığını ele alıyoruz.

Çocukları kurban eden sunak: sermaye

Eğitimi aşama aşama sanayinin ve sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendiren hamleler çocuk emeğini sömürü çarklarına her gün biraz daha fazla sürüklüyor.

Kanunlar çocuk işçiliğin önüne geçmiyor

MESEM ve derinleşen yoksulluk, çocukları eğitimden koparıp ucuz iş gücüne dönüştürüyor. Devlet politikaları, çocukluğu korumak yerine çocuk işçiliğini meşrulaştırıyor.

Dilovası’dan Türkiye’ye çocuk işçilik gerçeği

Türkiye’de milyonlarca çocuk okul yerine atölyelerde, fabrikalarda çalıştırılıyor. Dilovası’daki facia ise çocuk işçiliğin görünmez değil, görmezden gelinen bir gerçek olduğunu gösteriyor.

Eğitim sermayeye teslim

MESEM ve yeni eğitim politikaları çocukları okuldan koparıp ucuz iş gücüne dönüştürüyor. Yoksulluk derinleşirken her 4 çocuktan 1’i çalışıyor; devlet ise çocuk işçiliğini meşrulaştıran adımlar atıyor.

Okul yerine iş, güven yerine korku

MESEM’de 15 yaşında çalışan Deniz ve annesi Sümbül’ün gözünden çocuk işçiliği… Eğitim yerine iş hayatına atılan çocuklar, geleceğini ve güvenliğini tehlikeye atıyor.

25 Kasım’ın ardından: Şiddetin nedenleri ayyuka çıkıyor

Soru artık ‘neden böyle’ değil; ‘nasıl değiştirebiliriz?’ sorusu. Ve bu sorunun yanıtı, hiç olmadığı kadar örgütlü bir yerden geçiyor.

Bakan, MESEM’lerin gerçek yüzünü bizden dinlesin

Çalıştığım iş yerinde hijyen, yemek, mola gibi konuların hepsi ayrı bir sorundu. Soyunma odası kapatılmıştı ve biz tuvalette üstümüzü değiştirmek zorunda kalıyorduk. Denetim yoktu, sömürü had safhada

Eskişehir’de ilk 25 Kasım coşkusu

‘O gün orada yalnız değildim hissiyatının ne kadar güçlü olduğunu anladım. Baskılara karşı miras bırakılmış bir mücadelenin parçası olmak, tarifi imkansız bir güven ve aidiyet duygusuydu.’

Bir panodan fazlası...

‘Görünmeyen her şiddet biçimi sürer; fark edilen her şiddet ise sorgulanır, konuşulur ve değişmeye başlar.’

Editörden