Her yıl 8 bin çocuk istismara uğruyor. Yılda ortalama 17 bin istismar davası açılıyor. Bu davaların yüzde 45’i mahkumiyetle sonuçlanmıyor. Çocuklar evlendiriliyor. Böyle gelmiş, ama böyle gitmez…

Tüm dünyada sağcı hükümetler, halkın yaşadığı ekonomik sorunlardan, bu sistemin temsilcisi olarak kendileri sorumlu değil de kıskanç dış güçler, göçmenler sorumluymuş gibi konuşuyorlar.

Demir çubukla ateşi karıştırıyor Sevim. Saca dizdiği hamurları dans ettirir gibi oynuyor sonra. ‘Eskiden kuma çok evde vardı’ sözlerini savuruyor ardından...

Sevda’nın sığınma evine ya da geçici bir süreliğine başka bir yerde kalmaya yanaşmamasının altında çok temel bir güdü yatıyor. İfade etmeye çalıştığı şey tam olarak; ‘yaşam hakkının korunması...’

Kadınlarla kapı önünde buluşuyoruz. Sohbetimiz ister istemez çocuklarımıza da geliyor. Okulların açılma zamanı yaklaştıkça derdimize bir dert daha ekleniyor: Bu çocukların karnı okulda nasıl doyacak?

Bangladeşli tekstil işçisi kadınlar Ashulia sokaklarında işten atmalara karşı yaptıkları eylemlerin sonucunda kazanım sağladılar.

Köy yakmalardan kadın cinayetlerine toplumsal konuları da işleyen yazar içimizi, kimi zaman hüzünle kimi zaman acıyla kimi zaman da inceden bir sevinçle doldurmayı başarıyor.

Hesap belli; bir işçi ailesinin sadece kendi üyelerinin, yani anne babanın yerine geçecek kadar işçi üretmesi Türkiye gibi bağımlı kapitalist ülkeler açısından kabul edilebilir değil.

19 Nisan’da Evrensel Gazetesinde işsizliğin “bedellerini” anlatmıştı Nergis. Günübirlik işler yaparak kızına bakmaya çalışan Nergis’in şimdi güvenceli bir işi var. Nergis, duygularını anlatıyor.

Müfredat gereği öğrencilerimden çocuk hakları ile ilgili düşüncelerini yazmalarını istedim. Türkiye’deki çocuk hak ihlalleri ile ilgili tabloyu onların gözünden aktarmak istiyorum:

“Ülker Abla, kendi ütülediği takım elbiseyle iyi hal indirimi alacak o kocaya kafa tutandır! Ülker abla kimliksiz kadınların kimliğidir…”

Hayat pahalılaştıkça, sokaklar güvensizleştikçe yurtlar öğrencilerin ‘hapishanesi’ haline geldi. Youtube’dan dizi izleyip üç kuruş para için günübirlik işlerde çalışmak hayatın özeti gibi...

Korkuya, baskıya, yok sayılmaya karşı ancak yan yana gelirsek ‘iyi oluyoruz’. Bir kez daha hissettik ki ne çok ulaşacak sesimiz ne çok birbirimizden alacak gücümüz var.

Koca koca, camlı binalarda aslında pencereye de, güneşe de hasret çalışan ‘plaza çalışanlarının’ gerçek dünyasına hoş geldiniz!

Çünkü bugün açısından gençliğin ihtiyaçları, gelecek planları, hedefleri, hayal ettiği yaşam AKP iktidarının çizgisiyle uyuşmuyor.

İktidarın sağlık politikaları birçok halka hizmet veren devlet hastanelerinin bir kısmını işlevsiz hale getirdi. Yap-işlet-devret modeli olan şehir hastaneleri ise büyük sıkıntılara yol açıyor.

'Sıra arkadaşları olarak Rojin için ses olmaya devam ediyoruz; unutmak da unutturmak da yok, mücadelemiz sürüyor.'

Şimdi kız kardeşler, yaz ortasında üşümemek için kolları sıvama vakti. Yaşamak için, emeğimiz için, özgürlüğümüz için harekete geçme vakti.

'Anlaşılan yetkililer, gözlerini gerçeklere kapamayı tercih etti yine. Yarım domatesleri yok sayıp önlüğün beyazına takıldılar.'

Editörden