Aslansoy Tekstil Pamuk Fabrikasında bir kadın işçi, fabrikanın patronu Ahmet Aslansoy tarafından cinsel tacize ve cinsel saldırıya maruz kaldı. Aynı patron tarafından cinsel tacize maruz kalan ilk kadın değildi. Ama bu işçi kadının cesareti belki de Ahmet Aslansoy tarafından başka bir kadının daha taciz edilmesinin önüne geçti.
Cesaret konusuna geleceğiz ama önce sanığı tanıyalım. Sitelerindeki kurumsal açıklamaya göre 1970 yılında ismini verdiği fabrikayı kuran patron, bu fabrikada küresel standartlara uygun günlük 150 tona varan pamuk ve polyester iplik üretiyor. Üretilen bu iplikler aynı zamanda uluslararası pazara satılıyor. Gaziantep 2. OSB ve 5. OSB’de olmak üzere iki ayrı fabrikası ve inşaat sektöründe yatırımları bulunuyor. Bunlar sadece servetinin kamuya açık kaynaklardan görülebilecek kısmı.
Fabrikanın adı aratılınca eski tarihli bir haber çıkıyor karşımıza 2022 yılından: “Ahmet Aslansoy Tekstil’de İşçi Kıyımı: Bütün İşçiler Tazminatsız Şekilde İşten Çıkarıldı”. İşçilerin insanca yaşayacak ücret talebine verdiği cevapla; “mükemmellik” vadettiği ürünlerin üretiminde işçilerin emeğiyle servetine servet kattığı, farklı alanlara yatırım yaptığı görülüyor. Dahası var. Patron Ahmet Aslansoy, Gaziantep AKP Milletvekili Derya Bakbak’ın babası. Bakbak, milletvekilliğinde üçüncü döneminde. Bakbak’ın eşinin fabrikasında daha önce iki işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmişti. Elbette bir gün bile gözaltına alınmadılar.
Ancak o sırada işçinin kopan iki kolunun hesabını sorduğu için, "patronlar bir gün bile gözaltına alınmadı" dediği için BİRTEK-SEN Genel Başkanı 2 ay tutuklu kaldı. İşçilerin hak arama mücadelesinin önüne valilik yasakları, kolluk müdahaleleri getirildi. Hakkını aradığı için işçiler işten atıldı. Devlet, hesap sormadı. Antep OSB’sinde semirmiş, iktidarla yakın ilişkisi açıkça ortada olan bu patronun ve ailesinin mali büyümesi de sermayeye çok yönlü hizmette kusur tanımayan iktidar cephesinin politikalarıyla örtüşüyor. Sırtını dayadığı ve tam da bağrından yükseldiği sınıfın gereklerini yapan iktidar cephesi; bir yandan çeşitli programlarla, teşviklerle, vergi indirimleriyle Aslansoy gibi patronların servetini büyütmesini sağlarken diğer yandan işçi kadınlar güvencesizliğe ve şiddete terk ediliyor.
İş yerlerinde her üç kadından biri tacize maruz kalıyor
Peki, bütün bunların Antep’te bir fabrikada çaycı olarak çalışan bir kadın işçinin patron tarafından maruz kaldığı cinsel suçlarla nasıl bir bağlantısı var? Türkiye'de iş yerlerinde çalışan her üç kadından en az biri cinsel tacize maruz kalıyor.
Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikasının (BİRTEK-SEN) "Tekstil Sektöründe Kadın Emeği ve Sendikal Algı" başlıklı raporunda kadın işçilerin en az yüzde 40'ının tacize maruz kaldığı ve bunların ancak yüzde 45'inin herhangi bir şikâyet mekanizmasına başvurduğu görülmektedir. Mekanizmadan kastımız yalnızca yargı yolu değil; iş yerindeki başvuru usulleri, sendikaya başvurma vb. de olabilir. Başvurulan mekanizmalardan ne kadar sonuç alındığını ise tahmin edebiliyoruz.
Hatırlayalım, bu vaka kamuoyuna yansımadan önce yaklaşık bir yıllık sürede soruşturma dosyasında bir ilerleme olmamış, iddianame düzenlenmemişti. Evrensel’de çıkan haber ile bir günde iddianame düzenlenmiş ve dava açılmıştı. Kadın işçi, çalıştığı sırada maruz kaldığı cinsel tacizi dile getirdiğinde "O herkese böyle yaptı, boş ver" denilerek patronun eylemleri normalleştirilmiş, "Yaşlıdır" denilerek iş yerinde işlenen cinsel suç meşrulaştırılmıştı.
Örülen faili “aklama” ağı
Kadın işçinin maruz kaldığı cinsel suçları ispat etmek amacıyla aldığı ses kayıtları kriminal incelemesinden geçmiş, ses kayıtlarının yüksek oranda sanıkla benzerlik gösterdiği ortaya çıkmış olmasına rağmen dava ancak bir yıl kadar sürede açılabilmişti. Süreçte kadın işçi ve vekili “ticari itibarı zedeleme” gerekçesiyle şirket adına yapılan şikâyet sonucu ifadeye çağrıldı. Yine patronun şikâyetiyle mağdur kadın, ses kaydı aldığı için ifadeye çağrıldı. Suçlu olan müşteki ve onunla dayanışma gösterenlermiş gibi her duruşmada kolluk adliyeye yığıldı, sanığın dinlendiği duruşmada sanık polisin açtığı “güvenlik koridoru” ile duruşma salonuna girdi. Dava boyunca aşamalarda sanık tarafı ve yer yer mahkeme, mağdurun mağdur olmasını yargılar hâle geldi. Bu tür dosyalarda yaygın olarak görülen mağdur suçlayıcı tavır, sanık müdafilerinin savunma sınırını aşan beyanlarında da görüldü. Çalışmak zorunda olan, işsiz kalmaktan korkan, duyulsa belki en yakınları tarafından ayıplanma riskiyle karşı karşıya olan kadın işçinin karşısında, cinsel suçların faili olan patron aklanmak istendi.
Cezasızlık sadece yargılama makamlarının vereceği karar ile açıklanamaz. Dava, bu tür suçların ortadan kaldırılmasının sadece bir aşamasıdır. En başında bu suçların yaygınlığından, mağdurların şikâyet mekanizmalarına erişim imkânından, bu mekanizmaların etkin işletilmesinden, toplumsal algıdan, kolluk ve yargılama makamlarının tutum ve davranışlarından ve nihayetinde yargılama sonucu çıkacak karardan doğru bir bütün hâlinde cezasızlık meselesini değerlendirmek gerekir. Bu nedenle yukarıda saydığımız şeyler ve daha sayamadığımız birçok şey ile bu dava dosyası birbiriyle doğrudan ilgili.
Cesareti bulaştıralım
Ancak tüm bunlara rağmen örgütlü mücadeleyle, dayanışmayla, sağlam mücadele alanları kurarak cesareti örebilir ve bu düzeni değiştirebiliriz. Karşı sınıfın refleksi bu yüzden en önce örgütlü alanlarımıza saldırmak oluyor.
Uzun sözün kısası Ahmet Aslansoy boşlukta süzülen bir patron tanesi değil. Cezasızlık ve sömürü düzeneği üzerinden inşa edilen bir sistemin parçası. Bu sebeple bu dosyada adaletin sağlanması kendinden çok öte bir anlam taşıyor. Elbette tekil olarak da adalet bir ihtiyaç ama kadın işçiler açısından taşıdığı anlam, binlerce kadın işçide yaratacağı adalet duygusu; örgütlü mücadelenin ve dayanışmanın güçlendirdiği yerden büyüyecek bir direniş hattının sembollerinden biri olması bakımından önemli.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Güvende olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu
‘Güven, yalnızca birilerinin bize sağlayacağı bir his değil; haklarımızı birlikte savunabildiğimiz, sözümüzün karşılık bulduğu, birbirimizin arkasında durabildiğimiz koşullarda yeniden kurabileceğimiz
Dosya: Kadınları kuşatan karanlık: Saray oligarşisi
Dergimizin bu sayısı; grev kırıcılığına, tacize ve cezasızlığa direnen kadın işçilerin karşısındaki fon vurguncularının gerçekliğini ortaya seriyor.
Saray oligarşisine fon kıyağı, kadınlara kesintisiz yoksulluk
Bir avuç sermaye grubuna, iktidar çevrelerine aktarılan her kaynağın, aslında kadınların temel talepleri ya da eşit yaşam hakkı için kullanılmayan kamusal kaynaklar olduğu bir gerçek.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















