Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’ndeki dayanışma ağının bir parçası olan ekmek dağıtımı da kadınların çare arayışının bir durağı oluyor.

Çarlık’ın ve Rus burjuvazisinin barbarlığı altında ezilen işçi kadınların ekmek ve barış için örgütlenmesi, eşit ve sömürüsüz bir dünya için mücadelenin fitilini ateşledi.

İki farklı dönemde Türkiye’ye gelen Selva ve Zahra’yla son dönemde artan ırkçı söylemleri ve saldırıları konuşmak isterken, derin bir yokluk ve yoksulluk hikayesiyle karşılaşıyoruz.

‘Haykırmak istedim ve kalemimle çığlıklar atmaya başladım. Amacım şiir değildi. İçimdeki savaşları, buluşları, sevinçleri ve ertelenmeyi haykırmaktı.’

Ege Üniversitesi’nden Sözdar’ın üniversite okumak ve iyi bir eğitim almak için tek başına verdiği mücadele dönüp dolaşıp “kutsal aile” ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine takılıyor.

Yüksek rakamlı satışların yapıldığı mağazada tüm gün güleryüzle hizmet vermesi beklenen satış elemanının o güleryüzün arkasına saklamak zorunda kaldığı yorgunluk ve bıkkınlığın hikayesi…

Pandemi sürecinde de haklarımız var! Bu süreçte zorunlu hizmetler dışındaki işler durdurulmalı, işten atmalar yasaklanmalı, işçilerin ücretleri ve hakları güvence altına alınmalıdır.

Yeni mezun Üniversiteli bir kadın gelecek kaygısı ile dolu. Onu bu kaygıya iten ise hepimizin yakından tanıdığı bir tablo: İşsizlik, aile baskısı ve dahası...

Beslenme; hem sağlık hem de hastalık için en başat nedenlerden biri. Hepimiz sağlıklı beslenmek istiyoruz, ama bütçemiz ve gıdalardaki tehlikeler en büyük engel. Peki, ne yapmalı?

‘Lanetli Ekmek, çıldırmış bir kasabanın, kana karışan zehir benzeri kıskançlığın, insanı yakıp tüketen arzunun erotik öyküsünü cesur ve büyüleyici bir dille aktarıyor.’

Ayak mantarı sık görülen bir enfeksiyon olup kaşıntı, çatlama ve kötü kokuya yol açar. Nemli ortamlar, kapalı ayakkabılar ve hijyen eksikliği riski artırır.

‘Mesaadet, dönüştüğü huysuz ve yaşlı kadın olarak tüm gün bir başına bırakılıyor. İlk aşkını kendi kendine yad ettiği, İzmir’in gül bahçelerinin hayalini kurduğu, birbirinin aynı günler yaşıyor.’

‘Devlet dul ve yetimlerin maaşına yeteri kadar zam yapmıyor... hep aza kanat etmemizi söylüyor. Yapabiliyorlarsa kendileri geçinsin, bakalım.’

En büyük gücümüz dayanışma ve örgütlülüğümüz. 8/20 mesai saati uygulamasında geri adım attıran çoğunluğu kadın sağlık emekçileri olarak emeğimizi korumakta kararlıyız.

UNO ve DFU’da çalışan kadın işçiler 12 saat çalışma koşullarına tepkili: Kronometreyle çalışıyoruz, hasta olduğumuzda baygınlık geçirmemize rağmen izin alamıyoruz.

Yapılan ihbar sonucu şeflerin, güvencesiz ve kötü şartlarda çalışan mülteci işçileri gizli odaya kilitlediğini söyleyen tekstil işçisi, iş yerinde hakaret ve tehdide maruz kaldıklarını yazdı.

Aile yılı ve kız okulları uygulamasının ortak noktası, sistemin kadın bedeni ve hayatı üzerindeki tahakkümünü çok erken yaşlara taşımaya çalışmasıdır.

İş cinayetlerine ve iş kazalarına karşı kadınların yürüyeceği yol engellerle dolu. Ancak, kadın işçilerin birlikte durabilmesi ve örgütlenmesiyle ayağımıza takılan taşları ortadan kaldırabiliriz!

Duasız ve Törensiz, bireysel hikâyelerle politik alt metni ustaca harmanlayan, geçmişin acılarına bugünün duygularıyla yaklaşan, edebi gücü yüksek bir roman.

Editörden