Kadın ve LGBTİ’ler için gerçek güvenli alanlar, ama nasıl?
Kadınların ve LGBTİ’lerin kendilerini güvenle ifade edebileceği alanların varlığı önemli ancak yeterli değil. Ancak burjuva iktidarı bu yan yana gelişleri bile tehdit ederken ne yapacağız?

Tek adamın seçimi kazanması, kadın ve LGBTİ’lerin hayatlarına yönelik hız kazanan saldırıları daha da sertleştirdi. Cumhur İttifakı ile Meclise giren Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR kadınları şiddete karşı koruyan 6284 sayılı Kanun’u hedef aldı, LGBTİ’lere yönelik düşmanlık iktidar eliyle beslendi, Aile Bakanı nafaka hakkını, Eğitim Bakanı karma eğitimi hedef aldı. Bunlar, kadın ve LGBTİ’lerin karşı karşıya olduğu saldırılardan yalnızca birkaçı.

Kadın ve LGBTİ haklarına yönelik saldırılar yalnızca söylemle de sınırlı kalmadı. Tek adam iktidarı hem devlet kademesinde hem de toplumsal yaşamın her alanında bu gericiliği örgütlemeye devam ediyor. Bu durum kadınların ve LGBTİ’lerin hayatlarına ise daha fazla şiddet; evde, sokakta, kampüste, iş yerinde güvensizlik olarak yansıyor.
Devlet eliyle örgütlenen eşitsizlik ve şiddet, kadınlar ve LGBTİ’ler açısından güvenli alanlar talebini doğuruyor. Bu talep aslında yeni bir talep değil. 1960’larda feminist hareket tarafından yeniden anlamlandırılan ve özellikle 80’lere doğru popülerleşmiş bir kavram olan güvenli alan, toplumda ötekileştirilmiş grupları şiddetten uzak tutma düşüncesiyle ortaya çıktı.

Güvenli alanın, azınlık grup için tehdit unsuru olan kişilerin alandan dışlanması/alanda bulunmaması, bu azınlıkları yaralayabilecek ifadelerin engellenmesi, hassasiyetlerine saygı gösterecek bir iletişim biçiminin benimsenmesi gibi çeşitli yollarla kadın ve LGBTİ’lerin bir araya geldiği gruplar içinde kurulabileceği tartışıldı, hâlâ da tartışılıyor.

TEK BİR İŞ YERİ, TEK BİR KAMPÜS GÜVENLİ HALE GELEBİLİR Mİ?

Güvenli alanlar yalnızca bu şekilde ele alındığında, benzer düşüncelere sahip kadın ve LGBTİ’lerin hassasiyetlerini temel alan, anlık olarak kendilerini ifade etme güvenine sahip olduğu yerlerle sınırlı kaldığında, kendilerini güvende hissetmeme sebeplerinin kaynağına ve bu kaynağı yok etmeye gerektiğinden daha az önem veren örgütlenmeler ile karşılaşma riski büyüyor. Bu örgütlenmelerle güvenli alan adı altında kadınlar ve LGBTİ’ler toplumsal hayattan uzaklaşarak, küçük kutucuklara hapsoluyor. Halbuki şiddet, fiziksel ve söylemsel olarak bu küçük kutuların içinde bulunduğu sistemde üretilmeye devam ediyor.

Örneğin, bir iş yerinde çalışan kadınların kendi aralarında kurdukları bir WhatsApp grubu, çekinmeden düşüncelerini ve deneyimlerini paylaştıkları bir güvenli alan olabilir. Bu alan onların, o iş yerinde özgürce kendini ifade edebilmesi ve örgütlenmesi için ön açıcı bir adım olabilir ancak bunun önündeki engelleri tek başına kaldıramaz. Çünkü işveren ve burjuva hükümetleri kadınların kendi aralarında oluşturduğu iletişim ağlarına dahi kendilerine karşı harekete geçmeleri tehdidinden dolayı engel olmaya çalışır.

Başka bir örnek, bir üniversitede kadınların o üniversite içinde yürüttükleri mücadele sonucu kampüsün güvenliğini sağlayabilecek kurumların kurulması kampüs içinde genç kadınların güvenli kampüs taleplerini bir miktar karşılar. Ancak üniversitede şiddeti önlemek için kurulan kurumların hukuki dayanaklarının tüm toplumda şiddeti örgütleyen bir hükümet tarafından kaldırılabiliyor olması, atanmış rektörlerce bu kurumların işlevsiz hale getirilebiliyor olması güvenli kampüsün oluşturulmasının önünde bir engel olarak durur. Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ve üniversitelerdeki cinsel tacizi önleme birimlerinin durumu bunun en net örnekleridir.

SALDIRILAR BÜYÜDÜKÇE GÜVENSİZLİK ARTIYOR  

Kadınların ve LGBTİ’lerin kendi aralarında deneyimlerini ve düşüncelerini paylaşabilecekleri güvenli alanların varlığı elbette önemli. Birçok üniversitede toplulukların, mahallelerde kadın derneklerinin bulunuyor olması kadınların ve LGBTİ’lerin kendi sorunlarını tartışıp birlikte dayanışabileceği alanları sağlar. Mahallede bir kadın, çocukları için ihtiyaç duyduğu kıyafetleri ya da başka maddi ihtiyaçlarını o mahalledeki kadınlarla dayanışarak karşılayabilir. Genç kadın ve LGBTİ’ler yan yana geldikleri topluluklarda yaşadıkları sorunların karşısında birliktelik hissine erişebilir, bu durum birçok kadın ve LGBTİ’nin hayatını da kurtarabilir, kurtarıyor da.

Ancak güvenli alanların yalnızca kişilerin anlık ihtiyaçlar ve güvenliği için sağlanıyor olması, kadınların ve LGBTİ’lerin bulundukları alanı ve bu alanları güvensizleştiren sisteme yönelik değiştirme hedeflerinden yoksun bırakılmaları, ellerindeki birlikteliklerin de sürekli tehdit altında kalmasına neden oluyor. Tehdit büyüdükçe diğer kadınlarla dayanışarak hayatına devam ettiği dernekler, birliktelik hissini yaşadıkları topluluklar kapatılıyor, yaşam alanları daraltılıyor. İktidarın saldırıları sonucu sokaklar ve hatta kendi evleri bile kadınlar ve LGBTİ’ler için daha tehlikeli hale geliyor.

GÜVENLİĞİMİZİ MÜCADELEMİZ SAĞLAYACAK

Kadın ve LGBTİ’lerin kendi yaşam ve çalışma alanlarını iyileştirmek için yan yana gelerek mücadele etmeleri, aslında onları kapalı bir kutuya hapseden sözde güvenli alandan çıkarak gerçek anlamda güvenli ve eşit bir yaşama adım atmalarının önünü açıyor. Ancak burada da kazandığıyla sınırlı kaldıklarında ve kazanımı elde ettikten sonra güvenli alanlarına geri çekildiklerinde üretimin ve iktidarın devamlılığı için ortaya konulan saldırılara karşılık verecek güce erişemiyor. Ancak kadınlar ve LGBTİ’ler, bu saldırıların karşısında, çocuklarına ayakkabı alamayacak, güvenceli bir işte çalışamayacak, yalnızca kendi evinde değil hayatın her alanında kendi güvenliğinden sürekli endişe edecek hale getiren sistemin iktidarına karşı birlikte yürüdükçe bulunduğu her yeri güvenli hale getirecek.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
İAÜ, YTÜ ve BOÜN'den kadın toplulukları ile Cinsel...

CİTÖK ne anlama geliyor? Biz kendi üniversitemizde nasıl kuracağız? Tüm bunların yanıtını farklı CİT...

LGBTİ’lere dönük saldırıların arka planı: Mevzu he...

Toplumsal kazanımları, örgütlülüğü, değişim, özgürlük talebini bozguna uğratmaya çalışırken, bir yan...

İtalya’nın Erkek Kardeşleri’nin kadın başbakanı: ‘...

İtalya’da ilk kez bir kadın başkan olarak seçilen faşist ittifakın adayı Giorgia Meloni’nin seçilmes...