8 Mart'a giderken şiddetsiz, sömürüsüz ve insanca yaşam talebimizi yükseltelim!
İktidar ve sermayenin yarattığı bütün karanlığa rağmen kadınlar, ışığın yolunu arıyor… İşçi ve emekçi kadınlar, sermayeye karşı grevde, direnişte sesini yükseltiyor.

8 Mart’a giderken işçi ve emekçi kadınlar gücünü, 8 Mart’ın tarihinden; 1848 Devrimi sırasında can veren kadın işçilerin anısından, 1850’lerde kadın işçilerin ağır çalışma koşullarına karşı mücadelesinden, Londralı kibritçi kadın işçilerinin grevinden, 1912 Ekmek ve Gül Grevi’nden, 1917’de Petrogradlı tekstil işçilerinin savaşa, yoksulluğa ve Çarlık rejimine karşı yürüyüşünden almaya devam ediyor.

O günden bugüne işçi ve emekçi kadınlar, kapitalizmin dayattığı karanlığa boyun eğmeyip örgütlü mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyor. Ancak dünyanın her bölgesinde sermaye, çarkın dönmesi ve kendi ihtiyaçlarının karşılanması için kadınları ucuz iş gücü olarak kullanmaya, işçilerin dişiyle tırnağıyla kazandığı hakları yok etmeyi hedeflemeye devam ediyor.

Dünyanın birçok yerinde kadınların daha çok esnek çalışması ve sermayenin ucuz iş gücü ordusuna katılması planlanıyor. Başta Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump olmak üzere tüm dünyada iktidarlar “ailenin korunması” adı altında cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmeyi, kadınları boyunduruk altına alarak daha fazla çalıştırmayı, daha çok sömürmeyi hedefliyor.

TIPKI TÜRKİYE’DE DE OLDUĞU GİBİ…

Geçtiğimiz yıldan bu yana işçi ve emekçi kadınlar, iktidarın Orta Vadeli Program (OVP) ve 12. Kalkınma Planı kapsamında güvencesiz ve esnek çalışmanın hızla yaygınlaşmasıyla daha fazla karşı karşıya kalıyor.

İktidar, “Kadınlara istihdam sağlıyoruz” diye yüksek sesle övünürken, bu söylem aslında kadınları sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli, kıdem tazminatı ve emeklilik güvencesi olmayan işlere mahkum etmek anlamına geliyor.

ÇARK DÖNSÜN DİYE…

İktidar, sermayeye bu şekilde ucuz iş gücü sunarken, vergi indirimleri, teşvikler, İşsizlik Fonu’ndan işçi ücretlerinin karşılanması ve vergi afları gibi uygulamalarla patronların kârlarını artırmaya yönelik politikalar hayata geçiriyor.

İşçi ve emekçi kadınlar yoksullaşırken daha fazla sömürülüyor, iktidarın politikaları evdeki angarya yükünü de kadınların omzuna yıkıyor.

NASIL MI YAPIYOR?

Orta Vadeli Program ve kamuda tasarruf belgelerinde, “Ülkede para yok, biraz kemerleri sıkacağız” denerek, işçi ve emekçilerin tüm hakları hedef alınıyor. Kamuda tasarruf adı altında kamu hizmetlerine ayrılan bütçe kısıtlanmaya devam ediyor.

Kreş, okul, servis, sağlık gibi temel kamu hizmetleri asgariye indiriliyor ve bu sürecin bedelini yine kadınlar ödüyor.

İKTİDAR, “AİLE YILI” İLANI İLE SÖMÜRÜYÜ DERİNLEŞTİRİYOR

Cumhurbaşkanı “üç çocuk” çağrısının yanında kadınlara esnek çalışma “müjdesi” veriyor. Yani devlet kadına, “Evdeki işler senin sorumluluğun. Hem çocuğa bakacaksın hem de eve esnek çalışma ile ‘ek gelir’ getireceksin” demiş oluyor.

Bu süreç ise kadınlar için kocaya, babaya bağımlılık demek; ekonomik bir güvencesinin olmaması demek, yani en çok da şiddet  demek…

FAİLLERE BOL TORELANS!

Sömürü ve baskı koşullarında kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri had safhaya ulaşıyor.  2024’ün Mart ayından 2025’in Şubat ayına kadar 360 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. Kadınlar, en çok eşleri veya aile fertlerinden olan erkekler tarafından katledildi.

İktidar, bu vahim tabloya karşı hiçbir önlem almazken, Yargıtay’ın Pınar Gültekin kararında da görüldüğü gibi, kadınları vahşice katleden failler adeta ödüllendiriliyor, affediliyor.

Ancak iktidar ve sermayenin yarattığı bütün karanlığa rağmen kadınlar, ışığın yolunu arıyor…

İşçi ve emekçi kadınlar, sermayeye karşı grevde, direnişte sesini yükseltiyor.

İktidarın yasaklarına, saldırılarına ve gözaltılarına rağmen geri adım atmıyorlar.

8 Mart’a giderken bulunduğumuz her yerde; sokakta, okulda, iş yerlerinde, mahallede, ofiste, atölyede, kadınların “Şiddetsiz, sömürüsüz ve insanca yaşam” talebini yükseltelim.

İktidarın ve sermayenin yarattığı tüm güvensizlik çemberine karşı ‘tek güvencemiz mücadelemiz’ diyelim.