Kıymetli hazirun,
Birkaç yıl önce Anne Dufourmentelle adlı bir yazarın Riske Övgü adlı kitabını okumuştum. Anne, 53 yaşındayken boğulmakta olan iki çocuğu dalgaların arasından kurtarmaya çalışırken hayatını kaybetmiş. Çocuklar kurtulmuş ama kendisi kitabında tarif ettiği yaşama halinde yaşamama riskini alarak akıntıya kapılmış. Acı bir ironi.
Kitabında bir insanın aldığı kararların toplamı olduğuna işaret eden, düşünme halinden eyleme geçtiği noktada yaşamış olduğunu anlatan denemeler var. Kendisi felsefe doktorası yapmış bir psikanalist. Aramızdan ayrılmış diye yazarken ona haksızlık etmek istemem. Aramızdan derken de ayrılmış derken de…
O kitabı okuduğum zamanlarda epey hayati riskler almıştım. Şimdilerde cesaretimin sınırlarını, kaygımın sınırlarını çekiştire çekiştire genişletmeye çalışıyorum. Kimse bilmiyor ama kendimi sınadığım bir sınavı daha korkarak da olsa geçtim. Bu beni biraz daha güçlendirdi. Ne zamana kadar ve ne işe yarar bilmiyorum ama bir işe yarayacağını biliyorum.
Bunları olgun bir yerden okumanızı isterim, gaza getiren bir yerden değil. Yazımı biraz kolay tüketilir bir polemiğe çekmeden önce Nietzsche gibi kolay reddedilemeyecek bir ismi kendi yanıma alarak şah çekmek istiyorum. Tabii herkesin Nietzsche'ye yaptığını yaparak bağlamından söküp aldığım ifadelerin gerçekte neyi söylemek için söylendiğini bilemeyeceksiniz.
Nietzsche, “Denememe hakkım olamaz!” diyor. Biz ömrümüzün tamamını böyle bir hakkın rehavetiyle geçiriyoruz Friedrich diyesim var.
Gelelim risk alma konusunda açacağım polemiğe:
Sosyal medyada bazı videoların altındaki yorumları okuyorum. İnsanların başlarına gelen kazalarla ilgili yapılan yorumlarda erkekler aptalca bir karar alsalar bile “risk almış” oluyorlar, kadınlar risk alınca adı “duygusal karar” oluyor. Yani “risk almak” ifadesi bile terminolojide erkeksileşmiş.
Yorumlarda en iyi ihtimalle “yüceltme kılığında küçültme” var. Annelik bilgeliği, sezgisel zeka, içgörü kabul gören ifadeler. Ama özne erkek olunca soyut akıl, stratejik zeka öne çıkıyor.
Yani Ayşe risk alıyorsa bodoslama dalıyor, Ali, maşallah masalarda strateji kurarak sabahlıyor. İşin fenası, yorum yapan kadınların da bu ifadeleri ve yargıları kabulleniyor olması. Dil felsefesine çok girmeden dilin bazı egemen söylemlerin devamında ne denli büyük rol oynadığını okudukça daha çok anlıyorum.
“Risk alma” davranışı zeka ile değerlendiriliyor. Kadınların zekası da bu defa çocukların eğitimi, kriz çözme ve duygusal denge kurma gibi onu fedakarlığa teşvik eden bir zeka türü olarak sınıflandırılıyor. Kadın aklı kabul ediliyor ama bu konular dışında otoriteye dönüşmediği sürece.
Kadın aklı yalnızca bastırılmıyor, yönlendiriliyor: Sezgiye, şefkate, fedakarlığa... Sistem kurmaya, teori üretmeye, iktidar olmaya değil. Para kazanacağı alanlarda risk almaya değil. Özgürleşeceği riskler almaya hiç değil.
Bu yazıyı okuduğunuz günün ertesi günü 8 Mart. Kaç yazımda kadınların başlattığı hareketlerden, onların arkasında gelişen devrimlerden bahsettim. Yine de gündelik yaşamdaki titrekliğimizi silmiyor bu yazıları yazmak, okumak… Ben artık deneyimi kutsuyorum, risk almayı kutsuyorum. Aldıysak sahip çıkmayı ve zaferi kimseye yedirmemeyi...
Belgesel kaplanın gözünden çekildiyse kaplanın yaptığı her şey doğru görünüyor bize. Her şeyi parçalayıp yiyebilir. Biz şu belgeselin öznesini bir değiştirelim.
Son olarak Anne Dufourmentelle’in bahsettiğim kitabından çok etkilendiğim bir kısmı alıntılıyorum:
"Yaşamak, dehşetten sökülüp koparılmış bir icattır.”
*[email protected]
Fotoğraf: Samantha Garrote/Pexels
İlgili haberler
Şiddete, yoksulluğa, savaşa karşı mücadelemiz var!
Dergimiz de bu sayıda, 8 Mart alanlarında yükselen talepleri kadınların kendi sözleriyle tartışıyor. 8 Mart sonrasında da mücadelenin ateşini büyütmek için tüm işçi ve emekçi kadınlara sesleniyor.
19 Mart’ın birinci yılında: Yoksulluk, baskı, şiddet
19 Mart bir son değil; karanlık geleceğe karşı gençliğin attığı sağlam bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki yaşamın ta kendisi, bu mücadelenin büyümesinden ve ilerletilmesinden geçiyor.
Güvenli yaşamı birlikte inşa etmek için...
‘Tacizciyi değil mağduru koruyan, çocukları çocuk yaşta evlilik yoluyla istismara maruz bırakan bu düzeni değiştireceğiz.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























