Farklı şehirlerden, fabrikalardan, kendine özgü ama benzer hikâyelerle uzun vardiyaların, düşük ücretlerin, grev kırıcılığının, grev çadırlarının içinden gelen kadın işçiler... Belki birbirlerinin mücadelesini uzaktan duyup bu derginin sayfaları içinde, sosyal medyada, bir arkadaşın anlattığı kadarıyla haberdar olmuşlardır birbirlerinden. Bu kez yüz yüze geldiler.
Bu kadınları aynı masanın etrafında buluşturan neydi? Emeği değersizleştirilen; bedenleri üzerinde bile hak gören patronlarla karşı karşıya gelen kadınlar bir aradalar. Yoksulluk, şiddet ve taciz sanki birbirinden ayrı şeylermiş gibi, bize kader gibi anlatılıyor; ancak kadınlar buna pek ikna olmuş görünmüyor. Bu “ayrı ayrı” anlatılanların, aynı düzenin parçaları olduğunu kadınlar en çok kendi hayatlarından öğreniyor. Yaşadıklarının birbirine bağlandığını görüyor, gördükçe de kendilerine sonuçlar çıkarıyorlar.
O yüzden “mücadelemiz var” diyen bir kadın işçi basit bir şey söylemiş olmuyor. O söz; deneyimle yaşananları birbirine bağlamasının sonucu. Kadınlar, baskı, yıldırma, her türlü kuşatmanın karşısında üç kuruşu beş kuruşa artırma değil; bir hayatta kalma kavgası ve dersi veriyor. O yüzden yaşadıklarının sadece kendi çalıştığı fabrikada kalmasını istemiyorlar. Bir fabrikadan diğerine, organize sanayiden serbest bölgeye, oradan başka şehirlere taşsın istiyorlar.
‘Sadece ücret değil, onur meselesi’
Alman tekeli Digel Tekstil’de sendikalaştıkları için işten çıkarılan işçiler anlatıyor. Ege Serbest Bölgesi’nde sürdürdükleri direnişi anlatırken meselenin yalnızca ücret olmadığını söylüyorlar. Emeğinin değerini almakla, insanca muamele görmekle ve “kadınlık onuru” dedikleri şeyin birbirinden kopmayacağını anlatıyorlar.
“İki kış, iki yaz geçirdik. Gerekirse bir 410 gün daha direniriz. Sendikalı olmaktan, mücadele etmekten başka çaremiz yok” diyor Digel işçisi bir kadın. “Taciz her yerde var ama konuşulmuyor” diyor işçi kadınlar. Çünkü söylediğinde suç bir anda yer değiştiriyor. Baban işine göndermez, kocan işten alır. Digel işçileri sendikalarıyla birlikte tüm bunları anlattıkları bir taciz raporu hazırlamışlardı. Direnişin belki de en büyük kazanımını şöyle anlatıyorlar: “Bir gün Serbest Bölge’den bir kadın işçi geldi sendikaya. ‘Sizi takip ediyoruz’ dedi. ‘Umarım sendika fabrikaya girer. Bizim fabrikada da benzer durumlar var.” Bir fabrikanın kapısında başlayan sözün başka fabrikalara nasıl ulaştığını işçiler bu yalınlıkla anlatıyor.
‘Önce çalışmak zorundaydık, şimdi mücadele etmek’
Kadınlar kendi deneyimlerini anlatırken benzer bir eşikten söz ediyor. İlk başta akla gelen o tereddütler: “Bu fabrikada nasıl çalışacağım?” Sonra mücadele dayattığında akla üşüşen bahaneler: “Çocuğumun düğünü, kreşi, kira, evde bana ne derler…” Ama zor olan mücadeleyi seçmek. O süreç kadınlar için öyle küçük bir sıçrama değil. Kadınların hayatları için koskoca bir değişim.
Tokat Şık Makas’tan Sare anlatıyor. Önce hakaretler…Ağır çalışma koşulları… Sonra maaşlar gecikiyor. İtiraz ediyorlar. BİRTEK-SEN’i buluyorlar. Sendikalaşıyorlar. Ardından malum kodlarla işten atılmalar. “Çadırımızı da yok ettiler. Bir tazminatımız kaldı. Onu da alana kadar direneceğiz” diyor Sare.
Ankara Tapeten’de direnişi sürdüren işçilerden Nesrin Uykur söz alıyor. Dışarıda üç işçi kalmışlar. “181 gün” diyor. “Yalnızım, tek kadınım. Vazgeçmeyi düşünmüyorum.”
‘Birliği kurunca patronun oyunu bitmiyor’
İşçi kadınlar onca engelin içinden geçip, tereddütleri aşıp birliği sağlayabildiklerinde, patronda alavere dalavere biter mi? Tam o noktada, saray rejiminin her fırsatta sırtını sıvazladığı patronlar bu kez grev kırıcılığında sınır tanımıyor.
Kocaeli Smart Solar işçileri de, Merzifon GM Teknik işçileri de bunu yaşayanlardan. Smart Solar kazandı. Merzifon’da mücadele devam ediyor. Smart Solar’dan Arzu ve Zuhal: “113 gündür grevdeydik, grevimizi kazanımla taçlandırdık” diyor gururla. “Patron sözleşmeye yanaşmadı, sıfır zam dayattı. Grev başlayınca da grev kırıcılığı devreye girdi. Ama 260 kişi davamızdan vazgeçmedik.”
‘Öğrenerek çıktık’
En önemlisi de şu: Başta tereddüt eden işçi arkadaşlarının da bu süreçten öğrenerek çıktığını anlatıyorlar. Zuhal’in dediği gibi: “113 gün mücadele ettik. Patronun orta vadeli programını biz çöpe attık.”
Kadınları heyecanlandıran başka bir mesele daha var. Başka fabrikadan bir kız kardeşini de örgütlemek… Bugün itiraz edemeyen, kendisinin bir zamanlar olduğu yerde duran kadınların da güçlü olduklarını görmesini istiyorlar.
‘Kaybettik diye bir şey yok!’
Temel Conta işçileri, grev kırıcılığına karşı açtıkları davayı kazandıkları için mahkeme önündeler, buluşmaya gelemediler. Oradan bir video gönderiyorlar. Birlikte izliyoruz. Sonra Merzifon GM Teknik’ten Yıldız konuşuyor. “Ben de kazandık demek isterdim. Ama insanlar içeri girmeye başladı.” İşçilerin canı sıkılıyor duyunca. “Kaybettik diye bir şey yok!” sesleri yükseliyor. Smart Solar işçileri söz alıyor: “Smart Solar işçileri olarak yanınızdayız. Onurlu bir mücadelenin arkasında durdun. Bunun öncülüğünü yaptın.” Bir fabrikanın direnişinden diğerine uzanan o bağ böyle kuruluyor işte.
Ekmek de istiyoruz gül de...
Konuşulanlar sadece insanca çalışma koşulları ya da sendikalaşma meselesi değil. Kadın işçiler insanca yaşamanın bir hak olduğunu anlatıyor. Bu ikisinin birbirinden kopamayacağını da. Ek iş yapmak zorunda kalmak, zorunlu mesai dayatması … Sabah kalk işe git. Eve gel ev işleri, çocuk, yemek, bulaşık… Hoop uyu. Sonra sabah kalk işe git.
28 yıldır çalışan bir sağlık emekçisi anlatıyor: “Çocuklarımı alıp sinemaya götüremedim. Hayatımda bir kez tatile gitmedim. Çalışmaktan başka bir şey yapmaya vakit bulamadım.” Bu yüzden çalışma saatlerinin günde en fazla 7 saat olması gerektiğini söylüyor. Kadınlar için ücret mücadelesi ve insanca yaşam meselesi burada birbirine bağlanıyor.
Toplantının içinde kahkahanın yükseldiği anlar da var. Almer Tekstil işçisi sendikayı fabrikaya sokma sürecini anlatırken kadınları güldürüyor. Müdür gelip: “Sen makineleri gezip işçileri sendikaya çağırıyormuşsun. Arkadaşlar rahatsız oluyormuş” deyince, şöyle yanıtlamış: “Kameralardan bak, makineden başımı mı kaldırıyorum? Sendikaya çağırma işini öyle yapmıyorum. Molada, dışarıda, telefonda yapıyorum.” Salonda kahkahalar yükseliyor.
Tek tek direnirken güçlü olmayı öğrenen kadınlar, daha güçlü olmanın tek yolunun birleşik mücadele olduğunu görüyorlar. Bu buluşma kadınlara çok iyi geldi. Birleştiğimizde güçlüyüz sözü arada sohbetlerde "Keşke daha önce yan yana gelseydik, bunu sendikalar da yapmalı, kadınlar olarak yan yana gelmeyi zorlamalıyız" sözlerine dönüştü. Bu yüzden kadınlar anlatırken hep aynı cümleye geliyor: “Arkasına saklanacak çok bahane vardı ama…Tek güvencemizi, mücadeleyi seçtik!”
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















