Bugün pek çok sektörde kadınlar yer alabiliyor. Kadınların istihdama katılımı önündeki engellerin azaltıldığı iddia ediliyor. Azaldığı iddia edilen ancak işçi ve emekçi kadınların hâlâ ayağına dolaşan bir sorun var: çocuk bakımı. Söz konusu çocuk olduğunda seçenekler kısıtlı gibi görünüyor. Ya işten çıkılacak, ya maaş bakıcıya verilecek ya da çocuk anneanne, babaanne, komşu, akraba birine emanet edilecek. Sıkça karşılaşılan diğer seçenek de çocuğa, kendi de çocuk olan büyük kardeşin bakması. Hiçbiri olmadığı koşulda ise üstüne kapı kitlenen çocuklar... Her birine dair onlarca örnek vardır her birimizin hafızasında. Hem anne olarak hem çocuk olarak.
Bugün yasal olarak, “100’den fazla kadın çalışanın bulunduğu iş yerlerinde işveren tarafından emziren çalışanların çocuklarını emzirmeleri için çalışma yerinden ayrı ve en çok 250 metre uzaklıkla bir emzirme odası bulundurması” ve “iş yerinde 150’den fazla kadın çalışan bulunması halinde 0-6 yaş aralığında çocuğu bulunan çalışanların çocuklarını bırakması ve bakımı için çalışma yerinden ayrı ve çalışma yerine yakın olacak şekilde kreş/yurt bulundurulması” zorunlu. Ancak yasal zorunlulukları yerine getiren işletme sayısı sınırlı. Bu yüzden çocuk bakımı ve kreş meselesi hâlâ güncel bir sorun olarak karşımızda.
Fabrika kapılarına bağlanan çocuklar...
İş yerlerinde kreş açılması yasalarla güvence altına alınan bir hak. Ancak öyle, bir anda kazanılmadı. Geçmişten bugüne, kadınların çalışmak ve çocuklarına bakım sağlanması için verdiği mücadele ile bugünlere geldik.
Kreşler hakkına erişemeyen kadınların geçmişten bugüne, kendince bulduğu çeşitli çözüm yolları da var tabii. Bunlardan en yaygını çocukların da anneleri ile beraber işe gitmesi. Çocuk, anneyle işe gidip uygun bir yerde bakımı sağlanmaya çalışılırdı. Mahalle aralarında olan atölyelerde çalışan kadınlar iş yerlerinin önüne, kapılarına çocuklarını da bağlamıştır kimi zaman. İhtiyaçlarının karşılanamadığı, çocuklara uygun olmayan bir ortamda bulunmak zorunda kalmıştır çocuklar.
Bugün de hâlâ yaygınlığını koruyan bir diğer çözüm ise çocuğu anneanne, babaanne, teyze, abla gibi kadın akrabalara bırakma. Ülkemizde büyükanne bakımının yaygınlaşması, devletin dahi bunu teşvik eden programlar geliştirmesiyle kurumsal bir çözüm olarak görüldü. Bu çözümün en son ayağı da müjde olarak duyurulan “komşu anne” projesi oldu.
İşçi sınıfının bir kazanımı: Kreş
Kadın mücadelesi tarihi bugün bize vermedikleri ama tırnaklarımızla kazıdığımız haklarla doludur. Bunlardan biri kreş hakkıdır. Bu hakkın mücadeleyle kazanıldığını gösteren en somut örneklerinden biri Cibali Tütün fabrikasında açılan kreştir. Kadınların topladıkları imza ile açılan kreş, ülkemizde bir fabrikada kurulan ilk çocuk kreşidir. Cibali Tütün Fabrikası'nda açılan kreş, kadın işçiler için hem yaşamsal bir kurtuluş hem de hak arayışı ve örgütlü mücadelenin getirdiği büyük bir kazanımdı.
Cibali Tütün Fabrikasında kadınların mücadelesiyle kazanılan kreş hakkı sadece çocuğun bakım meselesi değil, kadının toplumsal konumundaki değişim ve çocuk bakımının toplumsallaştırılması anlamına da geliyordu. Elbette, Cibali’den öncesi de var. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında, Sovyetlerin desteğiyle ortaya çıkan kalkınma planlarında kurulacak iş yerlerinin birer yaşam alanı gibi planlanması öngörülüyordu. Bu alanların içinde, çalışanların kültürel faaliyetlerinden spor alanlarına; çocuk bakımından sağlık hizmetlerine kadar çeşitli imkanlardan yararlanabildiği bölümlerin yer alması söz konusuydu. TEKEL, Sümerbank gibi iş yerleri bunların en somut örnekleriydi. Ancak ilerleyen süreçte, özellikle 1980 sonrası neoliberal dönüşümle birlikte kamu iktisadi teşebbüslerin özelleştirilmesi ve kamu yararına olan alanların kapatılmasıyla iş yeri kreşleri de kapatılmaya başlanmış oldu. Böylece çocuk bakımı meselesi devletin sorumluluğundan neredeyse tamamen çıkarılıp bireysel bir soruna dönüştürüldü.
Böylelikle, Cibali’den bugüne, çocuk bakımının özel kreşler, belediyeler ve Diyanet üzerinden sağlanmaya çalışıldığı bir noktaya geldik. Özel kreşlerin ücretleri bir maaş kadar olduğu için kadının çalışmasının da önüne geçen bir durum yaratıyor. Belediyelerin kreşleri, özellikle çalışan anneler için can simidi olsa da sayıları ve kontenjanları mevcut ihtiyacın çok gerisinde. Diyanet ise 4-6 yaş Kuran kursları ile gelişim çağında olan çocuklara dini eğitimler veriyor. Bu durum, henüz soyut somut algısı olmayan çocuklarda psikolojik sorunlara ve gelişim sorunlarına neden oluyor.
Esnek çalışma “müjdesi” gerçekliği
İktidar kadınları eve daha sıkı zincirleyecek alternatifler bulmak ve işçi ve emekçi kadınların kazandığı kamusal kreş hakkını topyekun yok etmek için çabalıyor. Aile yılı müjdelerinden olan komşu anne projesi tam da böyle bir politikanın örneği. Diğer yandan yarı zamanlı ya da esnek çalışma “müjdesi” ile kadın hem çalışsın hem de çocuğuna baksın diyor. Böylece kadın istihdam içerisinde yer alsa da evdeki konumundan da çıkmamış oluyor; mesai saati, sigortalı olma, işçilerin sahip olduğu ekonomik haklar vb. birçok haktan mahrum bırakılmış oluyor.
Diğer yandan iktidar Diyanet eliyle açılan Kuran kursları ve sıbyan mekteplerini tek seçenek olarak sunuyor. Bu alanlar özel sektöre göre daha uygun fiyatlı olması nedeniyle yoksul kadınlar buralara mecbur bırakılıyor.
Geçmişten bugüne kreş talebi önemini koruyor. Kreşe alternatif olarak sunulan modeller hem kadınlar için hem de çocuklar için yeni sorunlar yaratıyor. Bu yüzden çocukların sağlıklı gelişiminde rol oynayacak, ailelere yük olmayacak, kadına bakım yükünü yüklemeyecek kreşler 8 Mart sürecinde de işçi ve emekçi kadınların en acil talebi.
* Kreşlerin her mahallede yaygınlaşmasını ve iş yerlerinde erişilebilir olmalıdır.
* Kreşler kolay ulaşılabilir, ücretsiz ve kaliteli olmalıdır. Özellikle vardiyalı çalışan ebeveynler için 24 saat açık kreş modelleri hayata geçirilmelidir.
* İş yerlerinde emzirme odası ve kreş açma zorunluluğu "kadın çalışan sayısı" üzerinden değil, "toplam çalışan sayısı" üzerinden belirlenmelidir. Ebeveyn izinleri kağıt üstünde kalmamalı, gerçek anlamda kullanılabilir hale getirilmelidir.
* Belediyelerin kreş açmasını zorunlu kılan yasalar çıkarılmalı ve uygulanmalıdır
* Mevcut kreşlerin denetimleri artırılmalı; standartlara uymayan, çocuk güvenliğini hiçe sayan kurumlar hiçbir kayırmaya izin verilmeden kapatılmalıdır.
Fotoğraf: Freepik
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















