İzmir'in Urla ilçesinden gelen bir haber, bir kez daha hepimizin yüreğini yaktı. Bir kadın, 19 yaşındaki oğlunu öldürdü. Ardından kendi hayatına son verdi. Haberlerde oğlunun lösemi tedavisi gördüğü, özel eğitim aldığı ve zihinsel engelinin bulunduğu bilgisi yer aldı.
Bir evde iki hayat sona erdi. Geriye ise hepimizin sorması gereken çok ağır bir soru kaldı: Bir kadın, çocuğunun ve kendi hayatına son verecek kadar nasıl çaresiz hisseder? Bu sorunun cevabını o kadının yerine konuşarak veremeyiz. Onun ne yaşadığını, ne düşündüğünü, hangi acılarla mücadele ettiğini bilmiyoruz. Ama bildiğimiz başka bir şey var. Bu ülkede, çocuklarının geleceği konusunda korku yaşayan çok sayıda kadın var.
Özellikle otizmli, desteğe ihtiyaç duyan veya yaşamlarını bağımsız sürdüremeyecek durumda olan çocukların anneleri... Onların korkusu aynı zamanda yarının korkusu. Çocuğunun bugün ne yiyeceğini, eğitimimi, nasıl davranacağını düşünürken bir yandan da yıllar sonrasını düşünüyorlar. Çoğunun zihninde aynı soru dönüp duruyor: “Ben öldüğümde çocuğum ne olacak?”
Ben otizmli bir çocuğun annesi olarak bu sorunun ne kadar ağır olduğunu biliyorum. Hatta kitabımda bir cümle yazmıştım: “Oğlumla aynı gün öleceğimi bilsem, otizm benim için sorun bile olmazdı.” Bu cümle bir annenin çocuğuna sevgisizliğini değil, tam tersine, onun geleceğine duyduğu korkunun büyüklüğünü anlatıyor. Çünkü kadınlar, çocuklarının kendilerinden sonra yaşayacağı hayattan korkuyor:
“Benden sonra kim ona bakacak?”
“Kim onu anlayacak?”
“Kim onun ihtiyaçlarını fark edecek?”
“Kim onu kötü niyetli insanlardan koruyacak?”
“Benim kadar sabırlı olacak biri var mı?”
“Ben olmazsam onu kim sevecek?”
Belki de en ağır soru:
“Çocuğum için güvenli bir hayat bırakabildim mi?”
İşte kadınlar bu soruların cevabını bulamadıkları için geceleri uyuyamıyor.
Ben başka annelerin ağzından da şu cümleyi defalarca duydum: “Allah'ım, ya canımızı aynı anda al ya da o benden önce ölsün; emanetimi sana teslim edeyim.” Bu cümleyi duyduğunuzda insanın içi yanıyor. Bir anne çocuğunun ölümünü nasıl isteyebilir? Ama biraz daha yakından baktığınızda, o cümlenin altında ölüm isteğinden çok başka bir şey görüyorsunuz: Çaresizlik. “Ben olmazsam onu kim koruyacak?” korkusu.
Bugün Urla'daki olayın nedenlerini kesin olarak bilmiyoruz. Bu nedenle kimse adına hüküm vermek, kadının yaşadığı psikolojiyi kendi düşüncemize göre açıklamak doğru değil. Fakat bu olay bize ailelerin yalnız bırakıldığı yerde çaresizliğin büyüdüğünü hatırlatıyor.
Bir kadının çocuğunun bütün hayatını tek başına omuzlamasını bekleyemeyiz. Bakım yalnızca annenin görevi değildir. Gelecek yalnızca babanın sorumluluğu değildir. Bir çocuğun güvenliği yalnızca ailesinin fedakarlığına bırakılamaz. Çünkü anne-babalar da insandır. Yaşlanırlar. Hastalanırlar. Yorulurlar. Ve bir gün ölürler.
Biz bu çocukların annelerine bugün ne söylüyoruz? “Merak etme” mi? Peki, anne soruyor:
“Merak etme diyorsun ama ben öldükten sonra çocuğum nerede yaşayacak?” İşte burada söz biter. Sistemin başlaması gerekir. Güvenli yaşam alanları gerekir. Nitelikli bakım gerekir. Gündüz ve yatılı destek hizmetleri gerekir. Ailelerin çocuklarının geleceğini planlayabileceği gerçek sosyal politikalar gerekir. Ve en önemlisi, kadınlara şu güven verilmelidir: “Sen öldüğünde çocuğun sahipsiz kalmayacak.” Belki de bir annenin dünyadaki en büyük ihtiyacı budur. Çocuğunun kendisinden önce ölmesini dilemek değil; kendisinden sonra da çocuğunun yaşayabileceğine inanabilmek.
Bugün bir anne çocuğunun geleceği için ölümden korkuyorsa, hepimizin durup düşünmesi gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bir annenin, bir çocuğun veya bir ailenin meselesi değildir. Bu, toplumun vicdan meselesidir. Belki de artık otizmli çocukların, özel gereksinimli bireylerin ve onların ailelerinin karşısına geçip yalnızca, “Allah yardımcınız olsun” demek yerine başka bir şey söylemenin zamanı gelmiştir: “Biz de buradayız. Çocuğunuzun geleceğini birlikte güvence altına alacağız.”
Hiçbir anne, kendisinden sonra çocuğunun sahipsiz kalacağından korkmamalı. Özel gereksinimli çocukların geleceğini annelerin fedakarlığına, bakımını kadınların omuzlarına bırakan değil; yaşam hakkını, bakım hakkını ve güvenli bir geleceği güvence altına alan bir düzeni kurmak zorundayız.
Fotoğraf: Pexels
İlgili haberler
Özel gereksinimli çocuklar için sürekli eğitim, sürekli destek!
'Biz çocuklarımızla bir bütünüz, hayatımızı onlara göre dizayn ediyoruz, ev düzeninden tutun da gideceğimiz yer, mekan, zaman her şey onlara göre ayarlanıyor.'
Özel gereksinimli bireylerin aileleri: Vaat değil hizmet bekliyoruz
İstanbul’un Bağcılar ilçesinde yetkililere seslenen özel gereksinimli bireylerin aileleri, ‘Sizden vaat değil hizmet üretmenizi bekliyoruz’ dedi.
Özel gereksinimli çocuğu olan anneler açısından ‘evde kalma’ süreci
Özellikle işini kaybetme kaygısı yaşanılan bu dönemde özel gereksinimli çocuğu olan annelere ve tüm kadınlara iş ve gelir güvencesi sağlanmalı, işsizler için koşulsuz işsizlik maaşı ödenmeli...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























