Beni buradan kim kurtaracak? Hiç kimse; yalnızsın sen… Hiç kimse, yalnızım ben… Yalnızlık garip bir şekilde süzüldü hayatıma. Yapılacak tüm işler birden bitiverdi...
Fatma çok güzel bir renk oldu o günlerime, çok güzel bir örnek... Yaşadığı tüm zorluklara rağmen yüzü her zaman güler ve umutla dolu olurdu.
“Erkek milleti ulaştığı kadını terk eder demiş Zeliha. Çok saçmaymış Zeliha’nın sözleri. Madem bunun adı aşktı, hesap bilançosu çıkarılmadan yaşanmalıydı...”
‘Ne öğretmelisin bu küçük çocuklara? Dersler ezber! Ya nedenler? Çocukların soruları hep hayatlarına ilişkin rüyalarla dolu. Gelin ve damat olmaktan öte bir yol var mı hayatlarında!?’
‘Babam bir hafta sonra gelebildi; uçak parasını denkleştirememiş. Kapıcının evinde yatıyordum. Yüzümü okşayınca bir kâbustan uyanmış gibi boynuna sarıldım. Bizi neden bıraktın gittin, diye ağladım...’
Sonraki gün bu kirli odada gözlerimi açtığımda gırtlağım delinmişti. Ellerim, bu bilinmez çukurda gezindi günlerce, korktu, titredi, kana bulandı, görüntümü aklıma çizmeye çalıştı…
Derin bir iç çekip gözlerini kızının ayak parmaklarından lime lime edilmiş kendi el bileklerine çevirdi. Sol el bileği daha az acı veriyor ama sağ el bileğine oranla daha çirkin görünüyordu.
Erkek gövdesine tıkıştırılmış ruhum, gözlerimden ele verdiğinde beni, nasıl olacak? Lafta kolay her şey ve ben yine anneme telefon açmak istiyorum...
‘Makineler ilk defa Suna için durmuştu. Oysa Suna ne çok isterdi makinelerin kendisi için durmasını. Ayakta durmaktan uyuşan bacaklarını uzatıp biraz dinlenebilseydim diye ne çok düşünürdü…’
‘Artık bir işim var. Fal bakacağım. İyi de nasıl? Bakıp ne yazacağım? Felsefe okumuş insanız bunu mu yapamayacağız… Off… İş mi ulan bu?’
‘Ne olduysa, o sıra olmuş. Atmış kalemi elinden. Tutmuş mektubu, Bir iyice buruşturmuş. Sımsıkı kapalı avucunun içinden, İncecik çığlıklara benzer, Birtakım sesler yükseliyormuş.’
Kapıya dayanmış kamyon, bir yolcu eksik gitti gideceği yere. Basma donlu mavi fil evi terk etmedi...
Çocuğuma insanları sevmeyi, ona her doğum gününde aldığım çiçekli elbiseleriyle öğretmeye çalışırken dışarıda kötü şeylerin olduğunu, o kötü şeylerin benim yavrumu parçalayacağını unuttum.
Ulviye’den kocası Salih ile ilgili akıl alır Zehra. Ulviye bir sürü büyü söyler Zehra’ya kocasını kendisine bağlaması için. Ama saf, köylü kızı Zehra bilmez asıl gerçeği. Gerçek ne mi peki?
Aylardır dokuz numaranın yolcularından biriydi kendi de. Ustaca kesilmiş bakımlı saçları, düzgün kıyafetleri, yüz ifadeleriyle diğer sekiz otobüsü bekleyenlerden hemen ayrışırdı bu otobüsün yolcuları.
Adamlar duymazdı bu köyde kadınların sesini. Dağdaki kurtlar acı acı uludular, ağaçlar yapraklarını eğdi utancından, rüzgar aldı Seher’in sesini götürdü en kuytu yerlere insanlar duysun diye. Kadınlar
Erkeklerin çok normal karşılanan yüksek sesli konuşmalarını, kahkahalarını, kadınlar aynı rahatlıkla gerçekleştirse, şu otobüste kim bilir kaç çift kaş çatardı...
Bir de evlilik çıkmazlarındaydı. Kocası durduk yere sinirleniyor. Üzerine yürüyor. Ne giyse, biraz süslense kavga çıkarıyordu. Bunalmıştı. Annesinin evine dönmek istiyordu. Anlatamıyordu...
Annem içeri götürdü bizi. Bana baktı sonra: ‘Göremedim, bilemedim, öyle değildir, yapmaz dedim. Sonra odadakileri buldum... Ama her şey iyi olacak, artık kapılar kapanmayacak.’
Mutfak masasında yazı yazan, başka gezegenden gelen birine bir gazete sayfasından dünyayı anlatan kadınların verdiği şevke dair bir öykü: Yaşama işini sürdürmeniz için sizi nasıl yüreklendirebilirim?
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















