Plaza ışıklarının kör edici yalanı: beyaz yaka ‘ayrıcalığı’
‘Asgari ücretle aramıza koyduğumuz mesafe, bizi yoksulluktan değil; birbirimizden uzaklaştırıyor. Plaza ışıkları altında büyüyen bu yanılsama, beyaz yakalıları örgütsüz ve yalnız bırakıyor.’

Bedavaya çalışmakla geçirdiğim bir hafta sonunun ardından pazartesi sabahı ofise gidiyorum. “Esnek çalışma saatleri” adı altında yaptırılan ek mesailerden ücret alamayan yüz binlerce beyaz yakalıdan biriyim. Uykulu gözlerle otobüse biniyorum. Benim gibi plaza yolcusu emekçileri görüyorum; yolculuğum ister istemez şu düşüncelerle geçiyor: Acaba işlerinden memnunlar mı? Çalışma ortamları nasıl? Maaşları kiralarına yetiyor mu?

Yan yana oturuyoruz ama birbirimizin hayatına ne kadar uzağız. Aynı serviste, aynı metro hattında, aynı plazanın asansöründe omuz omuza duruyoruz; ama sanki farklı sınıflara aitmişiz gibi yaşıyoruz. Çünkü çoğumuz kendimizi asgari ücrete olan birkaç adımlık mesafemize göre konumlandırıyoruz. Bu yüzden de asgari ücret konuşulurken, aslında neleri belirlediğinden bihaber, olanı biteni dinliyoruz.

Oysa asgari ücret yalnızca en düşük maaşı belirlemez, ücret düzeninin tabanını çizer. O taban aşağıda kaldıkça, bizim durduğumuz zemin de yavaş yavaş aşağı çekilir. Ama beyaz yakalılar olarak aradaki mesafeyi hâlâ güvenli bir boşluk sanıyoruz.

Asgari ücret bize neden ‘uzak’ geliyor?

Çünkü diplomamız, ofis kartımız, unvanımız, kullandığımız bilgisayar, yabancı dilimiz ve daha nicesi çoğu zaman maaşımızdan önce geliyor. Bunlar bizi işçi değil “uzman”, “profesyonel”, “yönetici adayı” gibi hissettiriyor. Oysa ay sonunda maaşı yatmazsa geçinemeyecek olan herkes emekçidir.

Yine de içimizde sessiz bir teselli dolaşıyor: “Hiç değilse asgari ücret almıyorum.”

Bu cümle, ekonomik bir gerçeklikten çok psikolojik bir mesafe yaratıyor. Bugün birçok beyaz yakalının geliri asgari ücretin biraz üzerinde olsa da yoksulluk sınırının hâlâ altında. Kira, faturalar, ulaşım, gıda, kredi kartı borçları derken maaş daha ay ortasında eriyor. O yüzden bu teselli kendini her ay boşa çıkarıyor.

Mesafe sandığımız kadar büyük değil

Asgari ücret ile yoksulluk sınırı arasındaki uçurum büyüdükçe, bu uçurumun kenarında yalnızca en alttakiler durmuyor. Biz de oradayız; sadece bir iki adım geride.

Asgari ücret, işverenler için genel bir referansa dönüşüyor. “Piyasa bu” denilerek tüm maaşlar baskılanıyor. Yeni işe giren beyaz yakalıların başlangıç ücretleri asgari ücrete yaklaşıyor, deneyimlilerin ücret artışları enflasyonun gerisinde kalıyor. Birkaç yıl içinde fark kapanmıyor, aksine yoksulluğa doğru genişleyen bir alanda hepimiz daha kırılgan hale geliyoruz.

Ama biz hâlâ kendimizi geçici olarak zorlanan “orta sınıf” sanıyoruz; kalıcı olarak güvencesizleşen emekçiler değil.

Peki, neden birlikte ses çıkaramıyoruz?

    • Beyaz yakalıların örgütlenmesinin zayıf olmasının arkasında yalnızca korku değil, bir kültür de var.

    • Aynı ekipte çalıştığımız kişilerle bile terfi, prim ve görünürlük için yarışıyoruz. Yan masadaki kişi potansiyel bir dayanışma arkadaşı değil, rakip gibi konumlanıyor.

    • Çoğumuz mevcut koşulların “kariyerimizin başı” olduğunu düşünüyoruz. Daha iyi bir yere geçeceğimize, yükseleceğimize inanıyoruz. Bu umut, bugün yaşadığımız haksızlıkları sineye çekmemize neden oluyor.

    • Beyaz yakalı işsizliği uzun ve yıpratıcı. Borçları olan, tek başına yaşayan, ailesine destek olan çalışanlar için işini kaybetme ihtimali güçlü bir susturucuya dönüşüyor.

    • Uzaktan çalışma, hibrit modeller, proje bazlı işler… Aynı iş yerinde bile ortak temas alanlarımız az. Ortak alanlar azaldıkça ortak bilinç de zor kuruluyor.

Oysa hikâyemiz ortak

Pazartesi sabahı aynı otobüste uyuklayan insanlar olarak birbirimize düşündüğümüzden daha çok benziyoruz. Hafta sonu “gönüllü” fazla mesai yapan da, akşam 10’da hâlâ e-postalara cevap veren de, yıllardır zam alamayan da, kira artışından korkan da biziz.

Asgari ücret konuşulurken “Beni ilgilendirmiyor,” demek, kendi geleceğimizle aramıza mesafe koymak anlamına geliyor. Çünkü ücretlerin tabanı ne kadar aşağıdaysa, bizim başımızın üzerindeki tavan da o kadar alçalıyor.

Belki de o sabah otobüste birbirimize bakarken sormamız gereken soru şu olmalı: “Acaba neden aynı koşullarda olmamıza rağmen bunu birlikte konuşamıyoruz?”

Beyaz yakalı kadınlar için yük iki kat

Toplantılarda sözünün kesilmesi, fikirlerinin erkek meslektaşları üzerinden dolaşıma girmesi, “agresif” ya da “duygusal” etiketiyle performansının sorgulanması… Cam tavan hâlâ yerinde duruyor. Aynı işi yapan erkeklerden daha düşük ücret alan, terfide geride bırakılan, yöneticilik pozisyonlarında daha az temsil edilen binlerce kadın var.

Bir de işin evde devam eden kısmı var. Yemek, temizlik, çocuk, yaşlı, hasta sorumluluğu… Beyaz yakalı kadınlar gündüz ücretli emekle, akşam ise ev içi angaryayla boğuşuyor. Sadece fiziksel değil, zihinsel yük de sürekli omuzlarda.

Asgari ücret tartışmaları bu yüzden kadınlar için daha da hayati. Çünkü düşük ücret politikaları, kamusal bakım hizmetlerinin zayıflaması demek. Kreş yoksa bakım yükü kadına kalıyor. Ulaşım pahalıysa ev-iş arası süre uzuyor.

Yalnız değiliz ama yalnızmışız gibi yaşıyoruz

Her sabah ofis koridorlarında karşılaştığımız insanlar bizimle aynı sıkışmışlığı yaşıyor. Ama plaza düzeni bize bireysel kurtuluş hikâyeleri fısıldıyor: “Bir terfi alırsan düzelecek”, “Yeni iş bulursan geçer.”

Oysa sorun tek tek iş yerlerimizde değil, emeğin değerinin sistemli olarak düşürülmesinde. Ve buna karşı tek başına dayanmak mümkün değil. Belki de ilk adım büyük sözler değil, küçük temaslar: Öğle arasında maaşları konuşmak, fazla mesainin normal olmadığını birlikte söylemek, mobbingi “kişisel bir problem” olmaktan çıkarmak, sendika lafını açıkça telaffuz etmek.

Birbirimizi rakip değil, aynı koşullarda çalışan insanlar olarak görmeye başladığımız anda o görünmez mesafe kısalıyor.

Asgari ücret hepimizin meselesi

Asgari ücret ile yoksulluk sınırı arasındaki uçurum büyüdükçe, ortada durduğunu sananları da içine çekiyor. Beyaz yakalılar olarak bunu ne kadar geç fark edersek, kaybımız o kadar büyük olacak.

Belki de artık “Beni ilgilendirmiyor,” cümlesini bırakmanın zamanı gelmiştir. Çünkü ilgilendiriyor. Maaş bordromuzu, kiramızı, borçlarımızı, geleceğimizi ilgilendiriyor. Daha da önemlisi; yan masada oturan kadının yükünü, işe tutunmaya çalışan genç çalışanın umudunu ilgilendiriyor.

O pazartesi sabahı otobüste birbirimize bakarken aklımızdan geçen soruları değiştirebiliriz belki: “Memnun musun?” yerine “Birlikte ne yapabiliriz?” diye sormayı deneyerek. Çünkü yalnız değiliz. Sadece yan yana durduğumuzu henüz göremiyoruz.

Görsel: Canva Pro yapay zeka

İlgili haberler
2026 asgari ücreti açıklandı: Açlığa bile muhtaç kalacağız

Yeni yıl öncesi asgari ücret görüşmelerinin üçüncü toplantısı sonucunda hükümet yüzde 27'lik bir zamla asgari ücreti 28 bin 75 lira olarak açıkladı. Açıklanan asgari ücret açlık sınırının altında.


Editörden