Sevgili Ekmek ve Gül okurları,
Tokat'ta Şık Makas direnişçisi kadın işçilerle birlikte kurduğumuz Tokat Ekmek ve Gül Grubu, her buluşmada biraz daha büyüyor, güçleniyor. Son toplantımızda aramıza yeni arkadaşlar katıldı. Üstelik bu kez yalnızca Şık Makas işçisi kadınlar değil, üniversiteden kadınlar da bizimleydi. Farklı hayat deneyimlerinden gelen kadınların aynı masanın etrafında buluşması, birbirini dinlemesi ve ortaklaşması, buluşmamızı güçlendirdi.
Toplantı boyunca konuşulanlar, paylaşılan deneyimler ve anlatılan hikayeleri düşünüyorum. Bazı cümleler vardı ki insanın aklında kalıyor, üzerinde yeniden düşünme ihtiyacı hissettiriyor. Şık Makas direnişinden söz ederken kadınlardan biri, kendisini çok onurlu hissettiğini söyledi çünkü burada söz konusu olan yalnızca bir iş yerinde hak aramak, ücretini almak ya da çalışma koşullarını düzeltmek değildi. Kadınlar, yıllardır kendilerine biçilen rollerin dışına çıkarak belki de ilk kez kendi hayatları için söz söylüyorlardı, direnişte beraber karar alıyor ve mücadele ediyorlardı.
Bir başka işçi kadının anlattığı ise bu mücadelenin hayatın hangi alanlarına dokunduğunu gösteriyor. Eşinin direnişe, çadıra gitmesine karşı çıktığını anlatırken ona “30 sene sana hizmet ettim, 30 sene seni dinledim. Şimdi de benim dediğim olacak” diyerek direnişe katıldığını ifade etti. Bu sözlerde kendi kararını verme iradesi vardı.
Buluşmamızda çalışmanın bu düzenin içerisinde kadınlara sağladığı özgürlük üzerine de konuştuk. Kadınlar için çalışmak yalnızca geçimini sağlamak anlamına gelmiyor. Çalışmak, kendi parasını kazanmak, kendi kararlarını verebilmek ve hayatını başkasına bağımlı olmadan sürdürebilmek demek. Bir kez daha gördük ki patronların gasbettiği yalnızca ücretler ve emek değil. Kadınların kendi emekleriyle kurdukları bağımsızlık, kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma imkanları da bu sömürü düzeninin hedefinde.
Ekmek ve Gül buluşmamızın en etkileyici anlarından biri ise iki işçi arkadaşımızın karşılıklı olarak kendi hayatlarından, ailelerinden ve eşleriyle yaşadıkları sorunlardan söz ettiği anlardı. Biri muhafazakar bir ailede büyümüş, başörtülü bir kadındı. Diğeri daha seküler bir yaşam süren bir kadındı. Hayatları, yetiştikleri çevreler ve gündelik deneyimleri birbirinden farklıydı ancak birbirlerini dinledikçe, aslında ne kadar benzer sorunlarla karşı karşıya olduklarını gördük. Kadın olmanın, emekçi olmanın ve hayatın yükünü taşımanın ortaklaştırdığı deneyimler, aralarındaki farklılıklardan çok daha güçlüydü. İktidarın yıllardır inanç, kimlik ve yaşam tarzı farklılıklarını öne çıkararak toplumu ayrıştırdığı bir ülkede, belki de gündelik hayatın olağan akışı içinde yan yana gelme imkanı bulamayacak kadınlar, bugün aynı direnişin içinde buluştu.
İş yerinde aynı sömürüye maruz kalan, aynı hak gasplarıyla karşılaşan, evde ve toplumda benzer eşitsizliklerle mücadele eden kadınların ortak talepleri var. Birlikte direnirken bütün bu farklılıklar ortadan kalkmıyor ama birbirimize karşı bir mesafe almamıza neden olmaktan çıkıyor. İşte Ekmek ve Gül Grubu’nun bizim için anlamı da burada büyüyor. Burası yalnızca direnişin konuşulduğu, sorunların anlatıldığı bir buluşma alanı değil. Kadınların birbirini dinlediği, deneyimlerini paylaştığı, birlikte düşündüğü ve birlikte karar aldığı bir dayanışma alanı. Şık Makas işçisi olmayan üniversiteli kadınların da bu buluşmalara katılması, mücadeleyi daha da genişletiyor artık yalnızca aynı iş yerinde çalışan kadınların değil, farklı alanlardan gelen kadınların da birbirinden öğrendiği ve birbirinin mücadelesine omuz verdiği bir birliktelik büyüyor.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















