İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD)’nin, EngelliWeb projesi kapsamında eylül ve ekim 2026 döneminde gerçekleştirilen erişim engellemelerine ilişkin verileri, sansürde gelinen noktayı gayet iyi açıklıyor. 1-31 Ekim 2026 tarihleri arasında 5651 sayılı Kanun’un 8. ve 8/A maddeleri kapsamında en az 867 X hesabı erişime engellendi. Eylül ayında engellenen 1.270 hesapla birlikte, iki ayda erişime kapatılan toplam hesap sayısı 2 bin 137 oldu.
Kimler yoktu ki hesapları engellenenler arasında. Başta her olayda “günah keçisi” ilan edilen gazeteciler, haber kuruluşları, siyasi partiler, akademisyenler, avukatlar, ekonomi yorumcuları ve kadınlar ile kadın dernekleri. Peki neden? Cevap net: Duymayalım, görmeyelim, konuşmayalım.
Gazeteci kılıklılar…
Aslında iktidar, erişim engelleri ile birlikte gelen sansür sürecinde bu noktaya da “kolay gelmedi”. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her daim medya ile bir derdi vardı. “Her sabah yalana, iftiraya uyandığımız günlerden geldik”, “Twitter bir baş belası”, “Gazeteci kimlikli casuslar”, “Gazeteci kılıklı militanlar” ya da “Gazetecilik altında terör” ifadeleri hep havalarda uçuştu.
Gazetecilik meslek örgütleri ise her seferinde aynı cümleyi kurdu: “Basınla birlikte toplumsal muhalefeti de susturmayı, korkutmayı hedefliyorlar.” Adaletsizlik arttıkça ve gazeteciler bu adaletsizlikleri yazdıkça sansür de doğru orantılı arttı. Son olarak “Ailem Güvende” adı verilen ama aile ile en ufak bir ilgisi olmayan operasyonlar gerçekleştirildi. LGBTİ derneklerinin yöneticileri cezaevine gönderildi, kadın örgütlerinin hesapları kapatıldı.
Ve bu sansür mekanizmasından en çok etkilenen yine kadınlar oldu. Zira uzun yıllardır kadınlar ancak ses çıkardığında cinayet failleri yakalanabiliyordu. Kadını sadece aileden ibaret gören iktidar, cinayetler söz konusu olunca “sıfır tolerans” dese de Türkiye'de 2026 yılının ilk 9 ayında 225 kadın cinayete kurban gitti, 234 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Ve pek çok fail hakkında ancak kamuoyu baskısı ile tutuklama kararları verilebildi.
Örneğin 2021’de Duygu Delen’in, Mehmet Kaplan’ın evinin balkonundan düşerek şüpheli şekilde hayatını kaybetmesi sonrası Kaplan’a ev hapsi verildi, kamuoyu baskısı sonucunda sanık tutuklandı. 2024’te ise Beyoğlu'nda yürüyen genç bir kadına cinsel saldırıda bulunan iki şüpheli; yakalanmalarına ve güvenlik kamerası kayıtlarına rağmen serbest bırakıldı. Ancak görüntülerin sosyal medyada yayılması sonrası tutuklandılar. Şule Çet cinayetinin üstü “intihar” denilerek kapatılmak üzereyken sosyal medyada oluşturulan kamuoyu ile yargı, sorumlu davranmak zorunda kaldı.
Amaç: İhmalleri gizlemek ve failleri görünmez kılmak
Kamuoyu baskısının en görünür olduğu yer olan internet dünyası ise sansürün merkezi hâline geldi. Yayın yasakları, erişim engelleri, içerik kaldırma, hatta cinayetten ceza almış faillerin “unutulma hakkı”na verilen izinler... Hepsinin tek bir amacı vardı aslında: Kamuoyu baskısını kırmak, devletin ihmallerini gizlemek ya da failleri görünmez kılmak…
En bilinen örnek Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra Şengüler'in ölümleri. Kur'an’a Hizmet Vakfı sorumlusu Ayhan Şengüler'in istismarına karşı yıllardır mücadele veren Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın cansız bedenleri Zeytinburnu sahilinde bulundu. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında olaya dair gizlilik kararı ve yayın yasağı getirildi. Ekim 2026'da görülen cinsel istismar dosyasının karar duruşmasında ise mahkeme heyeti, şikayetin geç yapılması ve istismar anına dair görgü tanığı bulunmaması gibi gerekçelerle sanık hakkında beraat kararı verdi.
Cinayeti işleyen ‘unutulmak’ istiyor
Kadınlar için bir başka sansür çeşidi de “unutulma hakkı” oluyor. Kadın öldüren, cinsel istismara maruz bırakan ya da saldıran failler, isimleri haberlerde geçmeye başladığı zaman mahkemelere başvurup unutulma hakkından faydalanmak istiyor. Kadın cinayetleri, cinsel saldırı ve çocukların cinsel istismarı gibi davalarda “unutulma hakkının” kamu düzeni, kamu güvenliği ve toplumsal hafıza engeline takılması gerekir. Kadın cinayetlerinin, toplumsal, sistematik ve politik bir olgu olması sebebiyle “güncelliğini yitiren basit bir adli vaka” olarak görülmemesi, haberlerin internette kalmasında toplumun bilinçlenmesi, yargısal süreçlerin denetlenmesi ve tarihsel hafızanın korunması açısından önemli bir yerde duruyor.
Hesaplar engellense de kadınlar bu konuda mücadele etmeye devam ediyor. Ama mücadele ne sadece cinayetlerle ne de sadece kadınlarla sınırlı kalıyor. Sansür de sansüre karşı mücadele de sürüyor.
Kazanılan milyonlar, kaybedilen kuruşlar
Bu sırada iktidar kanadında başka bir kaynama noktası vardı: “Fon vurgunu” … Eylül ortasında Borsa İstanbul’da bazı serbest yatırım fonlarının temerrüde düşmesiyle adli ve finansal bir kriz yaşanmaya başlandı. AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kazandığı milyonlar vardı. SPK Başkanı Mahmut Sütçü istifa etti, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik emekliliğini talep etti. Her gün yeni bir bilgi geliyordu. Bu arada gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklandı, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz’a ev hapsi verildi. Ancak hemen ardından Murat Ağırel yapmadığı bir haber nedeniyle cezaevine gönderildi. Üstelik gazeteciler için yazılan iddianamelerde toplam 56 yıldan fazla hapis cezası isteniyor.
İktidar kanadı milyonlarına milyonlar katarken elindeki üç kuruş parayı enflasyona kaptırmak istemeyen işçi ve emekçiler ellerindekinden de oluyordu. Asgari ücretle ay sonunu getirmeye çalışanların fonlar üzerinden kazanılan milyonlarca liradan haberi olmasın diye gerçekleri yazan gazeteciler tek tek içeri alınıyordu.
Bu sırada gazeteciler pek çok ilde “Sansüre hayır, habere özgürlük” diyerek alanlara çıktı ve “Gerçeğin sakıncalı sayıldığı; sadece gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansüre uğradığı bir düzene sessiz kalmayacağız. Gerçeğin susturulmasına, halkın haber alma hakkının engellenmesine ve tüm toplum kesimlerinin sansüre maruz bırakılmasına karşı sesimizi yükseltiyoruz.” dedi.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Dosya: Kadınları kuşatan karanlık: Saray oligarşisi
Dergimizin bu sayısı; grev kırıcılığına, tacize ve cezasızlığa direnen kadın işçilerin karşısındaki fon vurguncularının gerçekliğini ortaya seriyor.
Saray oligarşisine fon kıyağı, kadınlara kesintisiz yoksulluk
Bir avuç sermaye grubuna, iktidar çevrelerine aktarılan her kaynağın, aslında kadınların temel talepleri ya da eşit yaşam hakkı için kullanılmayan kamusal kaynaklar olduğu bir gerçek.
Bir dava dosyası bize ne anlatır?
Patron Ahmet Aslansoy'un cinsel saldırısına uğrayan işçi kadına "itibarı zedeleme" soruşturması açıldı. Sanık patron polis koridorunda korunurken, kadın işçinin kararlı mücadelesi simge oluyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















