Ayşe’nin hikayesi: 25 yıllık şiddete rağmen yalnızlığa terk
'Adalete güvenim vardı' diyor Ayşe, ancak şimdi onun da yok olduğunu dile getiriyor. Bu sözler bir hayal kırıklığını içerse de aslında sistemsel bir soruna işaret ediyor.

25 yıllık evlilik. Bir çocuk. Aralıksız çalışma hayatı ve hiç bitmeyen bir aşağılama... “Çalışıyordum. Eve ben bakıyordum. Ama yine de yetmiyordu. Hep eksiktim,” diyor Ayşe. 25 yıl boyunca evli olduğu erkekten şiddet gördüğünü de ekliyor. Günlük hayatın içine yerleşmiş, sıradanlaşmış bir baskı... Fail; çalışmayan bir eş, sorumluluk almayan ama otoriter bir erkek.

Ayşe son kez şiddet gördüğünde, bunun diğerlerinden farklı olduğunu söylüyor. Ağır şekilde darbedildiğini, evde sağlam eşya kalmadığını anlatıyor. Yalnızca fiziksel şiddet canını acıtmıyordu; aşağılayıcı davranışlar onurunu da kırıyordu.

“Öleceğimi düşündüm.” Bu cümleyi şaşılacak kadar sakin bir sesle kuruyor. Panik yok, abartı yok.

Ayşe bu olaydan sonra hastaneden darp raporu aldı ve şikâyetçi oldu. Fail erkek tutuklandı. Ayşe ilk defa korunduğunu hissetse de bu durum uzun sürmedi. Yaklaşık bir buçuk ay sonra fail erkek tahliye edildi.

Ayşe’nin mahkeme salonunda hâkimin yüzüne karşı söylediği söz, açık bir uyarıydı: “Eğer buradan çıktıktan sonra bir trafik kazası geçirip ölsem bile sorumlu olarak sizi ve eşimi bilirim.”

‘Korku değil, yalnızlık’

Türkiye’nin bir dönem taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi; şiddeti önleme, mağduru koruma ve failleri etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getiriyordu. Yürürlükteki 6284 sayılı Kanun da korumayı mümkün kılıyor. Evet, yasa var; ancak mesele bu yasaların nasıl uygulandığı.

Tahliye kararından sonra en çok ne hissettiğini soruyorum Ayşe’ye. “Korku değil,” diyor, “Yalnızlık.”

Ayşe, şiddetin o gece başlamadığını; 25 yıl boyunca süren ekonomik ve psikolojik şiddetin son halkası olduğunu söylüyor: “Çalışan, eve bakan, çocuğunu büyüten ama ev içinde sürekli değersizleştirilen bir kadın.”

Ayşe’nin anlattıklarından görüldüğü gibi ekonomik bağımsızlık, kadınlar için tek başına koruyucu olmuyor. Erkek çalışmasa bile “evin ve içindekilerin sahibi” sayılıyor. Bu eşitsiz güç ilişkisine itiraz eden kadın şiddete maruz kalıyor. Şiddetin hesabını sormaya kalkan kadın, şikâyetçi olduğunda karşısına yalnızca faili değil; bu düzenin normalleştirdiği üstünlük ve denetim anlayışını da alıyor.

Buna karşı devletin desteğini alabileceğini düşünen kadınlara tahliye kararıyla şu mesaj veriliyor: Korunma süresi sınırlı, güvenlik geçici.

“Adalete güvenim vardı,” diyor Ayşe; ancak şimdi onun da yok olduğunu dile getiriyor. Bu sözler bir hayal kırıklığını içerse de aslında sistemsel bir soruna işaret ediyor. Ayşe de şiddete uğrayan birçok kadın gibi aynı soruyu soruyor: “Ölmem mi gerekiyordu?”

Yaşam hakkını korumak bugünün sorumluluğu

Geçen hafta, bir gün içinde altı kadın öldürüldü. Her birinde benzer ifadeler vardı: “Şikâyetçiydi.” “Uzaklaştırma kararı vardı.” “Tehdit ediliyordu.” Bu tablo, koruma mekanizmalarının kâğıt üzerinde kalmasının nasıl sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.

Bir kadın “Öleceğimi düşündüm” ya da “Ölmem mi gerekiyordu?” dediğinde bu kişisel bir feryat değil, kamusal bir sorudur. Bu sorunun muhatabı da yalnızca şiddet uygulayan erkek değildir; kanunları uygulamayan, denetlemeyen ve caydırıcı davranmayan bütün mekanizmadır.

Kadınlar yaşarken korunmak istiyor. Yaşam hakkını ölümden sonra hatırlamanın kadınlara bir faydası yok; yaşam hakkı bugünün siyasal sorumluluğudur.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Güvenli yaşamı birlikte inşa etmek için...

‘Tacizciyi değil mağduru koruyan, çocukları çocuk yaşta evlilik yoluyla istismara maruz bırakan bu düzeni değiştireceğiz.’

‘Arkasına saklanacak çok bahane vardı ama…’

Farklı şehirlerden kadın işçiler Mecliste 8 Mart öncesi bir araya geldi. Uzun vardiyalara, düşük ücretlere, tacize ve grev kırıcılığına karşı deneyimlerini paylaştılar.

Şiddete, yoksulluğa, savaşa karşı mücadelemiz var!

Dergimiz de bu sayıda, 8 Mart alanlarında yükselen talepleri kadınların kendi sözleriyle tartışıyor. 8 Mart sonrasında da mücadelenin ateşini büyütmek için tüm işçi ve emekçi kadınlara sesleniyor.


Editörden