Geçtiğimiz günlerde Mecliste Adalet Komisyonunda uzun zamandır pek çok tartışmaya konu olan bir yasa değişikliği teklifi onaylandı: suça sürüklenen çocuklara yönelik bu yasa teklifi, çocuk adalet sisteminde önemli değişiklikler öngörüyor.
Ne var bu teklifte?
• 15-18 yaş grubundaki çocuklara müebbet hapis cezası verilebilecek.
• Yaş küçüklüğü indirim oranları değiştirilecek. Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren fiillerde ceza 12-15 yıldan 13-18 yıla çıkarılacak.
• Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarında kusur, amaç, işleniş şekli ve sabıka durumuna bakılarak 15-18 yaş grubuna yaş indirimi uygulanmayabilecek. Çocukların müebbet hapis cezası almasının önü açılacak.
• Çocuk hükümlüler infaza doğrudan eğitimevlerinde değil, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlayacak; iyi hallilik tespitiyle eğitimevlerine ayrılabilecek.
• Kasten öldürme, cinsel suçlar, uyuşturucu madde imal/ticareti ve örgüt kurma suçlarında çocuğun infaz kurumunda geçirdiği 1 günün 2 gün dikkate alınması uygulamasına son verilecek.
• Ateşli silahların ev/araçta tedbirsiz bulundurularak çocukların eline geçmesini önlemede dikkat yükümlülüğüne uymayanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.
• Aile, bakım yükümlülüğünü yerine getirmemesi üzerinden şikâyet üzerine verilen bir yıla kadar hapis cezası, üç aydan iki yıla kadar hapis şeklinde değiştirilecek. Çocuğun kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu işlemesi halinde, ailenin yargılanmasında şikâyet aranmayacak.
Bunlar teklifte yer alanların sadece bir kısmı. Kabul edilen bu teklifin sonuçları ne olacak? Mecliste nasıl tartışıldı? Tüm bunları Meclisteki suça sürüklenen çocuklara ilişkin komisyon çalışmalarını yakından takip eden Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca ile konuştuk.
Komisyon raporu beklenmeden yasası Meclise sunuldu
Bu yasal değişikliğin daha önceki yargı paketleriyle gelmesi bekleniyordu. Ancak, uzmanların, çocuk hak örgütlerinin, emek meslek örgütlerinin tepkileri üzerine geri çekilmiş, “Biraz saha tartışalım” denerek Mecliste özel bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyonda uzmanlar, çocuk hak savunucuları , hukukçular, akademisyenler dinlenmişti. 160 emek ve meslek örgütü, çocuk hakları örgütü, sivil toplum kuruluşu bu yasanın neden böyle geçmemesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yaptı. Siz de bu 160 örgütün hazırladığı raporu Adalet Komisyonu üyelerine de sundunuz. Kabul edilen yasa teklifine, özel kurulan komisyona çağırılan uzmanların görüşleri, yapılan açıklamalar ne kadar yansıdı? Gerçekten katılımcı ve müzakereye açık bir çalışma yürütüldü mü?
Son iki senedir çeşitli yargı paketlerinin içerisinde suça sürüklenen çocukların cezalarının arttırılması ilgili çeşitli maddeler konulacağına ilişkin tartışmalar yapılıyor. Ama devletin elinde suça sürüklenen çocukların durumu, devletin neyi eksik bıraktığı, atılacak adımların etkilerinin, sonuçlarının ne olacağı, buna ilişkin verilere dair tek bir somut bilgi bile yoktu. Dolayısıyla daha önceki yargı paketinde suça sürüklenen çocukların cezalarının arttırılmasına yönelik çeşitli maddeler ortaya çıktığında tam da konunun bilimsel bir analizinin yapılması, konunun sadece cezaevi süreçleri, yargı ve infaz süreçleriyle değil, bütün toplumsal, psikolojik, bilimsel yönleriyle araştırılması için muhalefetin de ortaklaşmasıyla suça sürüklenen çocukların durumunu araştırmaya yönelik bir komisyon kurulmuştu.
Komisyon uzun çalışmalar yaptı ve bu komisyonda bilim insanları, uzmanlar dinlendi: hekimler, psikologlar, sosyologlar, sosyal hizmet uzmanları, özellikle çocukların suça sürüklenmesinin devlet boyutunda sorumlusu olan çeşitli bakanlıkların bürokratları...
Bu komisyonun nihai raporu henüz açıklanmadan, yani yasayı belirleyecek olan temel tartışma henüz tamamlanmamışken, suça sürüklenen çocuklarla ilgili kurulan komisyonun başkanı AKP’li Pervin Durgut bir yasa teklifiyle Meclise geldi. Mecliste Adalet Komisyonu'nda çok hızlı bir biçimde bu teklif görüşülmeye başlandı. Bu komisyonun henüz ortaklaşılmış bir raporu yok ortada ama yasası var.
Bu yasa teklifini getiren AKP'li milletvekillerine yönelttiğimiz “Neden komisyonun nihai raporu gelmeden siz bu yasayı bizim karşımıza çıkarttınız?” sorusuna verdikleri hiçbir mantıklıca bir cevap olmadı. Tek söylem “toplumun buna ihtiyacı” var, “Toplumsal talepleri, acılı ailelerin bizden beklentilerini karşılamak zorundayız.”
Getirilen yasa teklifiyle, komisyon boyunca dinlenen uzmanların, bilim insanlarının, bürokratların yapılması gerekene dair tarifleri arasında çok büyük bir uçurum var. Bu da bize, AKP'lilerin gözünde suça sürüklenen çocuklarla ilgili kurulan ana komisyonun gerçekten çözüm üretmekten ziyade iş yapmış izlenimi vermek, göz boyamak ve zaten benimsedikleri görüşü meşrulaştırmak amacıyla kurulduğunu göstermiş oldu.
Böyle anlatınca, ne bir müzakerenin ne de Meclis çatısı altında olması gereken işleyişin bulunduğu; ayrıca toplumsal bir talep olarak nitelendirilen bu cezalandırma isteğinin arkasında bilimsel bir bilgi, sosyolojik bir birikim ya da hukuksal bir deneyim olmadığı açıkça ortaya çıkıyor.
Çocukluk kavramı yeniden tanımlanıyor
Adalet Komisyonu görüşmeleri oldukça tartışmalı ilerledi. Bahsettiğiniz tabloda aksi beklenemez bir durum gibi bu. Siz o salonda bulunan bir milletvekili olarak bize biraz o atmosferi anlatır mısınız? En temel görüş ayrılıkları hangi konularda yaşandı?
Elbette, bu yasa teklifinin komisyona geleceğini öğrendiğimiz andan itibaren, daha önce suça sürüklenen çocuklar konusunda birlikte çalışmalar yürüttüğümüz emek ve meslek örgütleriyle çocuk hakları örgütlerine yasa teklifini gönderdik. Birlikte, teklifin ne anlama geldiğini, hangi noktalardan itiraz etmemiz gerektiğini ve bu itirazları bilimsel temelde nasıl ifade edebileceğimizi değerlendirdik. Ardından da bu hazırlıkla komisyona girdik.
Biliyorsunuz Emek Partisi'nin Mecliste iki milletvekili var ve grubumuz olmadığı için resmi olarak komisyon üyesi olamıyoruz. Ama biz bu tartışmayı çok önemsediğimiz için, komisyon üyesi olmamamıza rağmen tartışmaya açıklıkla katıldık ve aynı zamanda çeşitli raporlarla bu tartışmaya katkı sunmak isteyen çocuk hak örgütleri ve emek meslek örgütleriyle beraber de o komisyonda yer aldık.
Bu yasanın çok temel iki sorunu var. Yani pek çok sorunu var ama en ağır iki sorunu nedir diye sorarsanız vereceğim cevap şu olur.
Birincisi şu: Toplumda çok büyük bir sorun olan ve gerçekten de önleyici mekanizmalarla, bilimle, hukukla, evrensel haklarla tartışılması gereken, bütçe ayırarak, personel görevlendirerek, bakış açımızı ufkumuzu geliştirerek ele almamız gereken suça sürüklenen çocuklar tartışmasını araçsallaştıran bir yasa bu.
Ne kastediyorum araçsallaştırmayla?
Suça sürüklenen çocuklar aslında bir sonuç. Çocukların suça sürüklenmesinin bir arka planı var ve bu arka planda devletin yerine getirmediği sorumluluklar, toplumun üstlenmediği yükümlülükler bulunuyor. Bu mesele eğitim sisteminden sağlık sistemine, ekonomiden adalet sistemine kadar uzanan, çok katmanlı ve çok boyutlu bir sorun. Dolayısıyla bütün bu alanları birlikte değerlendirmek gerekiyor. Ancak bu yasa teklifi, bu gerçeğin üzerini örtüyor. Çocukların suça sürüklenmesini kişisel ve bireysel bir meseleye indirgerken, sorunun cezalandırmayla, uzun tutukluluk ve hükümlülük süreleriyle çözülebileceğini öne sürüyor. Aslına bakarsanız AKP iktidarı, kendi elleriyle yarattığı suç oranlarındaki sorumluluğunun üstünü bu yasayla örtmeye çalışıyor. Bu yüzden araçsallaştırıyor diyorum.
İkinci sebebi araçsallaştırıyor dememin: Bugün çocukların suça sürüklenmesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi artık adliye saraylarından hastanelere, okullardan belediyelere kadar neredeyse her alanı sarıp sarmalamış, bir ağ haline gelmiş suç çetelerinin kendisi.
Bu yasa teklifi gerekçesinde çocukların suç çeteleri tarafından kullanıldığına ilişkin bir değerlendirme yer alıyor. Ama bu suç çetelerinin neden bu kadar yaygınlaştığına, neden devletin asli görevlerini üstlenen alanlara göz göre göre yerleştiğine ve nasıl önleneceğine, onların çocukları kullanmasının nasıl engelleneceğine ilişkin tek bir madde bile, tek bir fikir bile içermiyor. Ve bu şekilde bu çetelerin kullandığı çocuklar üzerinden çetelere savaş açılıyor.
Araçsallaştırıyor dememin üçüncü sebebi ise şu: AKP iktidarı hem uluslararası metinlerde, hem kendi yasalarımızda, anayasamızda, mevzuatımızda ulusal olarak belirlenmiş “18 yaşa kadar her yurttaş çocuktur” ibaresini bu zamana kadar attığı pek çok adımla yıkamamıştı. Ama toplumda biriken öfke, hınç, intikam duygusunu kendilerine bir dayanak haline getirerek bu yasayla, zaten fiilen 15 yaşa getirdikleri çocukluğu resmi olarak da 15 yaşa getirmenin kapısını aralamış oldu. Çocukları kullandılar. Toplumun güvenlik arzusunu, çocuklarının geleceği ile ilgili endişelerini, çetelere karşı birikmiş öfkeyi, aynı zamanda eğitimden sosyal politikalardan adalete kadar pek çok alanda birikmiş sorunlar yumağını araçsallaştırarak, suça sürüklenen çocukları yem ederek, kendi politik hatlarının gereğini yerine getirmiş oldular.
Bu yasanın ikinci önemli sorunu şu: Yasa, sanki yalnızca infaz düzenlemeleriyle ve ceza adalet sistemiyle ilgiliymiş gibi sunuluyor; oysa bu haliyle Meclisten geçerse, çocukluğun 18 yaşına kadar özel ve özerk bir dönem olduğu, devletin de bu yaşa kadar bütün çocukların gelişiminden, refahından ve sağlığından sorumlu olduğu yönündeki genel kabulü ortadan kaldırıyor.
Çocukluğu ilga ediyor. Çocukluğu 15 yaşına kadar indiriyor, 15 yaşın altını da kendi içinde kademelendiriyor. Böylece 12 yaşın altındaki çocukları bile suçu bireysel ve iradi biçimde işleyebilecek özneler olarak kabul eden bir anlayışı yerleştiriyor.
Hem araçsallaştırması hem de çocukluğu ilgi etmesi bakımından gerçekten çok tehlikeli bir yasayla karşı karşıyayız.
Geçmiş saldırılarla bugünkü yasa arasındaki bağ
Peki bu yasa tasarısı neden bugün önümüze geliyor? Bugün içerisinde bulunduğumuz toplumsal koşullar ile iktidarın bu yasayı uzmanların sözlerine kulaları tıkayarak geçirme ısrarı arasında nasıl bir bağ var?
Suça sürüklenen çocuklar da, çetelerin çocukları kullanması da, suçun ve şiddetin toplumsal olarak temel sorunlardan biri hâline gelmesi de yalnızca Türkiye'nin sorunu değil. Bütün dünyada çok benzer olaylar, olgular ve tartışmalar görüyoruz. Çünkü dünya bir bütün olarak şiddete gömülmüş durumda. Bunun siyasal, ekonomik, politik nedenleri var.
Dünyanın dört bir yanında otoriter rejimler güç kazanıyor. Neden? Çünkü halkta ciddi bir güvenlik kaygısı var, geleceğini görememe kaygısı var, ekonomik bir sıkışmışlık var. Barınmadan sağlığa kadar pek çok alanda devlet elini çekmiş durumda; yani en temel hizmet alanları piyasaya bırakılmış durumda.
Piyasalaşma dediğim şey, suç örgütlerinin ve kâr odaklı yapıların, toplumsal hiçbir değeri tanımadan adeta at koşturması demek. Bugün bunun sonuçlarını yaşıyoruz. Bu yüzden bütün dünyada halkların güvenlik talebi de, suçun sonuçlarını çok ağır yaşadıkları için bu suçların önlenmesine yönelik talepleri de yükseliyor.
Yeni hayali düşmanlar arasında kadınlar, çocuklar, LGBTİ’ler var
Dünyada da tıpkı Türkiye'deki gibi bu isteklerin, bu taleplerin, araçsallaştırıldığı, gerçek sorunların üstünü örtmek için yeni hayali düşmanların yaratıldığı bir dönemeçten geçiyoruz. Bu yeni hayali düşmanlar arasında mülteciler de var, çocuklar da var. LGBT'ler de var, haklarını isteyen kadınlar da var. Komünistler de var, çeşitli özgürlük mücadeleleri veren halk hareketleri de var.
AKP açısından bugün bunun bu kadar sert biçimde gündeme getirilebilmesinin, yani yıllardır denenip de yapılamayan şeyin bugün yapılabilmesinin arka planında iki temel neden olduğunu düşünüyorum.
Birincisi şu, AKP iktidarı bugün toplumda yükselen öfkeyi, bıkkınlığı ve yeni arayışları artık eskisi gibi rıza yöntemleriyle yönetemez durumda. Cezalandırmanın ve hesap sormanın adaletle değil, devletin sopasıyla yürütüldüğü; bütün baskı araçlarının devreye sokulduğu, otoriterleşmenin ve faşizme yönelişin güçlendiği bir dönem yaşıyoruz. Dolayısıyla bu dönemde yapılan bütün yasaların ruhu da tam bu ihtiyacın karşılığı olarak karşımıza çıkıyor.
Biz çocukluk yaşının 18’den 15’e düşürülmesi, 15’ten 12’ye kademelendirilmesini sadece çocuklara yönelik şiddet, istismar, çocuk yaşta evlilik, çocukların zorla evlendirilmesi noktasında değil, çocukların yetişkin olma yaşının on beşe indirilmesinin ucuz işgücü bakımından da bir anlamı olduğunu söyleyerek tartıştık bu zamana kadar.
Daha önce 2016 yılında boşanmaların önlenmesi Meclis komisyonunda “çocuk yaşta evliliklerin yarattığı sorunları gidermek için” 15 yaşında rıza aranabileceğini söyleyen rapor, liselerde nişanlanmanın önünü açan yönetmelikler, boşanmaların önlenmesi için erken yaşta evliliklerin kurulması gerektiğini ifade eden kimi devlet bürokratları, müftüler eliyle kıyılan nikahın resmi nikah yerine geçebileceği tartışması... Tüm bunları gördük ve bunların da en önemlisi 15-18 yaş arası evliliklerin ne olacağı tartışmasıydı.
Hemen üstüne MESEM’lerle devlet eliyle çocukların işçileştirilmesinin 14 yaşına kadar indirildiğini gördük. “Çocuk yaşta zorla evlendirilen kız çocuklarının yaşadığı hukuki sorunları giderebilmek için” çocuk yaşta evliliği önlemeyi değil, bu evlilikle bir kılıfa kavuşturulmasını öngören önergelerle karşılaştık.
Bundan önceki her girişimlerinde bu girişimlere “hayır” diyebilecek bir toplumsal muhalefeti örgütleyebilecek güçteydik. Kadın hareketi olarak, çocuk hareketi olarak, emek hareketi olarak... Aynı zamanda topluma bütün bu atılan adımları meşru kılmak için söylenen yalanları daha iyi ifşa edecek, teşhir edebilecek araçlarımız, kanallarımız vardı. Basın üzerindeki sopa bu kadar ağır değildi. Muhalefet kanalları adı verilen kanallarda bile tek sesten daha fazla ses çıkıyordu. Bizim kendi mecralarımız, araçlarımız vardı ve içinden geçtiğimiz süreçte bunların çoğu kapatıldı. Kadın dernekleri, LGBT dernekleri, emek örgütleri bastırıldı, sesleri topluma ulaşamaz oldu. Bu işin bir yanı.
Bugün muhalefeti, butlan tartışmasından kayyuma, siyasetçilerin tutuklanmasından toplumun bir bütün olarak siyasetten uzaklaştırılmasına yönelik korkutma çabalarıyla birlikte düşündüğümüzde, toplumun "Bizim en önemli gündem meselemiz bu olmalı, bunun üzerine gitmeliyiz" diyerek bilgilendirilmesi ve harekete geçirilmesi konusunda ciddi bir boşluk ve geri çekilme yaşandığını görmemiz gerekiyor.
Toplumsal algıyı, suçun önlenmesi için cezaların artırılması gerektiği yönünde şekillendirdiler. Suça sürüklenen çocukların genetik faktörler, ırkları, aileleri ya da yaşadıkları mahalleler nedeniyle ıslah edilemez caniler ve canavarlar olduğu algısını yaratmak için, bu ülkede çocukların suça sürüklenmesini önlemeye harcadıklarından çok daha fazla kaynak harcadılar. İletişim Başkanlığından troll ordularına kadar uzanan bu mekanizmayı asla unutmamalıyız.
Çocuklara sıra gelene kadar sokak hayvanlarına, zeytinliklere ve ormanlık alanlara yönelik ciddi bir saldırganlıkla karşı karşıyaydık.
Hayvanların katledilmesini öngören yasa tartışılırken biz şunu söylemiştik; hatırlatmak isterim: "Bugün çocukları sokak hayvanlarından korumak için sokak hayvanlarını katlettiğini söyleyen zihniyet, yarın çocukları çocuklardan korumak adına bazı çocukları harcanabilir, gözden çıkarılabilir, hatta yok edilebilir hâle getirir." O zaman bize, "Bunları nereden çıkarıyorsunuz?" demişlerdi. Buyurun, bugün sonuçlarını bizzat siz yaşatıyorsunuz.
O yüzden bugün "Bunu neden şimdi yapabiliyorlar?" sorusunun cevabı, geçmişte bununla bağlantılı meseleleri neden gerektiği gibi tartışamadığımız ve neden durduramadığımız sorusuyla da doğrudan bağlantılı.
Bütçe yok, personel yok, koordinasyon yok
Bu yasa geçerse sonucunu nasıl yaşayacağız? Hükümet çocukların suça sürüklenmesini azaltacağını savunuyor, sonucu dedikleri gibi mi olacak?
Suça sürüklenen çocuklarla ilgili kurulan komisyonda bilim insanlarının, uzmanların söylediklerine dikkat çekmek istiyorum. Şimdi gelen bütün hekimler, çocuk çalışmacıları, sosyologlar, pedagoglar, sosyal çalışmacılar, uluslararası örnekleri inceleyen ve ceza artırımının uluslararası alanda nasıl sonuçlara yol açtığını inceleyen, hukuk insanları, hepsi ortaklaşıyor. Bu uzmanları da biz çağırmadık üstelik. Bu komisyonun kurulmasına onay veren ve bu komisyona başkanlık eden, bu komisyonda da çoğunluğu elinde tutan AKP davet etti bu uzmanları. Şunu söylüyorlar: Çocukların suça sürüklenmesiyle ilgili mücadele, katmanlı multidisipliner, aynı zamanda toplumu da işin içine katan ve devletin sosyal politikalar alanının bütün olarak güçlendirilmesiyle mümkün olabilecek bir şey. Önce bunları hayata geçirmeden, cezalandırma konusunda atılan her adım kısa vadede suçu önlüyormuş gibi bir görüntü, bir algı yaratsa da orta ve uzun vadede suça sürüklenen çocukların sayısını da, bu çocukların yetişkin olduğu dönemde bir bütün olarak suç sayısını, suçun toplumsallaşmasının dayanaklarını da arttırır. Bunu yapmayın, dediler.
Ben elbette ki bir kadının çocuğunu okula gönderirken, parka gönderirken, elinden tutmuş birlikte pazara giderlerken, çocuğunu sokakta, diğer komşu arkadaşlarıyla oyun oynamasına izin verirken duyduğu kaygıyı biliyorum, bu toplumdaki bütün kadınların da çocuklarıyla ilgili yaşadıkları endişelerin bizzat biz Ekmek ve Gül olarak hem tanığı hem de tarafıyız.
Bu suçun ve bu şiddetin bir parçası haline geldiklerini, konuşmadan, tartışmadan, eksik bırakılmış politikaların, eksik bırakılmış uygulamaların sonuçlarını ortaya koymadan tartışmak bir hınç, intikam, kısasa kısas duygusu oluşturuyor. Ve kadınlar aslında hınç, intikam, kısasa kıs kısas duygularının dönüp dolaşıp önce kadınları ve çocukları vuracağını bilmek zorundalar.
Göstermelik önlemler yazılmış ama ne bütçe ne personel ne plan var
Önleyici politikalar, denetim mekanizmaları, devletin eşgüdümlü çalışması, devlet kurumlarının koordinasyon içinde hareket etmesi... Sürekli bunları söylüyoruz ya; işte buna ilişkin bu teklifte de iki madde var. Ancak bu teklifte yer alan göstermelik önleme ve denetleme mekanizmalarının, mevcut uygulamalardan ne farkı olduğunu bize açıklayamadılar.
Ayrıca, halihazırda uygulanan önleyici ve denetleyici mekanizmaların nerelerde aksadığına, nerelerde yetersiz kaldığına ilişkin bir değerlendirme yapıp yapmadıklarını da sorduk. "Elinizde buna ilişkin hangi veriler var?" dedik. Buna da cevap vermediler.
Oysa bu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanları, sosyal çalışmacılar ve bakanlıklarda sahada büyük bir emekle görev yapan personel bize şunu anlatıyor: "Görev tanımlarımızla sahadaki gerçekler arasında büyük bir uçurum var. Personel eksiğimiz var. Önleyici ya da koruyucu bir tedbir kararı alındığında, bunun uygulanmasını ve sürdürülebilirliğini denetleyecek bütünlüklü bir sistem bulunmuyor. Bir tarafta alınan karar, başka bir kurumda uygulanmıyor. Bir yerde verilen tedbir kararı, başka bir yerde kolaylıkla etkisiz hâle gelebiliyor. Sonuçta yine çocuklar mağdur oluyor. Sorumluluk ise saha görevlilerine yükleniyor. Üstelik bu alanlara yeterli bütçe de ayrılmıyor."
Biz de bu nedenle sorduk: Bunları bize saha görevlileri, sosyal çalışmacılar, sizin bakanlıklarınızda çalışan personel anlatıyor. Peki bu yeni yasayla bu sorunların giderilmesi için bütçe ayıracak mısınız? Hayır.
Personel alımı yapacak mısınız? Hayır.
Bakanlıklar arasında koordinasyonu sağlayacak ortak bir program oluşturacak mısınız? Hayır.
O zaman şu soruyu sormak zorundayız: Bu önleyici ve denetleyici mekanizmaları gerçekten işletmek için mi bu teklife koydunuz, yoksa yalnızca "Bakın, önleme ve denetleme mekanizmalarını da düzenledik." diyebilmek, göz boyamak için mi? Bakın, bunların hiçbirine gerçek anlamda bir cevap veremediler. Herkes tutanakları açıp bakıp okusun. Ne kadar üstünden atladıkları konu varsa, sorunu çözecek olan temel meselelere ilişkin.
Devletin boşluğunu tarikatlara alan açıyor
Tüm toplumu ilgilendirdiğini söylediniz, peki toplum ne yapmalı da etkileri uzun vadede büyük sonuçlar doğuracak bu yasayı engellemeli?
Komisyondan küçük bir anekdotla ben bu soruya cevap vermek istiyorum. Ben bütün sorumluluğu suça sürüklenen çocukların aile yıkan ve bir çocuk suça sürüklenmişse eğer aile üyelerinin anne babasının da cezalandırılmasını öngören teklif maddesine ilişkin şöyle bir gerçekliği paylaştım komisyonda. Dedim ki geçtiğimiz aylarda biz Antep'in Düztepe Mahallesi'nde kadınlarla buluştuk.
Kadınlar çocuklarının uyuşturucu batağında olduğunu, ilkokul sıralarına kadar bu uyuşturucunun indiğini, bununla ilgili başvurduk yerden elleri boş döndüğünü, belediye, valilik, muhtarlık, sağlıkla, İl Sağlık Müdürlüğü, hastaneler, sosyal hizmet kurumları, başvurmadık yer bırakmadıklarını ama çocuklarının bu bağımlılıktan kurtarılabilmesi, onlara bir gelecek sağlanması için sistematik, düzenli hiçbir hizmet alamadıklarını ve yine çocukların suça bulaştıklarını anlattılar. Bakın, bu mahallede ağırlıklı olarak Alevi yurttaşlar yaşıyor ve kadınlar çocuklarının suça sürüklenmesini önlemek ve bağımlılık konusunda hem tıbbi hem de işte psikolojik desteklemelerini sağlayabilmek için çocuklarını Adıyaman'daki Menzil tarikatına götürdüklerini anlattılar. Ben bunu komisyonda paylaştığımda AKP'li vekillerden bir tanesi çıktı, dedi ki, “ne güzel işte, sorunun çözüm kaynağını bulmuşlar.” Bakın zihniyet bu, anlatabiliyor muyum?
Bu yasa devletin sorumluluğunu örtüp kadını suçluyor
Bir taraftan sosyal hizmetlerin bir bütün olarak altını boşaltan, bu alanları piyasalaştıran, çözüm arayışı içerisindeki toplumsal kesimleri, özellikle kadınları duymayan, seslerini bastıran bu zihniyetin kendisi bütün kadınları güvenlik kaygısı içinde olan, çocuklarıyla ilgili endişe duyan, artık böyle yaşamamamız gerektiğini düşünen bütün kadınları suç ortağı haline getirmeye çalışıyor.
Bizim en önemli dayanaklarımızdan biri iktidarın kendisini suç ortağı haline getirmeye çalıştığı kadınları, çocukları, gençleri, çalıştığı kadınları, çocukları, gençleri, halkı, yurttaşları AKP'nin suç ortağı olmaktan çıkarıp çözümün bir parçası haline getirmek.
O yüzden biz, örneğin Antep'in Düztepe Mahallesi'nde kadınlarla şu soruları tartışıyoruz: Neden bu mahallede çocukların okuldan sonra gidebilecekleri bir eğitim merkezi yok? Neden çocukların okul sonrasında sportif faaliyetlerle, kültür ve sanat etkinlikleriyle vakit geçirebilecekleri, rehabilitasyon ve psikolojik destek alabilecekleri alanlar bulunmuyor? Neden bu şehirde, Antep'te, AMATEM'ler bağımlılıkla mücadelede yalnızca iki haftalık hizmet verebiliyor? Neden yatarak tedavi imkânı sunan bağımlılıkla mücadele merkezleri yaygınlaştırılmıyor? Biz bu tartışmayı yürütüyor ve bu talepler etrafında bir mücadele örgütlemeye çalışıyoruz. Çünkü olması gerekenin bu olduğunu düşünüyoruz.
Sosyal medyadaki öfke, sokağın gerçeği değil
Kadınların güvenlik kaygısı, çocuklarıyla ilgili endişeleri, yarın benim çocuğuma da aynı saldırılar yapılır mı, benim de çocuğumun canına kıyılır mı duygusu çok gerçek, çok anlaşılır, çok meşru kaygılar.
Ama biz, iktidarın bu kaygıları bizzat kendisi yaratmasına rağmen bunlar üzerinden tepinmesine; kadınları, çocukları, gençleri ve toplumu hedef almasına, çocukluğu ilga etmesine ve kendi suçluluğunun üzerini örtmek için toplumu suç ortağı hâline getirmesine karşı örgütlenme ve mücadele mekanizmaları yaratmak durumundayız.
Ben tek tek, yüz yüze, mahalle mahalle, okul okul yapılan bütün yüz yüze tartışmalarda, toplumsal algının sosyal medyada gösterildiği gibi kısasa kısas, kana kan, dişe diş, cana can olmadığının; halkın, yurttaşların, özellikle kadınların gerçek sorunların gayet farkında olduğunun görüyorum. Çünkü eksikleri bizzat kendileri yaşadığı için bunu çok iyi biliyorum. Ama bize düşen de bu tartışmayı sokağa indirmek, evlere taşımak, kadınların sokakta dayanışmasını sağlamak ve sosyal hizmetler ile sosyal politikalara ilişkin temel talepler üzerinden bir örgütlenme, bir dayanışma ağı yaratmak diye düşünüyorum.
Şimdi bir kez daha kolları sıvama zamanı
Son olarak eklemek istediğin bir şey olur mu?
Bu tartışma daha bitmedi. Yasa teklifi komisyondan geçti ama süreç tamamlanmış değil. Önümüzdeki yaz boyunca Meclis gündemi, bütün toplumu ilgilendiren çok farklı yasa teklifleriyle dolu olacak. Biz, bu yasa teklifinin de Ekim ayı itibarıyla Genel Kurula getirileceğini düşünüyoruz.
Yasa teklifi komisyondan geçmiş olabilir. Ancak özellikle suça sürüklenen çocuklara yönelik cezaların artırılması, çocukların kapalı kurumlara gönderilmesi ve eğitimevlerinden yararlanma koşullarının ağırlaştırılmasına ilişkin maddelerde en azından bazı revizyonlara ihtiyaç duyulduğu yönünde komisyonda da bir zemin oluştuğunu hatırlatmak isterim.
Bu nedenle Eylül ayı itibarıyla çocuk hakları örgütlerinin, kadın örgütlerinin, emek ve meslek örgütlerinin, bu alanda çalışan bütün örgütlü yapıların ve bu memleket için kaygı duyan herkesin bir araya gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Ekim ayına kadar, AKP'nin inşa etmeye çalıştığı toplumsal algıya karşı gerçeği görünür kılacak ortak bir kampanya örgütlemeliyiz.
Bana kalırsa bu kampanya yalnızca doğruyu ve olması gerekeni anlatan bir kampanya olmamalı. Aynı zamanda şu soruların da cevabını birlikte üretmeli: Suç nedir? Suçu ortaya çıkaran koşullar nelerdir? Bu koşulların ortadan kaldırılması için en temel, en somut ve en ulaşılabilir taleplerimiz neler olmalıdır? Bunlara ilişkin hep birlikte kafa yorarak ortak bir çalışma planı hazırlamalı ve bunu kadınlara, yurttaşlara, toplumun bütün kesimlerine ulaştırmak için imkânlarımızı seferber etmeliyiz. Daha önce yaptık. Bence şimdi bir kez daha kolları sıvamanın zamanı.
İlgili haberler
‘Suça sürüklenen çocuk’ tartışmalarında 10 soru 10 cevap
Çocukların yetişkin gibi yargılanması yasa değişikliği tartışması sürüyor. Bu yazıda, suça sürüklenen çocuklar meselesine dair 10 soruya, hak temelli 10 yanıtla ışık tutmaya çalıştık.
Suça sürüklenen çocuklar Meclis komisyonu tartışmaları | Uzmanlar önlem, kolluk ceza istedi
Meclis’te suça sürüklenen çocuklar için yapılan 13 toplantıda çocukların suça sürüklenmesinde hangi sebepler öne çıktı, çocuk hakları açısından neler tehlikede?
Suça sürüklenen çocuklar Meclis komisyonu tartışmaları | Uzmanlar ne diyor?
Mecliste kurulan komisyon suça sürüklenen çocukları tartışıyor. Uzmanlara göre çözüm cezaları artırmak değil; travma, yoksulluk, okuldan kopuş ve çevre etkisine odaklanan politikalar.
Suça sürüklenen çocuklar Meclis komisyonu tartışmaları | AKP ne yaptı? Bu komisyondan ne çıkar?
Artan çocuk suçları ve mağduriyetine rağmen iktidarın somut bir politika üretmediği görülüyor. Uzmanlar önleme ve sosyal politikaları önerirken, iktidarın çözümü yine ceza artırımı oluyor.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN


























