‘Başak ve Aynur için adalet arayışımız mücadelemizin bir parçası’
‘Başak’ı ve Aynur’u unutmamak, onların ardından duyduğumuz acıyı ve öfkeyi yalnızca anılarda taşımak değil; bu duyguları birbirimizle kurduğumuz dayanışmanın bir parçası haline getirmekle mümkün.’

9 Eylül 2025’te Başak Gürkan, 30 Ekim 2026’da ise Aynur Ekici Batıkent’te vahşice katledildi. Yalnızca 14 ay içinde mahallemizde iki kadın hayattan koparıldı. Hayatları, meslekleri, gündelik yaşamları birbirinden farklıydı belki. Ama aynı mahallede yaşıyorlardı. Birbirlerinin hayatlarına ne kadar dokunduklarını, yollarının nerede kesiştiğini hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama bildiğimiz bir şey var: İkisi de yaşamaya, hayallerini gerçekleştirmeye devam edebilmeliydi.

Kadınların öldürülmediği bir mahalleyi nasıl kurabiliriz?

Başak’ın katledildiği günden bu yana Kardelenli kadınlar dayanışmalarını büyütmeye, davayı takip etmeye ve sahiplenmeye devam ettiler. Mahallenin kadınlar için nasıl daha güvenli hale gelebileceğini birlikte tartıştılar, bunun için adımlar attılar. Aynur’un katledilmesinin ardından da aynı dayanışma ağları üzerinden oldukça kalabalık bir eylem gerçekleştirdiler. O eylemde kadınların gözlerinde hem öfke hem de derin bir hüzün vardı. Kadınlar, “Bu sokakları mücadelemizle güvenli hale getireceğiz” diyerek seslerini birbirlerine kattılar. Aynur’un öldürüldüğü yerden evine doğru yürürken bir balkonundan sarkıtılan bezde yazılı bir cümle vardı: “Kadınlar ve çocuklar öldürülmesin!” Belki de o gün hepimizin aklında aynı soru vardı: Kadınların ve çocukların öldürülmediği, korkmadan yaşayabildiği bir mahalleyi nasıl kurabiliriz?

Yükselen öfkeyi kalıcı mücadeleye dönüştürebilmek

Bu nedenle şimdi gerçekleştireceğimiz eylemin güçlü ve kalabalık olması, sokakların kadınların sesiyle, dayanışmasıyla dolması Aynur’un kızlarının yalnız olmadığını hissetmesi, çok önemli. Ama en az bunun kadar önemli olan, eylemin ardından da bir arada kalabilmek, bu dayanışmayı sürdürmek ve bugün yükselen öfkeyi kalıcı bir mücadeleye dönüştürebilmek. Çünkü Aynur’un ardından duyduğumuz öfke, Başak için aylardır sürdürdüğümüz mücadeleden bağımsız değil.
Öfkemizin gelip geçici bir tepki olarak kalmasını istemiyoruz. Bu mahallede kadınların birbirini tanıdığı, birbirinin sesine ses kattığı, yaşadığı sorunlar karşısında yalnız olmadığını bildiği bir dayanışmayı büyütmek istiyoruz. Başak ve Aynur için adalet arayışımız da bu dayanışmanın ve birlikte sürdürdüğümüz mücadelenin bir parçası.
Bizim öfkemiz, yalnızca kaybettiklerimizin ardından duyduğumuz acıdan kaynaklanmıyor. Aynı zamanda başka kadınların da benzer biçimde hayatlarından koparılabileceği gerçeğine, bu ölümlerin önlenebilir olmasına rağmen yaşanmaya devam etmesine duyduğumuz öfke bu. Kadınların korkmadan sokaklarda yürüyebildiği, kendi hayatlarına dair kararları özgürce alabildiği bir yaşamın mümkün olduğuna inanıyoruz. Böyle bir yaşamın kendiliğinden kurulmayacağını da biliyoruz. Başak’ı ve Aynur’u unutmamak, onların ardından duyduğumuz acıyı ve öfkeyi yalnızca anılarda taşımak değil; bu duyguları birbirimizle kurduğumuz dayanışmanın ve sürdürdüğümüz mücadelenin bir parçası haline getirmekle mümkün.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden