‘Ara ara kilomla ilgili sorunlar yaşadım. Kimi zaman diyetler yaptım. Sanki kadınlar hep zayıf olmak zorunda, güzel kadın, belli fiziksel ölçülere sahip kadınmış gibi düşünülmekte.’

Bazı yavrular, masaldaki gibi bisküviden yapılmış bir evde semirtilmiyor da bir çalının dibinde cansız bulunuyor. Sesleri ovada yankılanıp duruyor: Tın tın kabacığım, beni dağlarda bırakan babacığım…

Soruyoruz size; bugün “bekasını koruyoruz” dedikleri devlet, bizim çocuklarımızın canını hiçe sayıyorsa, korunan kimin bekasıdır? İhya edilen kimin çıkarıdır? Cevaplarımız dergimizde...

‘Kapıları yandaşa değil halka açılan kurumlar olsun. Karar vericiler kişi değil halk olsun. Halk sandığa attığı oyuyla yetkiyi kendine vermiş olsun…’

Gülcan’a dayatılan kırk katır mı, kırk satır mı misali: Ya çocuklarını okula göndermeyecek ya da şiddet gördüğü yere geri dönecek!

‘Genç kadınlar hem eylemlerde en önde duruyorlar, hem forumlarda sözünü söylemekten çekinmiyorlar, hem de mücadeleyi büyütmek için bir sonraki adımı atmada daha cesaretli davranıyorlar.’

Aslolan insanın başkasının gözünden kendine baktığı, sevemediği kendini “öteki”nin gözünden sever hale geçebildiği o aşkın bakma haliydi.

Kaz Dağları mücadelesinin en öndeki neferlerinden biri; Naide. “Bu su, bu dağlar, bu köyler bizim geçmişimiz, geleceğimiz, kimseye vermeyeceğiz” diyor.

Yeni asgari ücretin belirlenmesi, geçim derdi bir yana seçimden bu yana yıpranmışlığımızı, aramızda körüklenen kutuplaşmayı aşmaya, birbirimize sarılmaya ihtiyacımız var.

Mafya-devlet-sermaye çetesinin kirli ilişkileri tek tek ortaya serilirken, halka ama en çok da kadınlara “senin hayatın değersiz” duygusu pompalanıyor.

Grev meydanında bir araya gelen binlerce işçinin bir grev komitesi kurması gerekiyordu. Tamamı kadınlardan oluşan 13 kişilik bir ‘Dokumacı Komitesi’ seçildi, 50 fabrikadaki 25 bin işçiyi temsilen.

Sadece hayatta kalmak için değil, hayatı yeniden yaratmak için sür fırçayı tuvale!

Çoğumuz unuttuk güzel hayaller kurmayı, umut ettiğimiz şeylerin peşinden koşmayı da unuttuk. Bir kavgadır geçip gidiyor hayatlarımız.

Bir filmin sizi perdedeki anın içine çekmesi nasıldır bilir misiniz? O an karakterlerin yanında, o diyaloğun orta yerinde gibi. Onun bir parçası. O kadar gerçek, o kadar hayatın içinden.

Yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan bu programın aynen devam edeceğini ilan etmişti. Peki bu program kadınlar için ne ifade ediyor?

Tek bir telefonda, pahalı internet paketleri ile çocuklarının sisteme giriş yapmasını sağlamaya çalışan, çalışırken çocuklarına bakacak kimsesi olmayan, kreşlere para yetiştiremeyen kadınlar anlatıyor

Eskiden birimizin pede ihtiyacı olduğunda herkes hemen çantalara yönelirdi. Herkes yarışırdı arkadaşının ihtiyacına cevap verebilmek için. Şimdi öyle mi?

Kapanıyor mu, kapanmıyor mu? Taşınıyor mu taşınmıyor mu? Hakkında pek çok spekülasyon olan, Bakanların açıklama yaptığı Onkoloji Hastanesini işçileri anlatıyor.

Türkiye’nin pek çok ilinde kadınlar bir araya gelerek 8 Mart etkinlikleirni gerçekleştirmeye devam ediyor.

Emekli maaşıyla çocuk okutmaya çalışan velilerin isyanını Ankara’dan bir kadın anlatıyor…

Editörden