8 Mart’ı 8 Mart yapanlar: Devrimin kıvılcımını yakan kadın işçiler
1917’de Petrograd’da işçi kadınların kıtlığa, savaşa ve ağır çalışma koşullarına karşı başlattığı grev, 8 Mart’ı dünya tarihinde özel kılan yegane tarihsel olaylardan biri...

Kadın işçilerin Petrograd’daki 8 Mart ayaklanması (o dönem Rusya'da kullanılan takvime göre 23 Şubat), 1917 Devrimi'ni başlatan ve Çarlık rejiminin devrilmesine yol açan temel kıvılcımdır. Hareket, Vyborg bölgesindeki kadın tekstil işçilerinin ekmek kıtlığı, uzun gıda kuyrukları ve savaşın yarattığı ağır ekonomik koşullara duydukları öfke ile başlamıştır.

Grevi hazırlayan koşullar nelerdi?

Çarlık Rusyasında kadınlar yasal olarak eşlerine tabiydi. Kocalarından izin almadan işe giremiyorlardı ve boşanma hakları neredeyse hiç yoktu. Miras hukukunda erkekler öncelikliydi. Kadınların oy hakkı bulunmuyordu. Ev içinde ise ataerkil baskı ve fiziksel şiddet yaygındı.

Petrograd’daki kadın işçilerin büyük çoğunluğu tekstil ve gıda sektörlerinde çalışan vasıfsız işçilerdi ve fabrikalarda yoğun bir baskı ve sömürü altındaydılar. Tekstil fabrikalarında kadınlar iş gücünün çoğunluğunu oluşturuyordu. Çalışma süreleri günde 12 saati buluyordu. Kadın işçilerin ücretleri, erkeklerin aldığı ücretlerden yaklaşık yüzde 30 daha düşüktü. Kadınlar, fabrikalardaki ustabaşılar ve idareciler tarafından sık sık tacize maruz kalıyordu. Fabrikadaki ağır mesailerinin ardından evde çocuk bakımı, yemek ve temizlik gibi ev işleri de kadınların üzerine kalıyordu.

Savaş yıllarında erkeklerin cepheye sürülmesiyle birlikte Petrograd'daki kadın işçi sayısı 61 bin 600'den 129 bin 800'e yükselerek iş gücünün yaklaşık yüzde 33'ünü oluşturmaya başlamıştı. Kadın işçiler arasında okuryazarlık oranı erkeklere göre çok düşüktü. 1918 verilerine göre erkek işçilerin yüzde 78,4'ü okuryazarken kadınlarda bu oran yüzde 38,3'te kalmıştı. Çoğunluğu vasıfsız olan, en düşük ücretlerle çalışan ve aynı zamanda ev işleriyle uğraşan bu kadınlar, süreç içerisinde devrimin en militan ve kararlı unsurlardan biri haline gelmişlerdir.

8 Mart 1917

8 Mart Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen toplantılar kısa sürede gıda kıtlığına karşı bir protesto gösterisine evrilmiş, kadın işçiler sadece kendi fabrikalarında iş bırakmakla kalmamış, metal işçilerinin bulunduğu fabrikalara giderek erkekleri de greve çağırmışlardır. Hatta pencerelere kar topları atarak erkek işçileri fabrikalardan çıkmaya ve gösterilere katılmaya ikna etmeye çalışmışlardır. Petrograd sokakları, binlerce kadının "Ekmek!", "Açlığa son!", "Savaşa hayır!" ve "Yüksek fiyatlara son!" sloganlarıyla çınlamıştır. İlk gün yaklaşık 128 bin işçi greve çıkmış, bu sayı ikinci gün 200 bine ulaşarak şehrin merkezindeki Nevski Prospekt'e kadar yayılmıştır. Vyborg Bölgesi Bolşevik Komitesi grevi bir genel greve dönüştürme kararı almış, “Kahrolsun Çarlık” sloganları yayılmaya başlamıştır. 11 Mart günü polisin açtığı ateşle yüzlerce protestocu katledilmiş, yaşananlara tepki gösteren erlerin de isyana katılmasıyla çarlığın sonunu getiren süreç gelişmiştir. Bir hafta süren gösterilerin ardından Romanov hanedanlığı sona ermiştir.

Onur ve haysiyet mücadelesi

Devrim süreci, kadın işçilerin onur ve haysiyet mücadelesiyle iç içe ilerlemiştir. Savaşın ağır koşulları altında, eşleri cephedeyken, düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalan kadın işçiler, uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerin yanı sıra, kendi tabirleriyle "ahlaksız yöneticilerin ve ustabaşıların” keyfi tutumlarına da maruz kalmış, toplumun “üst kesimleri” tarafından "fahişelerden farksız" görülmüştür. Bu nedenle, çalışma koşullarının ve ücretlerin iyileştirilmesi kadar, fabrikadaki bu tutuma son verilmesi de kadınların talepleri arasında yerini almıştır.

Devrimden sonra hızla kurulan fabrika komiteleri, bu haysiyet taleplerini "fabrika yaşamının demokratikleşmesi" başlığı altında ele almıştır. İşçilerin fabrikadaki "iç düzene" (işe alma, işten çıkarma, disiplin kuralları) ortak olma veya tam kontrol sağlama talebi, "yönetim kadrosunun filtrelenmesi" sürecini de başlatmıştır. Bu kapsamda işçilere kaba davranan, küfreden veya onurlarını zedeleyen ustabaşıları ve müdürler fabrikalardan dışarı atılmıştır. Birçok fabrikada işçiler, yönetimin kendilerine "sen" yerine "siz" diye hitap etmesini ve onurlarını zedeleyen kaba kelimelerin yasaklanmasını talep etmişlerdir. Özellikle tütün ve tekstil fabrikalarında yaygın olan ve insan onurunu hiçe sayan fiziksel üst aramalarının kaldırılması, keyfi para cezaları ve işçileri fişleyen "kara kitap" gibi uygulamaların sonlandırılması haysiyet mücadelesinin somut kazanımları olmuştur.

Kadın işçilerin haysiyet mücadelesi, sokaktaki sınıfsal çatışmalarda da kendini göstermiştir. 21 Nisan'da Nevski Prospekt'teki gösteriler sırasında kadın tekstil işçileri, kendilerine “fahişeler”, "cahil ayak takımı" ve "pislik" diye bağıran Kadet (Anayasal Demokrat Parti) yanlısı burjuva kadınlarla fiziksel çatışmaya girmişlerdir. Bu çatışmada bir işçi kadının, "Giydiğiniz o süslü şapkalar bizim kanımızla yapıldı!" diyerek karşı tarafın şapkalarını yırtması, kadınların kendi emeklerine ve kimliklerine dair hissettikleri sınıf gururunun bir dışavurumu olmuştur. Kavga, bir grup denizcinin bando eşliğinde olay yerine gelip işçi kadınların yanında yer almasıyla sona ermiş ve burjuva göstericiler geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Özetle, Şubat Devrimi kadın işçilerde derin bir psikolojik kırılma yaratmıştır. Bir kadın işçi, devrimden sonra hissettiklerini "Resmen dirildim, büyüdüm" diyerek ifade etmiştir. Bu büyüme hissi, onların artık yöneticilerin karşısında gözlerini yere indirmeyen, hakkını arayan işçiler haline gelmesini sağlamıştır. Kadın işçilerin ekmek, onur ve haysiyet mücadelesi, onları fabrikanın "uysal köleleri" olmaktan çıkarıp devrimin kararlı ve militan unsurları haline getirmiştir. 1917 boyunca yüzlerce kadının Rabotnitsa (Kadın İşçi) toplantılarına katılması, bu kitlenin önemli bir kısmının hızla bilinçlendiğini göstermiştir. Kadınlar, Kurucu Meclis seçimleri ve kendi siyasi hakları üzerine yapılan tartışmalarda da aktif rol almışlardır.

Fotoğraf: Wikimedia Commons Public domain 2


Editörden