‘Türkiye yüzyılının dayanakları’ dedikleri: Kadınlar ve aile
Aile, Türkiye yüzyılının ihtiyaç duyduğu, milletin ve devletin bekasını sağlayacak yurttaşı, milli kimliği ve toplumsal rızayı üreten bir mekanizma haline getiriliyor.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin Türkgün gazetesi ile gerçekleştirdiği “Türk ve Türkiye yüzyılının dayanakları” röportaj serisi yayımladı. Bahçeli röportajlarda Türkiye yüzyılının dayanakları olarak bölgede egemen devlet olmayı, milli üretimi, savunma sanayisinin kurumsallaşmasını ve “terörsüz Türkiye” gibi hedefleri sıralarken, bu projenin temel ayaklarından biri olarak da aileyi tarif etti. Bu bakımdan Bahçeli, iktidarın uzun süredir yürüttüğü aile tartışmasının yalnızca muhafazakar bir değer ya da sadece gelecek işçilerin doğrulması ve bakımı biçimde ele alınmadığını; ailenin, iktidarın “Türkiye yüzyılı” adı altında inşa etmeye çalıştığı yeni rejimin kurucu bir ögesi olduğunu gösterdi.

Uzun süredir aile politikaları aracılığıyla kadınların ucuz, esnek ve güvencesiz biçimlerde istihdama katılmasının teşvik edildiğini; doğurganlık oranlarındaki düşüşün, geleceğin işçilerinin üretimini güvence altına alma kaygısıyla ele alındığını; kadınların birçok hakkının ise muhafazakar politikalar doğrultusunda sınırlandırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bahçeli ise bu tartışmaya önemli bir boyut ekledi. Aile, daha açık biçimde Türkiye’nin bölgesel güç olma iddiasının ve milli kimlik inşasının merkezine yerleştirildi. Durum böyle olunca, “aileye yöneltilen iç ve dış saldırılar” ve ailenin korunması da devletin bölgesel egemenliğinin, milli kimliğin ve kalkınmanın korunması/sağlanması bağlamında öne çıkmış oldu.

Geçtiğimiz ay Ankara’da gerçekleşen NATO zirvesi ve sonrasında Trump’tan icazeti de alan iktidarın, Ortadoğu’daki pozisyonunu gerek askeri müdahalelerle gerek “yatırım” adı altında ekonomik müdahalelerle güçlendireceği ortada. Bahçeli’nin Türkiye yüzyılının dayanaklarından biri olarak tanımladığı bölgesel egemenlik de bu yönelimin kısa bir özeti mahiyetinde. Yalnızca burayla sınırlı kalan bir coğrafya da tarif etmiyor Bahçeli; “gönül coğrafyası” üzerinden Balkanlar, Kafkasya; “Türk dünyası” ideali üzerinden Orta Asya’ya kadar uzanan bir coğrafyada ABD kontrolünde bir Türkiye burjuvazisi egemenliği hedefleniyor. Bahçeli burada “milliliği” öne çıkartıyor; ABD’ye siyasal ve ekonomik olarak bağımlı bir Türkiye gerçeğini, artık iki kutuplu bir dünyanın içinde yaşamadığımız, yeni güç merkezlerinin de oluşabileceği ve burada Türkiye’nin konumunun belirleyici olacağı masalı ile örtüyor.

Bu hedefler gerçekleştirilirken iç siyasette nasıl bir yönelim gösterildiğini NATO zirvesi öncesinde yapılan gözaltı ve tutuklamalarda açık bir biçimde görmüştük. Bir yandan ABD ve Türkiye’nin hedeflediği bölgenin iş gücünü, kaynaklarını kendi çıkarına kullanma hedefiyle hareket eden iktidar bunu tam anlamıyla gerçekleştirebilmek adına içeride ikna ya da zor yoluyla bir rıza inşa etmeye çalışıyor. 

Aile ise bu noktada bir ikna aracı haline geliyor. Ailenin sağlam olması devletin gücü ve bölgede kurabileceği egemenlik ile ilişkilendiriliyor; doğum oranlarındaki düşüş milli kalkınma için bir tehdit haline geliyor; ailedeki değişimin ve “dış akımların” Türk gençliğinin geçmişten miras alması devletin ve milletin bekası için vazgeçilmez olan değerlerin, törenin aktarılması önüne bir engel olarak koyuluyor. Aile, Türkiye yüzyılının ihtiyaç duyduğu, milletin ve devletin bekasını sağlayacak yurttaşı, milli kimliği ve toplumsal rızayı üreten bir mekanizma haline getiriliyor. 

Aile bu biçimde ele alındığında, kadınların doğurganlığı, bakım yükü, ücretli emeği, aile ve toplum içindeki rolleri de doğrudan milletin, devletin bekası ve iktidarın yeni rejimin kuruluş aşamasında politika üretmek zorunda olduğu bir konu oluyor.

Peki Bahçeli’nin bahsettiği, daha önce de defalarca duyduğumuz bu beka, işçi ve emekçi kadınların bekası mıdır? Öve öve bitirilemeyen Türkiye yüzyılı projesi, kadınlar açısından ne getirir?

Aslında bu soruların yanıtı, geçtiğimiz birkaç sene içinde yaşadıklarımızda saklı. Savaş sanayisine ayrılan payın yükseltilmesinin, kadınların en temel ihtiyaçlarına ayrılan bütçe payına mal olduğu; milliyetçiliğin perçinlenmesinin toplum içindeki kutuplaşma ve şiddeti perçinlediği; bu projenin karşısında haklarını savunan kadınların baskı ve tutuklamalarla alıkonulduğu ama bu yaşanırken kadınların “güçlü aile” için medeni haklarının tırpanlandığı, cezasızlığın arşa çıktığı; kadın emeğinin yine aile gerekçe gösterilerek ucuzlaştırıldığı ve güvencesizleştirildiği bir süreci yaşadık.

Bu süreç, Türkiye yüzyılında kadınlara vadedilenlerin yalnızca bir kısmıydı. İktidarın yayılmacı hedefleri, savaş politikaları ve sermayenin ihtiyaçları derinleştikçe, kadınların emeği, bedeni ve yaşamı üzerindeki baskı da artacak. Aile, iktidarın hedeflediklerini pürüz yaşamadan gerçekleştirebilmesi için ihtiyaç duyduğu yeni rejimin kurulmasının bir ayağı olduğu sürece, kadınları daha karanlık günlerin beklediğini söylemek gerek. Bu yüzden kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi, bu rejim projesine karşı yürütülen bir mücadeleye hızla dönüşmek zorunda.

Fotoğraf: DHA

İlgili haberler
İktidarın “Türkiye Yüzyılı” hedefinde mamografi krizi

Keçiören’deki iki KETEM’den biri olan Etlik KETEM’de cihazın bozuk olması ve yeni cihaz alımı için beklendiği gerekçesiyle mamografi çekilemiyor.

'Aile yılı'nın ardından 'Aile on yılı': Erdoğan 'kutsal aile' dedi, kürtaj hakkını hedef aldı

Erdoğan, Uluslararası Aile Forumu'ndaki konuşmasında 'fıtrat', 'aile kutsaldır', 'en korunaklı liman' diyerek kadınları hedef aldı. Kürtaja 'cinayet' diyerek önümüzdeki 10 yılı 'aile yılı' ilan etti.

İktidarın “aile yılı”: Kadınların yaşamını, emeğini ucuzlatma programı

Editörümüz Elif Turgut ve Evrensel gazetesinden Zeliş Irmak ile "aile yılı"nı konuşuyoruz.


Editörden