Yıllarını bir evliliği sürdürmeye, çocuklarını büyütmeye, ailesini ayakta tutmaya adamış; ancak bütün bunları yaparken kendi hayatından vazgeçmesi beklenmiş bir kadının hikayesi Suzan’ın hikayesi.
2001 yılında Suzan’ın evli olduğu erkek, ona hem ihanet edip hem boşanmaya zorladı. Bu kararının ardından fiziksel şiddete ve ağır baskılara maruz kaldı Suzan. Boşanabilmek için mücadele etti ve 7 yıl ayrı yaşadılar. Ancak çocukların ve ailelerin baskısıyla aynı evliliğe döndü. Bir kez daha denedi fakat yıllar içinde değişen tek şey zaman oldu.
Çocukların sorunları, torunların sorumluluğu, evin geçimi ve gündelik hayatın bütün yükü yine Suzan’ın omuzlarına bindi. Eşinin yerine getirmediği sorumlulukları da üstlendi. Suzan bir yandan çalışırken bir yandan da evin bütün eksiklerini tamamlamaya çalıştı. Bu süreci anlatırken şunları söyledi Suzan: “Her işi ben üstlendim. Eşim beni her konuda yalnız bıraktı. Ben bu kadar yükü taşırken bir de sürekli eleştirildim, aşağılandım.”
Suzan’ın yaşadığı psikolojik şiddet gün geçtikçe ağırlaştı. Yaptığı işler beğenilmiyor, sözleri önemsenmiyor, ailesine hakaret ediliyordu. Arkadaşlarıyla bir araya gelmesi bile sorun olarak görülüyordu: “Arkadaşlarımla arada bir kız kıza oturup bir yerde yemek yiyip içmemize bile bir sürü laf ediyordu. Sanki başka bir şey yapıyormuşuz gibi ima ediyor, beni takip ediyordu.”
‘Rol yapıyormuş gibi hissediyordum’
Aşağılanma yalnızca evli olduğu erkekten gelmiyordu. Evli olduğu erkeğin ailesinden ve yakın çevresinden de hakaretlere maruz kaldı Suzan. Erkek kardeşinin boşanma sürecinde, üç bacanağın görüntülü görüşmelerinde kendi ailesi hakkında ağır, ağza alınmayacak sözler sarf ettiğini ve bu hakaretler karşısında sessiz kalmasının beklendiğini anlattı.
Suzan kendi sınırlarını çizmek istediği zaman da suçlanan taraf oldu. Her tartışmada karşısına aynı söz çıkarıldı: “Beğenmiyorsan kapı orada!” Bu cümle yıllar boyunca tehdit, aşağılama ve kontrol aracı olarak kullanıldı.
Tüm bunlar olurken, zamanla eşine karşı sevgisinin tükendiğini söyledi Suzan: “Artık ona karşı hislerim bitmişti. Birlikte olduğumuz zamanlarda sanki rol yapıyormuşum gibi hissediyordum. Aile bağı kalmamıştı.”
Kendi evinde mutsuz, kendi hayatında yalnız ve ruhsal olarak tükenmiş durumdaydı. Öyle ki yaşadığı yıpranmayla baş edebilmek için depresyon tedavisi gördü.
Boşanma kararından sonra da baskı sürdü
Suzan için bardağı taşıran son damla ise, nişanlı bir arkadaşı ve çocuklarıyla buluştuğunda evli olduğu erkeğin kendisine yönelik ağır hakaretleri oldu. Sonunda boşanmaya karar verdi.
Ancak Suzan boşanma kararını açıkladığında baskılar sona ermedi. Bu kez aileler arandı, çocuklar araya sokuldu, yakın çevre harekete geçirildi. Maddi meseleler üzerinden yeni tartışmalar yaşandı. Ancak Suzan artık kimseyi ikna etmeye çalışmadı. Eşyalarını topladı ve evden ayrıldı. Bunun ne kadar zor olduğunu anlatırken şu cümleyi kurdu: “Benim evliliğim iyi olsaydı neden bu yaşımda annemin yanına sığınayım? Kendi evim varken neden orada yaşayamaz hale geleyim?” Bu soru aslında yalnızca onun değil, şiddet nedeniyle evinden ayrılmak zorunda kalan bütün kadınların sorusu.
Katlanmak zorunda değiliz
Kadınların yaşadıkları şiddeti yalnızca fiziksel yaralanmalar üzerinden değerlendiremeyiz. Ekonomik kararların dışında bırakılmak, sosyal çevresinden koparılmak, ailesine hakaret edilmesi, sürekli aşağılanmak, tehdit edilmek ve boşanma kararının çeşitli baskılarla engellenmeye çalışılması da şiddetin farklı biçimleri. Üstelik kadın evden ayrıldığında mücadele bitmiyor. Bu kez barınma, ekonomik güvence, çocuklarla ilişkiler ve toplumsal yargılarla karşı karşıya kalıyor. Kadının ayrılma hakkı kadar, ayrıldıktan sonra güvenli ve bağımsız bir yaşam kurabilmesi de güvence altına alınmalı.
Biz kadınların şiddetsiz bir yaşam hakkının pazarlık konusu yapılamayacağını biliyoruz. Boşanmak isteyen bir kadının iradesine saygı duyulmasını, ekonomik ve sosyal güvencelerinin sağlanmasını, şiddete karşı etkin biçimde korunmasını istiyoruz.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















