25 Kasım 1960’tan 2026’ya bitmeyen mücadele
25 Kasım, yalnızca katledilen kadınları anma günü değil; onların yarım bırakılan mücadelesini sürdürme, şiddetin ve eşitsizliğin kaynağı olan düzene karşı birlikte mücadele etme günüdür.

Dominik’te Trujillo diktatörlüğünün iktidarda kaldığı süre, Maria Teresa’nın hayatından daha uzun bir süreydi; mücadelelerinde kararlı olan kız kardeşler bir kelebeğin yaşam süresi kadar olan hayatlarından vazgeçmemek uğruna katledilmişlerdi. Kendisine karşı en ufak bir muhalefete tahammülü olmayan Rafael Trujillo’nun yaptırdığı ilk katliam da değildi bu. Binlerce insanı elektrikli sandalyelerde öldürten, kendi halkını açlık ve safalete iterken ülke ekonomisinin yüzde 60’ına sahip olan diktatöre verilmesi gereken yanıtı, Maria Teresa, “Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” diyerek vermişti.

Patria, “Çocuklarımızın bu zalim ve yoz sistemde yetiştirilmesine izin vermeyeceğiz, bunun için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Ben kendi adıma her şeyi yapmaya hazırım, gerekirse hayatımı vermeye” derken bunu mücadelesine olan bağlılığıyla söylüyordu. Elbette ki yaşam hakkının kutsallığı bir diktatör için son derece önemsizdi, “Ülkenin en büyük sorunu kilise ve Mirabel Kardeşler’dir” dediğinde onların yaşam hakkını elinden alacağını gayet iyi biliyordu.

25 Kasım 1960’ta cezaevinde olan eşlerini ziyaret ettikten sonra yollarından alıkonulan, tecavüze uğrayan ve vahşice katledildikten sonra bir uçurumdan atılan Mirabel Kardeşler’in ölümüne trafik kazası süsü verilmişti. Yani bu katliam resmi kayıtlara trafik kazası olarak geçildi. Peki istenilen şeyde başarı sağlanmış mıydı? Tam tersine o uçurumun dibinden yükselen mücadele, tüm dünya kadınları tarafından örnek alındı; şiddetle mücadele ve dayanışma günü olarak ülkemizde ve tüm dünyada kadınları bir araya getirdi.

Dominik’te yaşayan herkesin, eşit ve adil bir biçimde yaşayabilmesi mücadelesi ile başlamıştı Mirabel Kardeşler’in mücadelesi. Mirabel Kardeşler’in anısını yaşatmak adına 25 Kasım, ölümlerinden yıllar sonra, 1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde gerçekleşen Latin Amerikalı ve Karayipli Kadınlar Kongresinde “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan edildi. 

Bugün, dünyanın dört bir yanında kadınların seslerini birlikte yükseltecekleri bir gün. Yoksulluğa, barınma hakkının gasbedilmesine, şiddete, savaşlara ve silahlanmaya ayrılan bütçelere, kamusal hizmetlerdeki kesintilere karşı; güvenli bir gelecek, insanca ve şiddetsiz bir yaşam talebiyle sokaklara çıkacakları bir gün. Kadınlar, bütün bu taleplerinin gerçekleşmesi için tek güvencelerinin kendi örgütlü mücadeleleri ve dayanışmaları olduğunu bir kez daha haykıracak. Haklarını gasbeden iktidarlara, yaşamlarını kuşatan eşitsizliklere ve şiddete karşı seslerini yükseltirken güçlerini de gösterecekler.

Mirabel Kardeşler’den bugüne değişmeyen bir gerçek var: Kadınların yaşam hakkını, özgürlüğünü ve eşitliğini hedef alan hiçbir baskı mücadeleyi sona erdiremedi. Aksine, her kuşak kadın kendi sözünü, kendi mücadelesini ve dayanışmasını büyüttü. 25 Kasım, yalnızca katledilen kadınları anma günü değil; onların yarım bırakılan mücadelesini sürdürme, şiddetin ve eşitsizliğin kaynağı olan düzene karşı birlikte mücadele etme günüdür. Çünkü kadınlar biliyor: Korkuya, yoksulluğa, şiddete ve güvencesizliğe mahkum olmadığımız bir gelecek, ancak mücadeleyle kurulabilir.

Fotoğraf: Ekmke ve Gül

İlgili haberler
Birbirimizin hikayesinde ortak mücadelemiz var

Şık Makas direnişiyle bir araya gelen kadınlar, Tokat Ekmek ve Gül Grubu’nda deneyimlerini paylaşarak farklılıklarını dayanışmaya, ortak sorunlarını birlikte mücadeleye dönüştürüyor.

‘Başak ve Aynur için adalet arayışımız mücadelemizin bir parçası’

‘Başak’ı ve Aynur’u unutmamak, onların ardından duyduğumuz acıyı ve öfkeyi yalnızca anılarda taşımak değil; bu duyguları birbirimizle kurduğumuz dayanışmanın bir parçası haline getirmekle mümkün.’


Editörden