Konuşmamız gereken şeyler var Aysel!
'Bize öğretmek istedikleri bu: Yerini koru, ses çıkarma, şanslı olduğuna inan. Dayatmak istedikleri şey ise net: Şans maskesi giydirilmiş bir çaresizlik.'

Yarın maaş günü ve cebimize ne düşecek hâlâ bilmiyoruz. Toplantı başlarken ajandamı açıyorum. Bir süredir aklımda aynı düşünce: Bir tek ben mi farkındayım buranın bir ayrıcalıklar dünyası olmadığının? Kim uydurdu bu çakma peri masalını?

Neyse, geldi bizim Recep Bey. Umarım bu kez zam haberi alırız.

“Evet arkadaşlar, yılın ilk çeyreği bitiyor; hedeflerimiz, KPI’larımız (Temel Performans Göstergeleri) ne alemde? Yarın genel müdürümüzle toplantım var, performansa dayalı zam için hesapları tamamlayıp kendisinden onay alacağım. Valla şanslısınız, global firmada olmak işte böyle bir şey. Benefitlerimiz (yan haklar) oldukça fazla. Aranızda ek mesai ücreti isteyen, bunu İK’ya bildiren arkadaşlar olmuş. Şaşırdınız mı siz? Esnek çalışma olduğunu bilerek geldiniz buraya. Ayrıca evinizde otururken yarım saat bilgisayar açmışsınız, ne var bunda? Neyse... Aysel, sen bu toplantı sonrası bir odama gelir misin? Geçen akşam gönderdiğin datada hata var, üzerinden geçelim. Dikkatiniz nerede anlamıyorum ki. Bakın, tüm firmalar küçülmeye gidiyor. Kimse bu devirde işinden olmak istemez. Evet, Alp yansıt ekranını, son durumlara bakalım...”

Ah Aysel! Toplantı boyu aklın evdeki çocuğundaydı, biliyorum. Ev içi angaryaların arasında açmak zorunda kaldığın bilgisayarında hatasız iş yapmak nasıl da zor. Kıdem tazminatı hakkın doğmasın diye sözleşmeni bir yıldan eksik yaptılar, bunu da biliyorum. Aysel, seninle ne zaman bu ortak bildiklerimizi konuşmak istesem çekindin, görüyorum. Sendika kelimesini ilk kez duyduğunda korkup gözlerini kaçırdın. Ben de korkuyorum.

Ama işten atılmaktan ziyade, mücadelede yalnız kalmaktan korkuyorum. Emeğimiz her gün hiç edilirken senin ve daha nicelerinin gitmesinden korkuyorum. Fark ettim de Aysel, ikimizin korkusu da aynı kökten besleniyor: Emeğimizi hiçe sayan, her gün yeni ucuz iş gücü doğuran, patronları koltuklarında para saydıran bu düzenin yarattığı dünyadan.

Plaza ışıkları söndüğünde; çocuğun uyanacak korkusuyla açtığın bilgisayarının ışığı yanmaya devam ediyor geceleri. Yönetici Recep Bey, sanki mesai talebinin benden geldiğini bilmiyormuş gibi tehditler savurduğunda; korkutulan tüm beyaz yakalı kadın mesai dostlarım örgütlenme çağrılarımı karşılıksız bırakıyor.

Aynı toplantı masasında oturuyoruz ama bir gün ses çıkarırsak sıranın bize de geleceğini biliyoruz. Bu yüzden susuyoruz. Daha dikkatli, daha itaatkâr çalışıp eve daha geç dönüyor, daha az itiraz ediyoruz. Bize öğretmek istedikleri bu: Yerini koru, ses çıkarma, şanslı olduğuna inan. Dayatmak istedikleri şey ise net: Şans maskesi giydirilmiş bir “çaresizlik”. Çalışma arkadaşından kopuk, sadece kendi menfaatine ve olası terfisine odaklanmış tek tip çalışanlar...

Aysel, sana bunları neden yazdım biliyor musun? Belki de esas korkanlar biz değiliz demek için. Bugün bizi birbirimizden ayrı tutmayı başarıyorlar; çünkü sesimiz birleşecek diye öyle korkuyorlar ki... Şimdilik, kendi çıkarını düşünen beyaz yakalı profilini yönetmekte iyiler; çünkü böylesi kolay. Peki ya o sesler birleştiği gün?

Aysel gitme başımdan, sesimiz daha gür çıksın.

Fotoğraf: charliepics

İlgili haberler
Plaza ışıklarının kör edici yalanı: beyaz yaka ‘ayrıcalığı’

‘Asgari ücretle aramıza koyduğumuz mesafe, bizi yoksulluktan değil; birbirimizden uzaklaştırıyor. Plaza ışıkları altında büyüyen bu yanılsama, beyaz yakalıları örgütsüz ve yalnız bırakıyor.’

Mamak’ın baharını kadınlar getirecek

Yıllardır olduğu gibi bugün de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle Mamak sokaklarında yürüyeceğiz. Halaylar çekip dergimizin sayfalarını birlikte karıştıracağız.

Ekmek ve Gül dergisi Mart 2026 sayısı

Sömürüye ve şiddete dayalı bu düzene karşı yüz yılı aşkın süredir eşit işe eşit ücret, insanca yaşam koşulları için mücadele eden kız kardeşlerimizi anıyor; mücadelemizi büyütüyoruz.


Editörden