Şiddet sadece evin içinde değil, iş yerlerinde de
Kadın işçiler fabrikalarda yalnızca ağır koşullarla değil; hakaret, aşağılama, baskı ve ayrımcılıkla da mücadele ediyor.

Kadına yönelik şiddeti konuşurken çoğu zaman evde ya da sokakta karşılaşılan şiddeti düşünüyoruz. Oysa kadınlar için şiddet, her sabah çalışmak için fabrikaların kapısından içeri girdiklerinde de sona ermiyor. Kadın işçiler, fabrikalarda farklı biçimlerde şiddete, baskıya ve cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyor.
Şiddet, bazen bir amirin herkesin içinde bağırması, bazen aşağılayıcı sözler söylemesi, bazen de bir kadının emeğinin ve kişiliğinin küçümsenmesi şeklinde karşımıza çıkıyor. Hakaret, tehdit, azarlama ve sürekli baskı altında tutma, çalışma hayatının sıradan bir parçasıymış gibi gösteriliyor. Kadın işçilerden sessiz kalmaları ve her koşulda verilen talimatlara boyun eğmeleri bekleniyor.
Bir hata yaptığımızda yalnızca yaptığımız iş üzerinden değil, kişiliğimiz üzerinden de yargılanabiliyoruz. Bazen herkesin içinde küçük düşürülüyor, bazen de en basit hakkımızı dile getirdiğimizde baskıyla karşılaşıyoruz. Oysa bizler de emeğiyle hayatını kazanan, saygı görmek ve insanca çalışmak isteyen kadınlarız. Fabrikaya yaşamımızı sürdürebilmek için gidiyoruz. Ancak bu, aşağılanmayı kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor.
Üstelik kadın işçilerin sorunları bunlarla sınırlı değil. Ağır iş yükü, yetersiz molalar, izin kullanırken yaşanan zorluklar ve iş güvencesizliği de kadınların hayatını zorlaştırıyor. Kadınlar çoğu zaman işlerini kaybetme korkusuyla yaşadıklarını dile getiremiyor. Şikayet etmenin yeni baskılara yol açabileceğini düşünerek susmak zorunda hissediyor. Böylece şiddet, yalnızca uygulayan kişinin davranışı olmaktan çıkıp iş yerindeki düzenin bir parçası haline geliyor.

Neden hakkımızı ararken işimizi kaybetmekten korkuyoruz?

Burada sormamız gereken bir soru var: Bir kadın, ekmeğini kazanmak için çalıştığı yerde neden kendisini güvende ve değerli hissetmesin? Neden hakkını ararken işini kaybetmekten korksun? Neden bir amirin öfkesi, bir yöneticinin keyfi ya da bir ustabaşının aşağılayıcı sözleri kadın işçilerin günlük yaşamının parçası olsun?
25 Kasım, bu soruları sormak ve mücadeleyi büyütmek için önemli bir gün. Kadına yönelik şiddet, toplumsal eşitsizliklerle, ekonomik bağımlılıkla ve kadın emeğinin değersizleştirilmesiyle yakından ilişkili. Bu nedenle fabrikalarda yaşanan şiddeti görmezden gelmek, kadınların yaşamlarının önemli bir bölümünde karşılaştıkları sorunları görmezden gelmek demektir.
İstediğimiz çalışma ortamını yan yana gelerek kazanabiliriz
Kadın işçiler olarak yalnızca şiddetin olmadığı bir çalışma ortamı değil; haklarımızın korunduğu, emeğimizin karşılığını aldığımız, insanca yaşayabileceğimiz koşullar istiyoruz. Bunun için iş yerlerinde şiddete karşı etkili mekanizmalar kurulmalı, kadınların şikayetleri dikkate alınmalı, hak arayan işçiler baskıyla veya işten çıkarma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmamalı.
En önemlisi de kadın işçilerin birbirinden güç aldığı dayanışmayı büyütmek gerekiyor. Fabrikada bir kadına yapılan haksızlık, bütün kadın işçilerin ortak mücadelesinin konusu olmalı.
Bu 25 Kasım’da bir kez daha söylüyoruz: Şiddetsiz bir yaşam ve insanca çalışma koşulları istiyoruz. Fabrikalarda bağırılmadan, aşağılanmadan, tehdit edilmeden çalışmak bir lütuf değil, hakkımızdır.

Görsel: Canva pro yapay zeka


Editörden