Gençlere ‘çıkın gezin’ demek kolay. Ancak bu maddi yükünü kim sağlayacak?

Mohsin Hamid’in Batı Çıkışı’ndaki ana karakter Nadia gerçekten özgürleşebilmiş bir mücadele kadını mı yoksa, yazarın belki de niyetten bağımsız radikalleştirdiği bir kadın mı?

‘Yanımda kredi kartım olmayınca kendimi neredeyse yoksul hissediyorum ben. Sanal olarak da harcama limitimiz kadar zenginiz oradan bakarsanız.’

Sanırım bu süreçte bizi en çok değiştiren şey, yıllardır mülteci öğrencilerle çalıştığımız halde aslında bu konuda çok da yeterli bilgiye sahip olmadığımız gerçeğiyle karşılaşmaktı.

Meksika’dan Ürdün’e Sudan’dan ABD’ye kadınlar şiddete, kadın cinayetlerine, ağır çalışma koşullarına, tükenmişliğe, geçim sıkıntısına karşı sokaktaydı.

Hizmet edebilecek bir makama gelmiş hemcinslerimizin kusurunu bulmaya değil, varsa eğer yapıcı eleştirilerimizi iletip destek olmaya çalışmalıyız. Bu anlamda bir “kadın eli” değmeli dünyamıza.

Sovyetler öğretiyor. Sovyetler’ de gördüğümüz yaşam, bugün sürdürdüğümüz bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek kampanyasına yansıyor.

Mesleğe başladığı andan itibaren neymiş hemşirelerin yaşadıkları, pandemide ‘kahraman’ ilan edilenlere reva görülenler, onları başka ülkelere göçe zorlayan koşullar... Genç bir hemşire anlatıyor…

Okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek için mücadele eden Zaide, yönetenlerin kendileri için çarçur ettiği bütçeyi çocukların beslenme hakkı için çok görenlere sesleniyor.

Servis hostesliği basit, part time işlerden kabul ediliyor. Ancak gerçekler başka. Fazla iş, az ücret, kural yok, sigorta yok. Mecburiyet var...

Evet çok zulüm gördüm ama pişmanlıklar hayatı geri vermiyor. Her şeye rağmen kimseye boyun eğmedim, bazen sabrettim ama her şeye rağmen yenilmedim, ayaktayım. Siz de yenilmeyin, susmayın.

Şiddet, baskı, yoksulluk sürüyor. Ama değişen bir şey var: kadınların mücadele biçimi. Kadınlar artık çözümün parçası olmak istiyorlar.

Belediyelerde bile artık kadınlar kısmı çalışmalara mecbur kalıyor. İktidarın süslediği kısmı çalışma uzun vadede ciddi hak kayıplarını getirirken bizler temel taleplerimizde ısrarcı olmalıyız.

‘Virüsten önlemle korunabiliriz ama hayat şartlarımıza etkisinden nasıl korunacağız!’

Ken Loach’un Üzgünüz, Size Ulaşamadık filmi neoliberal dönemin işçi ailelerine yaşattıklarını anlatıyor. Kapitalizmin sattığı “hepsi sizin tercihiniz” yalanının gerçeklerini seriyor ortaya.

“Pazar nasıl?” demeye kalmadan, “Çok pahalı” cevabını veren genç kadın, avucunu açıp bozuk paraları göstererek, “Bu kadar. Bununla ne alabilirsem? Çalışmıyorum.”

Kocaeli’de kapı kapı dolaşıp belediyenin mahalleye kreş açması için imza toplayan kadınlar, hem kreşin kendileri için önemini anlatıyor hem de kampanyalarını...

Urfa’nın ten yakan sıcaklarında Özak direnişçisi kadınlar olarak bir aradayız. Direnişimizin ardından patronlar ‘Ya burada da işçiler haklarından,gerçek sendikadan haberdar olursa’ diye korkuyorlar.

Azerbaycan’dan gelen Nurgül, henüz 15 yaşındayken evlenmiş, 17 yaşında doğum yapmış... Yaşı tutmadığı için resmi nikahı yok. Bu yüzden hep kayıt dışı çalışmak zorunda...

‘Yoksulluktan dolayı çocuklarımızı mahalledeki merdiven altı sübyan okullarına, vakıf, cemaat, tarikat okullarına göndermek istemiyoruz. Mücadele etmemiz lazım’

Editörden