Gıda enflasyonu artıyor, sofralar ve beslenme çantaları boşalıyor
Gıda enflasyonu en yüksek olan ülkelerden biri olan Türkiye'de enflasyon kadınların sofralarına, çocukların beslenmelerine yansıyor.

“Neden benim beslenmemde sadece çikolata sürülmüş ekmek var? Neden sadece kete koyuyorsun beslenmeme? Diğer arkadaşlarım meyve yiyor, sandviç, hamburger yiyor. Ben bunları niye yiyemiyorum?”

Bu sorular, İstanbul Pendik’ten 44 yaşındaki Esen’in* ortaokula giden kızına ait. Artan yoksulluk, temel tüketim ürünlerinin giderek pahalılaşması ve alım gücünün sürekli düşmesi; buzdolaplarını, çocukların beslenme çantalarını ve yemeklerdeki protein miktarını eksilttikçe eksiltiyor. Türkiye’nin 15 ilinden 2 bin 804 işçi ve emekçi kadının yüzde 87.5’i gelirlerini en çok gıda ve beslenmeye ayırdığını belirtti. Gıda ama nasıl gıda? Et değil, süt değil. Ekmek ve Gül’ün Türkiye kadın yoksulluğu panoraması anketine göre, et ve süt ürünlerini azaltmak, öğünleri atlamak, daha ucuz gıda ürünleri tercih etmek, indirim takibi/fiyat karşılaştırması yapmak kadınların artan yoksullaşma ile baş etme stratejileri arasında.

176 ülkenin yer aldığı Trading Economics’e göre Türkiye, yıllık yüzde 34.55’lik gıda fiyat artışı ile dünyada gıda enflasyonu en yüksek dördüncü ülke. Türkiye’nin üzerinde sadece Venezuela, Güney Sudan ve İran yer alıyor. Türk-İş’in verilerine göre ise Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı nisan ayında 34 bin 586 liraya çıktı. Yani açlık sınırı asgari ücretten giderek uzaklaşıyor. Ebeveynler çocukların beslenmesine yetişemiyor. Esen’in kızının sorusu okullarda her çocuğa bir öğün ücretsiz sağlıklı beslenme verilmesinin aciliyetini ortaya koyuyor.

‘Neden beslenmeme sadece kete koyuyorsun?’

İstanbul’un Pendik ilçesinde 44 yaşındaki Esen, evlere günübirlik temizliğe gidiyor, güvenceli sigortalı bir işi yok. Eşi ise belediyenin temizlik biriminde çalışıyor. 15 yıl önce eşi belediyeye girdiğinde hayatlarının daha iyi olacağını düşünmüşler. Belediyede taşeron sisteminden yarı kadrolu çalışma düzenine geçilince işin rengi değişmiş.

Özellikle son 5 yıldır Ataşehir Belediyesinde olanlar, işçilerin gerekli şekilde zam alamaması, artan hayat pahalılığı gıdaya erişimlerini ciddi ölçüde etkilemiş. Çocuklarının sağlıklı beslenmesi için gerekli gıdaları alamaz hale gelmişler: “Eskiden haftada bir et yiyebiliyorken şimdi 2 ayda bir zar zor alabiliyoruz. Kıymayı küçük porsiyonlara ayırıp yemeklere tat versin diye kullanıyorum. Kemikli et alıp yemeklerin önüne atmaya çalışıyorum ki hiç olmazsa çocuklar beslenebilsin istiyorum.”

Beslenme çantalarını doldurmakta zorluk çektiğini belirten Esen, “Kızım ortaokul öğrencisi. Bir gün sınıf arkadaşı hamburger ekmeği getirmiş okula. Kızım eve geldi, ağladı. ‘Benim beslenmemde neden bunlar yok? Neden benim beslenmemde sadece çikolata sürülmüş ekmek var? Neden sadece kete koyuyorsun beslenmeme? Diğer arkadaşlarım meyve yiyor, sandviç, hamburger yiyor. Ben bunları niye yiyemiyorum?’ diye ağladı. Bu durumun nasıl değişeceğini bilmiyorum. Ekonomik olarak çok zor durumdayız. Daha fazla ev işine gidip çalışmam lazım ki çocuklarımın beslenmesine koyduğum çikolatalı ekmeği de koyamayacağım günlerin önüne geçeyim” dedi.

‘Kızımın canı erik çekince, yemek için sebze alamadım’

Arzu* ise 50 yaşında. Eşi inşaat işçisi. Geçen yıl eşi kaza geçirip kolunu kırdığı için uzun bir süre çalışamamış. Eşi çalışamadığı için Oppo’da sözleşmeli olarak işe girmiş. Kızı ortaokul öğrencisi, eşinin çalışmadığı dönemde ekonomik olarak zorlanmışlar: “Büyük oğlum çalışıyor. Allah’tan evimiz kendimizin. Eşim uzun bir süredir bir çalışıyor, bir çalışmıyor.” Kızının beslenmesini nasıl hazırladığını şöyle anlattı: “Köyden bize çökelek, peynir falan geliyor. Ama kızım köyden gelen ürünleri sevmiyor. Günlük pazardan, marketten alışveriş yaptığımda çok zorlanıyorum. Eskiden pazar alışverişine gidiyordum, dolu dolu alıyordum meyve sebzeden. Geçen gün erik istedi kızım. Eriğin kilosu 300 lira. Ben 300 lira verip alamam, o yüzden 100 liralık aldım. Kızımın gözü kalmasın diye erik aldım ama yemek yapmak için sebze alamadım. O akşam makarna yemek zorunda kaldık.”

Bir ilçede yer alan bir derneğe yapılan yoğun başvurular da çocukların beslenme çantasının nasıl yokluklarla doldurulmaya çalışıldığının bir işareti. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneğine 2025 yılında yapılan 8 bin başvurunun yüzde 81’i ekonomik destek talebiyle yapılmıştı. Bunun 1500’ü ise çocuğuna beslenme koyamadığı için beslenme desteği talep eden kadınlardı.

*Kadın işçilerin isimleri, kendi talepleriyle değiştirildi.

Okulda çocukların yüzde 10’u hiçbir şey yemiyor

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş tarafından hazırlanan “okul beslenmesi raporu”, devlet okullarındaki çocukların suya ve sağlıklı gıdaya erişimindeki eşitsizliği Adana’da yapılan anket sonuçlarıyla ortaya koyuyor. Çalışma, üç ayrı araştırmanın verilerine dayanıyor: ÇÜ Eğitim Fakültesi ve Meslek Yüksekokulu birinci sınıf öğrencilerinin lise son sınıf dönemine ilişkin beslenme anketi (132 öğrenci), 144 ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisiyle yapılan anket ile okul sendika temsilcilerinin yanıtladığı 26 okula ilişkin veriler.

Öğrencilerin yarısı okula kahvaltı yapmadan geliyor

Araştırmaya göre öğrencilerin yarısı okula düzenli bir kahvaltı yapmadan veya yemek yemeden geliyor. Özellikle ortaokul ve liselerde öğrencilerin önemli bir kısmı günü yalnızca bisküvi, gofret gibi paketli ürünlerle geçiriyor. Öğrencilerin yüzde 36’sı evden hiçbir gün yemek getirmiyor. 5 öğrenciden biri haftanın 4-5 günü evden okula meyve getiriyor. Yüzde 48.2’si hiçbir gün getirmiyor.

Raporda yer verilen bir mesleki ve teknik Anadolu lisesi (MTAL) örneği, okul yemeğinin ne kadar sınırlı kaldığını gösteriyor. Yaklaşık 1200 öğrencisi bulunan okulda derslere düzenli devam eden öğrenci sayısı 700-800 arasında değişirken, yalnızca 40 öğrenci okul katkısıyla ücretsiz yemek yiyor. Öğretmenlerin kendi aralarında topladığı bütçeyle desteklenen 10 öğrenciyle birlikte ücret vermeden yemek yiyebilen öğrenci sayısı 50’de kalıyor. Yemekhaneden ücretli yararlanan 140 öğrenci de eklendiğinde, okulda bir öğün yemeğe erişebilen öğrenci oranı toplam öğrencilerin ancak yüzde 16’sına ulaşıyor.

Öğrencilerin yüzde 40’ının yiyecek alabileceği harçlığı bulunmuyor

Rapora göre okullardaki kantinler de çocukların sağlıklı beslenme ihtiyacını karşılamaktan uzak. Kantinlerde çorba, sulu yemek, pilav, makarna ya da tabldot yemek bulunmazken; daha çok tost, simit, sandviç, bisküvi, çikolata ve paketli ürünler satılıyor. 138 öğrenciyle yapılan görüşmede öğrencilerin yalnızca yüzde 10’u kantinden hiç alışveriş yapmadığını belirtirken, yüzde 59.7’si haftanın 1-3 günü, yüzde 30.2’si ise haftanın 4-5 günü kantinden alışveriş yaptığını söyledi. Eğitim kademesi yükseldikçe kantin kullanımının da arttığına dikkat çekilen raporda, özellikle ortaokul ve liselerde öğrencilerin beslenmesinin büyük ölçüde harçlıklarına bağlı hale geldiği vurgulandı. Öğrencilerin yüzde 60’ının düzenli günlük 50 lira ve üstü harçlığı bulunurken, sadece yüzde 3.5’inin günlük harçlığı 200 lira ve üzerinde. Öğrencilerin yüzde 40’ının istese de kantin veya dışarıdan bir şeyler satın alabilecek harçlığı bulunmuyor.

Araştırma sonucuna göre okulda çocukların yüzde 10-15’inin hiçbir şey yemediği, yüzde 45-50 kadarının evden bir şeyler getirdiği, yüzde 20-25’inin kantinlerden simit, tost, bisküvi, daha sınırlı olarak kebap yediği, yüzde 8-9’unun okulda yemek yediği söylenebilir. Raporda su ve yemeğin temel bir hak olduğu hatırlatılırken, her çocuğa ve öğrenciye şartsız ve ücretsiz bir şekilde kamu bütçesinden bu hakkın karşılanması gerektiği vurgulanıyor. 

Fotoğraf: Evrensel

İlgili haberler
‘Pazara girsinler enflasyonu görsünler’

Adana’da pazarda konuştuğumuz kadınlar mutfak masraflarının geçen yıla göre yüzde 30-50 oranında arttığını söylüyor.

Vera Mihaylovna Veliçkina: Sovyetlerde çocuklara bir öğün ücretsiz yemek hayal değil gerçek

Çocuklar için okullarda bir öğün ücretsiz öğle yemeği uygulaması ve ücretsiz kantinler zorlu yıllarda Sovyet çocuklarının boğazlarından sıcak bir lokma geçmesine olanak sağlamıştır.

‘Bari çocuklar besini okuldaki bir öğünden alsın’

‘Artık şunu diyorum, bari çocuk besinini okuldan alsın. Evde zaten yok. Bari devlet bunu karşılasın, en azından bir öğün sağlıklı doğru düzgün beslenebilsinler.’


Editörden