Anayasa Mahkemesinin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesiyle birlikte nafaka tartışmaları yeniden gündemin merkezine oturdu. Kararın gerekçesi ve ardından yapılacak yasal düzenlemeler ayrıntılı biçimde ele alınacaktır, alınmalıdır da. Ancak bu tartışmada biraz gözden kaçan çok önemli bir nokta var: Bu sadece hukuki bir konu değil, aynı zamanda bir eşitlik, sosyal adalet ve sağlık hakkı meselesi.
Nafaka konusunda yıllardır kamuoyuna sunulan tablo, sanki çok sayıda erkeğin hayatı boyunca yüksek miktarlarda nafaka ödemek zorunda bırakıldığı yönündedir. Oysa gerçeklik bu tablodan oldukça farklıdır. Hükmedilen nafaka miktarlarının büyük bölümü son derece düşük düzeydedir. Dahası, pek çok kadın mahkeme kararıyla hükmedilen o düşük miktarı bile düzenli olarak alamamakta, bunun için uzun ve yıpratıcı mahkeme süreçleriyle boğuşmak zorunda kalmaktadır. Yani tartışılan şey, pek çok erkeğin altında ezildiği ağır bir mali yük değil; birçok kadının hukuki mücadeleyle bile güçlükle ulaşabildiği, yaşamını sürdürmek için gereken asgari bir güvencedir.
Buna rağmen tartışmanın odağına kadın yoksulluğu değil, nafakanın kendisi yerleştirilmektedir. Oysa önce şunu sormak gerekir: Türkiye'de kadınları nafakaya ihtiyaç duyar hale getiren koşullar ortadan kalkmış mıdır?
Kadınlar erkeklerle eşit ücret alabilmekte midir? Kadın istihdamı erkeklerle eşit düzeye ulaşmış mıdır?
Bakım emeği kadınların omuzlarından alınmış, toplumsal olarak paylaşılmış mıdır?
Yaygın ve ücretsiz kreş hizmetleri sunulmakta mıdır?
Çocuk, yaşlı ve engelli bakımına yönelik kamusal hizmetler yeterli düzeye ulaşmış mıdır? Kadınların ekonomik bağımsızlığı güvence altına alınmış mıdır?
Bu soruların hiçbirine bugün "evet" yanıtı veremiyoruz, ancak kadınların mevcut haklarının her gün biraz daha daraltıldığına tanık oluyoruz. Sosyal devletin görevi eşitsizliklerin sonuçlarını daha da ağırlaştırmak değil, o eşitsizlikleri ortadan kaldıracak politikalar üretmektir. Nafakayı tartışma konusu yapmak yerine kadınların nafakaya ihtiyaç duymayacağı eşit, özgür ve adil toplumu inşa etmektir.
Yoksulluk nafakası bir lütuf değildir. Çalışma yaşamındaki yapısal eşitsizliklerin ve boşanma sonrasında derinleşen ekonomik kırılganlığın kısmen telafi edilmesini amaçlayan bir haktır.
Nafaka tartışmasının göz ardı edilen boyutu
Yoksulluk ekonomik bir sorun olduğu kadar bir sağlık sorunudur ve bu tartışmanın neredeyse hiç konuşulmayan bir boyutu da sağlık hakkıdır.
Dünya Sağlık Örgütünün yıllardır vurguladığı gibi sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değildir. Sağlık; bireyin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik halidir. Bu iyilik halini belirleyen en önemli etkenlerden biri ise gelir düzeyidir. Başka bir deyişle, gelir güvencesi, sağlık güvencesidir.
Geliri olmayan ya da yetersiz olan bir kadın sağlık kontrollerini ertelemeye başlar. Koruyucu hizmetlerden yeterince yararlanamaz, ilaçlarını düzenli kullanamaz, sağlıklı beslenemez. Şiddet içeren ya da sağlıksız yaşam koşullarından ayrılmak için gereken ekonomik zemini bulamaz. Boşanma sonrasında ekonomik olarak kırılgan hale gelen kadınlar açısından nafaka çoğu zaman kira, fatura ödemesi, mutfak giderinin ötesinde; sağlık hizmetlerine erişebilmenin de temel güvencesidir.
Üstelik bu süreçte kadınlar çoğunlukla önce kendi sağlık ihtiyaçlarından vazgeçerler. Çocukların ihtiyaçlarını, evin giderlerini önceler; kendi sağlıklarını ise ertelenebilecek bir lüks gibi görmeye başlarlar. O sırada ertelenenler; önlenebilir hastalıkların tespiti, kronik rahatsızlıkların takibi, ruh sağlığının korunmasıdır.
Bu nedenle nafaka hakkına ilişkin her düzenleme salt hukuk metinleri üzerinden değil, yaratacağı somut sosyal sonuçlar üzerinden de değerlendirilmelidir. Kadın yoksulluğunu artıracak her adım sağlık eşitsizliklerini de büyütecektir. Çünkü sağlık yalnızca hastaneye ulaşabilmek değildir; yeterli beslenebilmek, güvenli koşullarda yaşayabilmek, ruhsal iyilik halini koruyabilmek ve gerektiğinde tedaviye erişebilmektir.
Konuşmamız gereken asıl konu, kadınların nafakaya ihtiyaç duymayacağı kadar eşit ve adil bir yaşamın nasıl kurulacağıdır. Eşit işe eşit ücretin sağlandığı, bakım emeğinin toplumsallaştırıldığı, kadın istihdamının güçlendirildiği ve ekonomik bağımsızlığın güvence altına alındığı bir düzen kurulmadan nafaka hakkını hedef almak, mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirecektir.
Kadın yoksulluğu bir halk sağlığı sorunudur. Kadınların ekonomik güvencesini zayıflatan her karar, aynı zamanda sağlık hakkını ve insan onuruna yakışır yaşamı da zedelemektedir. Çünkü sağlık, güvenceli bir yaşam sürebilmektir.
Fotoğraf: Eşitlik İçin Kadın Platformu
İlgili haberler
AYM’nin nafaka kararı kadınların eşitlik hakkına aykırı
'Boşanmak gibi son derece medeni bir talep nedeniyle her gün kadınların öldürüldüğü bir ülkede, ekonomik koşulların zayıflatılmasının kadınların medeni haklarının kısıtlanmasına neden olacağı açık.'
Süresiz nafaka düzenlemesinin iptali ne anlama geliyor?
Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasındaki "süresiz" ibaresini iptal etti. Av. Sevil Aracı, kararı Ekmek ve Gül'e değerlendirdi.
Karaca, kadın örgütlerinin nafaka sorularını Bakan Gürlek’e yöneltti
Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Anayasa Mahkemesinin yoksulluk nafakasını sınırlayan iptal kararını Meclis gündemine taşıdı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN























