Dosyamızda işçi- emekçi kadınların kendi özgün talepleriyle sınıf mücadelesinde nasıl güçlenebileceklerini inceliyoruz.
Bugün ‘ateş düştüğü yeri yakar’ söylemini çoktan geride bırakmış durumdayız. Ateşin düştüğü yeri değil, hepimizi yaktığı bir dönemden geçiyoruz.
'Bir ilişkide sınırlar nerede başlar, sevgiyle kontrol arasındaki o ince çizgi tam olarak nerede silikleşir? Bunları daha net görmek istedim.'
Sincan’a zehir saçan Erkunt Döküm Fabrikasını, Sincanlı emekçi kadınlarla konuşuyoruz...
‘Benim babam memurdu; işçi sınıfını pek bilmezdim. Eşim sayesinde yeni yeni öğreniyorum. Patron senden aldığını sana veriyor, onu da eksik veriyor; üstüne bir de lütufmuş gibi sunuyor.’
Geçim sıkıntısı nedeniyle çocuğunu MESEM’e gönderen Sevim, Ostim’deki çalışma şartlarını anlatıyor.
‘Ben oğlumu toprağa verdim, haksızlığa teslim etmeyeceğim. Muhammet Kendirci için adalet...’
Yıllarca çalışan emeklilerin hayalleri ile gerçekleri arasındaki uçurum ortada. Hayalinde insanca bir yaşam olan emekli kadınlar, gerçeğin 'market market fiyat takibi' olduğunu anlatıyor.
Asgari ücretin açlık sınırının altında kalması patronları cesaretlendirdi. Fabrikalarda ücretler eşitlenirken, işten atılma tehdidiyle karşılaşan işçiler öfkeli...
‘Sağlık Bakanlığı reçete ile satılması gereken ilaçların denetlenmesinden sorumlu olmasına rağmen bu ilaçlar kadınlar arasında yaygın şekilde reçetesiz olarak kullanılıyor.'
‘Önümüzdeki on yılı aile on yılı ilan ettiler. Ama yoksulluk derinleştikçe, alım gücü düştükçe ailedeki yıpranma artıyor. Sevgi, saygı kalmıyor.’
‘İşçileri yoksulluk sınırına bile yaklaştırmayan, açlık sınırının altında kalarak insanlara çile çektiren bu ücret; asgari yaşama dair ne iddia ediliyorsa işlevini yerine getiremiyor.’
‘Bu yazıyı acımı hafifletmek için değil, gerçeği görünür kılmak için yazıyorum. Çünkü iş cinayetleri konuşulmadıkça, sorumlular hesap vermedikçe bu ölümler sürüyor.’
Velayet, ebeveynlik hakkı ile güvenlik arasındaki gerilimi merkezine alarak, görünmeyen psikolojik şiddetin yıkıcı etkisini çarpıcı biçimde ortaya koyar.
Günümüzde emperyalizmin saldırganlığına rağmen, dünyanın dört bir yanındaki emekçi kadınlar 8 Mart mirasına sahip çıkıyor.
‘Zaten hayat zor, dünyayla mı uğraşacağız?’ demeyin. Dünyayı pazar olarak gören emperyalist sistem, Eskişehir’de maden ararken doğayı, fabrikada ise işçiyi sömürüyor.
Saray rejimi, Rojava saldırılarını içerideki krizin üzerini örtmek için kullanıyor. “Sınır ötesi güvenlik” söylemiyle muhalefet susturulurken savaş harcamaları emekçinin sofrasından çalınıyor.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanırken emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz...
‘Yine bir gün derneğin önünden geçen bir arabadan yine bir arabesk şarkı dertli dertli yükseliyor. Kadınlardan bazıları gülüyor: Hayatlarımızın fon müziği bu.’
‘22 yaşında genç bir işçi olarak fabrikada üç ayrı sömürü düzeni görüyorum. Çok can yakıcı ama biz işçi sınıfı güçlüyüz.’
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















