Aydınlık yarınlar için tek güvencemiz mücadelemiz
Ancak şunu bilmeliyiz ki biz direnmezsek, mücadele etmezsek, bir kurtarıcı beklersek delip geçemeyiz bu karanlığı. Bu yüzden de yan yana gelmenin koşullarını yaratmak için adımlar atmalıyız.

Türkiye bugün; iktidarın ve onun etrafında öbeklenen sermaye çevrelerinin el ele vererek inşa ettiği bir süreçten geçiyor. Bir yanda emeğin ucuzlatıldığı, doğanın sermaye talanına izin verildiği, yargı kararlarının güç dengelerine göre biçimlendiği bir tablo var. Diğer yanda hayat pahalılığı, güvencesizlik ve keyfî kararlar âdeta her yanı sarmış durumda. İşçilerin, kadınların, gençlerin kazanılmış hakları hedef alınırken iktidar; kendi kalıcılığını güvenceye almak için seçim iradesinden haber alma hakkına, sendikal özgürlüklerden yaşam alanlarına kadar her yere müdahale ediyor. Ancak bu karanlık tablonun karşısında bir de madalyonun diğer yüzü var. Bizi umutsuzluktan çekip çıkaracak, yolumuzu aydınlatacak taraf...

Madalyonun diğer yüzünde baskılara, yoksulluğa ve talana karşı ses çıkaranlar, hakkını ve geleceğini savunanlar duruyor. Üstelik bu mücadele hattı, tüm engellere rağmen yan yana gelerek büyüyor. Bazen sosyal medyada birkaç saniyelik bir videoda görüp geçtiğimiz, bazen de gazete köşelerinde kısa haber olarak okuduğumuz bu direnişler aslında bize ne yapmamız gerektiğini çok net bir şekilde gösteriyor.

Yolumuzu aydınlatan mücadele feneri 

Sokakta, fabrikada ve mahkemede büyüyen sesler sadece birer tepki değil, saldırılara karşı yürünmesi gereken yolu gösteren bir fener. İzmir Bergama'da ağır çalışma koşullarına ve sendikalaştıkları için işten çıkarılmaya karşı direnişe geçen Agrobay Seracılık işçileri, aylarca fabrika önünde ve Ankara yollarında seslerini duyurdu. Polisin sert müdahalelerine ve kış şartlarına rağmen haklarını almaktan vazgeçmeyen kadın işçilerin mücadelesi, güvencesiz çalışma koşullarına karşı mücadelede önemli bir yer edindi. Manisa Soma'da Fernas Madencilikte işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması ve ödenmeyen hakları için direnen işçiler ise seslerini duyurabilmek için Soma'dan Ankara'ya yalın ayak yürüdü. 

Benzer bir kararlılığı iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçilerin ailelerinin adalet mücadelelerinde de görüyoruz. Hendek havai fişek fabrikası patlamasından Gayrettepe'deki gece kulübü yangınına ve Dilovası Ravive Kozmetikteki iş cinayetlerine kadar yakınlarını sermayenin kâr hırsı nedeniyle kaybeden aileler, tüm sorumluların yargılanması için adalet mücadelelerinden bir adım geriye düşmüyor. 

Köylüler de bu direnişlerden geri kalmıyor. Akbelen'de doğayı yok edecek maden projesine karşı barikatın en önünde dikiliyorlar. Tarım üretimi yapanlar da direniş hattına ekleniyor. Bursa'dan Samsun'a, Çukurova'dan Ege'ye kadar binlerce çiftçi artan gübre ve mazot maliyetlerine, yetersiz taban fiyat uygulamalarına karşı traktörleri ile yollara döküldü. Tarım politikaları nedeniyle ürettiği ürün tarlada kalan üreticiler, ürünlerini yollara dökerek tepki gösterdi. Diğer yandan yıllardır kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını sağlamak için Galatasaray Meydanı'nı boş bırakmayan Cumartesi Anneleri, yasaklamalara ve gözaltılara rağmen her hafta bu ülkenin adalet hafızasını diri tutmaya devam ediyor.

“Parçala, yalnızlaştır ve bastır” politikası 

İktidar ve onun etrafında kümelenen sermaye, tüm bu eylemlerin her birini çok iyi takip ediyor. Çünkü çok iyi biliyorlar ki tek tek yakılan bu mücadele fenerleri bir gün büyük bir aydınlığa dönüşecek. Bu yüzden fenerler birbirine ulaşamasın diye elinden gelen her şeyi yapıyor. En basit stratejiyle: "Parçala, yalnızlaştır ve bastır" Fabrikadaki işçinin eylemini yasa dışı ilan ediyor, toprağını savunan köylü ülkenin gelişmesine, ekonomisine karşıymış gibi gösteriliyor, adalet arayan aileler adliye kapılarında hukuksuz kararlarla karşı karşıya bırakılıyor. Hak arayan her kesim marjinalleştirilerek toplumun geri kalanından izole edilmek isteniyor. Gözaltılar, tutuklamalar, yayın yasakları ve yargı baskısı hep bu yüzden uygulanıyor. İktidar öfkenin adresi aynı olmasına rağmen bu öfkenin birbiriyle temas etmesinden ölesiye korkuyor. Çünkü direnişler parça parça kaldığında onları teker teker sindirmek ya da bastırmak çok daha kolay oluyor.

Bugün içinden geçtiğimiz bu karanlığı yırtıp atmanın tek yolu, parçalı hâlde süren bu direnişleri ve hak arayışlarını ortak bir hatta buluşturmaktır. Soma'da direnen madencinin derdi ile Akbelen’de toprağını koruyan köylünün derdi aynıdır. Mahkeme salonlarında adalet talep edenler ile işçilerin insanca yaşam talebinin ulaşacağı yer aynıdır. Doğa talanı da insanlık dışı yaşam koşulları da iş cinayetleri de bugün içinde bulunduğumuz sistemin ve onun iktidarlarının rant ve kâr uğruna uyguladıkları politikaların sonucudur. Bugün ihtiyacımız olan şey, bu politikalar karşısında ses çıkaran, direnen ve mücadele eden tüm kesimleri kapsayan birleşik mücadeleyi inşa etmektir.

Bulunduğumuz yeri mücadele alanına çevirelim

Fabrikalarda, kampüslerde, mahallelerde, köylerde; yani var olduğumuz her alanda ortak talepler etrafında yan yana gelmekle başlar birleşme. Çünkü bizi karanlığa iten nedenler karşısında ancak kol kola durduğumuzda bizi sarıp geçmesini engelleyebiliriz. Direnenlerin birbiriyle kurduğu dayanışma, o direniş bölgelerinin yakınlarında olanların kurduğu dayanışma büyüdükçe esas birleşme başlar. Ancak şunu bilmeliyiz ki biz direnmezsek, mücadele etmezsek, bir kurtarıcı beklersek delip geçemeyiz bu karanlığı. Bu yüzden de yan yana gelmenin koşullarını yaratmak için adımlar atmalıyız. Bir komşu ziyaretinde, bir çay molasında, bir ders arasında en temel hakları için direnenleri konuşmalı, bulunduğumuz yerde neler yapabileceğimize karar vermeliyiz. Çünkü tüm bunları durduracak tek şey bizim birlikte mücadelemizdir.

Fotoğraf:

İlgili haberler
Saray oligarşisine fon kıyağı, kadınlara kesintisiz yoksulluk

Bir avuç sermaye grubuna, iktidar çevrelerine aktarılan her kaynağın, aslında kadınların temel talepleri ya da eşit yaşam hakkı için kullanılmayan kamusal kaynaklar olduğu bir gerçek.

Bir dava dosyası bize ne anlatır?

Patron Ahmet Aslansoy'un cinsel saldırısına uğrayan işçi kadına "itibarı zedeleme" soruşturması açıldı. Sanık patron polis koridorunda korunurken, kadın işçinin kararlı mücadelesi simge oluyor.

Saray düzeninde örgütlenme: Temel Conta, Digel ve Smart Solar örnekleri

Temel Conta, Digel ve Smart Solar deneyimleri, kadın işçilerin yalnızca patronla değil; saray düzeniyle mücadele ettiğini, direnişin en önünde yer aldığını belgeliyor.


Editörden