Nuray anlatıyor: ‘Çok çalıştım, çok çabaladım, kimsenin hakkını yemeden var ettim kendimi, bundan sonra da var edeceğim.’
O yuva yıkıldıysa bunun çok büyük sebepleri vardır. Bu bedellerin hem erkek tarafından hem de kanunlarla kadına yaşatılması büyük haksızlık.
Başına gelen onca şeyden sonra ‘bunlar neden benim başıma geliyor’ diye düşünüp kendi kaderini kendi yazmaya başlayan Fatma’nın hikayesi. Tüm Fatma’lara umut olsun...
Erken yaşta evin yükünü sırtlayan Leyla, evliliğinde de şiddetin yükünü taşımış. Bugün kızı için ikinci evliliğini yapan Leyla kadınlara şöyle sesleniyor: Kadınlar kendilerini korumak için savaşmalı.
20. yüzyıl başındaki Amerika’ya gidelim. ‘Kadının doğal alanı evi olmalıdır, toplumsal yaşam değil’ diyen Emma F. Langdon’ın nasıl militan bir sendikacıya dönüştüğünü okuyalım.
Öyle bir devirdeyiz ki ben çocuk büyütmekten korkuyorum. Çocuğumun elini bırakamıyorum, bir saniye arkamı dönemiyorum. Yasadığımız psikolojik baskıdır. Bu, korkunun en dibidir artık.
Elimizde emeğimizden başka vereceğimiz hiçbir şey yokken bile yarını kuracağız.
Hayatın hiçbir noktasında kurtarılmayı bekleyen kadınlar olmamalıyız. Güçlü olmak zorundayız… Sistemin yarattığı kadınlara dönüşmek zorunda değiliz.
İşçisi, yoksulu, kadını LGBTİ’si mültecisi hepimizin sorunu aynı. Sorun sınıf sorunu, hepimizin birleşip bu sistemi değiştirmemiz gerekiyor.
Etlik Şehir Hastanesindeki taşeron şirketlerde çalışan kadın işçilerin gündemlerinin başında asgari ücret geliyor.
25 Kasım’a doğru Mirabel Kardeşlerin hala hayatımıza güç veren mücadelesine yakından bakalım istiyoruz. Sultangazili kadınlarla bir araya geleceğimiz film etkinliğimizde şiddeti konuşuyoruz.
Ama biz insan kalanlar, ölümü değil, hayatı o kadar severiz ki, şairin dediği gibi yetmiş yaşımızda bile zeytin ağacı dikmek isteriz. O zeytin ağacı geleceğin insanlarına barış şarkılarımızı iletsin.
Baharın fısıldayıcısı cemre zamanı şimdi. Alı al, moru mor yapacak baharın… Zor geçirilmiş koca bir yılın ardından güzel günlere varacağımızın umudunu getiren cemrelerle kapısı açılan baharın…
Mamak’ta yan yana geldiğimiz kadınlar yoksulluk içinde yaşarken değişimden umutsuz. Ancak ortak dertlerin ortak bir çözümü olmalı…
‘Daha önce, küçük bir çocukken 1 Mayıs’a katılmıştım. Şimdi talepleri olan genç bir işçi olarak katılacağım.’
Nasıl ki artık bir kız kardeşimizin, bir çocuğun canı yandığında sesimiz daha gür, daha kalabalık, daha kararlı çıkıyorsa işyerlerimizdeki amirlerin tavrı da değişir, değişmeli, değişecek...
‘Temizliğe gittiği evde ferahlatıcılı, aromalı şeyi bulup eve getiren sonra kocasının banyo dolabında bulmasıyla yakalanan Ayşe ne yapacağını şaşırmış.’ Buyurun Ayşe’nin yeni maceralarına…
OHAL, kadroya geçirilmeyip işten çıkarılacak taşeron işçilerin kıdem tazminatlarının ödenmemesine gerekçe olamaz. Kurumlar işçilere tazminatlarını ödemek zorunda.
Her türlü olumsuzlukla kendimi var ettiğim emektar dükkanıma veda etmek zorunda kaldım. 12 yılın ödenmemiş güvencesi ile, bitmeyen ekonomik kaygılarımı çantama koyarak, arkama bile dönüp bakmadan...
Allem edip kallem edip vardiya zamanlarını uydurup beş çayında buluşan işçi kadınlar birlikte kaleme alıyorlar bu yazıyı. Toplu iş sözleşmesi taleplerinden yaşadıkları geçim sıkıntısına anlatıyorlar.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















