Geçtiğimiz yıl 19 Mart; Türkiye gençlik mücadelesinde yoksulluğun, geleceksizliğin ve demokratik haklara yönelik topyekun saldırıların karşısında biriken öfkenin sokağa, kampüse ve kürsülere taştığı bir eşik oldu. Bugün birinci yılında geriye baktığımızda, sadece neye karşı durduğumuzu değil, neyi inşa etmemiz gerektiğini de daha net görüyoruz.
19 Mart’ı hazırlayan koşullar tesadüf değildi. Gençlik, özellikle de genç kadınlar, uzun süredir derinleşen ekonomik krizin ve siyasi baskının en ağır sonuçlarını yaşıyor. Demokratik haklara dönük saldırılar artarken yaşam koşulları her geçen gün daha da ağırlaşıyor. KYK yurtlarındaki niteliksiz yemekler, asansör faciaları, barınma krizi ve mezuniyet sonrası işsizlik gerçeği; gençliğin önüne konulan “gelecek” tablosunu açık ediyor. Bu tablo bir umut değil, büyük bir belirsizlik ve güvencesizlik anlamına geliyor.
Genç kadınlar açısından bu tablo daha da karanlık. Ekonomik bağımlılık, aile içine hapsedilme baskısı ve artan şiddet yaşam alanlarını daraltıyor. Kadın cinayetlerindeki artış, bu karanlığın en çıplak göstergesi. 19 Mart, tam da bu yaşam hakkına dönük saldırılara karşı yükselen “Yaşamak istiyoruz!” çığlığının merkezi haline geldi.
Kışlaya çevrilen kampüsler
İktidarın 19 Mart sürecinden çıkardığı en önemli sonuç, örgütlü gençliğin yarattığı gücü görmesi oldu. Bu nedenle geçen bir yıl boyunca üniversiteler doğrudan hedef alındı. Kampüsler, baskı politikalarının uygulama alanına dönüştürüldü.
Boğaziçi Üniversitesinde yaşananlar bunun en somut örneği. Kulüp odalarının zorla boşaltılması, kampüs içine çevik kuvvet yığılması, kapılara vurulan kelepçeler ve öğrencilerin ifade özgürlüğünün polis şiddetiyle bastırılmaya çalışılması; üniversitelerin adım adım bir “kışla düzenine” sokulduğunu gösteriyor.
Özellikle kadın çalışmaları yürüten ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi veren öğrenci kulüplerinin hedef alınması tesadüf değil. İktidar, genç kadınların yan yana gelmesini ve örgütlü biçimde söz üretmesini engellemek istiyor. Çünkü biliyor ki bir kadın kulübünde yan yana gelen üniversiteli kadın; yalnızca kampüste değil, hayatın her alanında hak talep edecek bir güce dönüşür. Tek başına değil, örgütlü bir biçimde mücadele eder. Bu da mevcut düzen için bir tehdit anlamına gelir.
Bugün üniversitelerde demokratik haklara dönük saldırılar açık bir politik tercihin ürünüdür. 19 Mart süreci, öğrencilere örgütlenmenin bir seçenek değil; hayatta kalmanın ve söz sahibi olmanın temel koşulu olduğunu gösterdi. İktidarın sert müdahalelerinin nedeni de gençliğin kendi talepleri etrafında birleşme potansiyelinden duyduğu korkudur.
Demokratik üniversite mücadelesi, demokratik bir Türkiye mücadelesinden ayrı düşünülemez. Rektörlerin atamayla belirlendiği, polisin kampüs kapılarında beklediği bir ortamda bilimsel özgürlükten ve eşit bir gelecekten söz etmek mümkün değildir. Biz genç kadınlar için 19 Mart; yoksulluğa, sokaktaki şiddete, kampüsteki yasaklara ve kadın cinayetlerine karşı yükseltilen ortak bir itirazdır. Bir yıllık deneyim, örgütlü mücadelenin geri çekilmediğini, aksine yeni biçimler kazandığını gösteriyor.
Görevimiz mücadele iradesini büyütmek
Önümüzdeki süreçte görevimiz, 19 Mart’ta açığa çıkan mücadele iradesini büyütmektir. Bu iradeyi kapatılan kulüp odalarının sınırlarını aşarak her fakülte koridoruna, her KYK yemekhanesine ve her işçi mahallesine taşımalıyız. Demokratik bir üniversite, ancak kadınların eşit, özgür ve şiddetten uzak yaşayabildiği bir ülke mücadelesiyle mümkündür.
19 Mart bir son değil; karanlık geleceğe karşı gençliğin attığı sağlam bir adımdır. Çünkü biliyoruz ki yaşamın ta kendisi, bu mücadelenin büyümesinden ve ilerletilmesinden geçiyor.
Fotoğraf: Ekmek ve Gül
İlgili haberler
Üniversiteli genç kadınlar 19 Mart sürecini ve mücadeleyi anlatıyor
Üniversiteli genç kadınlar 19 Mart'ta başlayan eylemleri, genç kadınların burada aldıkları pozisyonu anlatırken 1 Mayıs ve sonrasında da mücadelenin nasıl devam etmesi gerektiğini tartışıyor.
Güvenli yaşamı birlikte inşa etmek için...
‘Tacizciyi değil mağduru koruyan, çocukları çocuk yaşta evlilik yoluyla istismara maruz bırakan bu düzeni değiştireceğiz.’
8 Mart'a giderken üniversiteli kadın öğrenci anlatıyor: Güvenli kampüs talebi yakıcı bir ihtiyaca dönüştü
ODTÜ Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğu'ndan İrem, 8 Mart'a giderken kampüslerinde yaşanan sorunları ve kadınların taleplerini Ekmek ve Gül'e yazdı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























