Ekmek ve Gül Şubat 2019 sayısı
Kriz fırsatçıları, geçim derdimiz, tatil demeden dinlenme demeden çalışıp duran işçi kadınlar… Peki nereye kadar? Bu sorunun yanıtını bizzat kadınlar veriyor dergimizin sayfalarında…

50 yaşından sonra hayatında ilk defa çalışmak zorunda kalan irade yerli midir, milli mi? İşyerinde tuvalete gittiğinde performans notu eksilir mi bu iradenin? Ustabaşı sıkıştırığında dişlerini dudaklarına geçirir mi, dayıbaşı tenhaya çağırdığında yumruğunu sıkar da tırnaklarını avuçlarına batırır mı? Büroda amir azarladığında, misal, o da gizli gizli siler mi gözyaşlarını? Malatya’da kayısı fabrikasındaki zor çalışma koşullarını kastederek “Katlanmak zorunda olduğumu söylüyorum kendi kendime ve paydosa kadar sabrediyorum” diyen Satı ile karşılaşmış mıdır hiç? Her şey canına tak ettiğinde “Acaba işsizlik maaşıyla biraz idare edebilir miyim?” diye geçirir mi aklından çaresizlik içinde?

Sahi bu ülkenin kadınları için “işsizlik” ne demek? Kendine ev hanımıyım diyen, parça başı iş alıp yapıyor, işsiz bir kadın iş ararken ev temizliğine gidiyor, işten çıkan merdiven temizliğine... “İşsiz” mi diyeceğiz şimdi onlara?

Bu sorunun yanıtını bizzat kadınlar veriyor dergimizin sayfalarında. Mamak’tan Nurşen, “Dünyada çalışmayan kadın yok” diyor. OSTİM’den başka bir kadın tamamlıyor onu: “Hemen hemen her işte çalıştım.” Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi’ndeki dokuma işçisi “Emekli olunca da aynı fabrikada tekrardan çalışmaya devam ettim” diyor.

Ne tatil, ne dinlenme, ne sinema, ne de başka bir şey... Çalışıyoruz, durmadan çalışıyoruz!

Ama bu yetmiyor kriz fırsatçısı patronlara. Dersim’de bir tekstil firması, su faturasından tasarruf için çalıştırdığı kadınların kullandığı tuvaletlerin sifonları söküyor. Kocaeli’deki bir gıda fabrikası içme suyu yerine pislik içindeki çeşmeden arıtma suya mahkum bırakıyor. Bursa’da Demirtaş’ta kriz var denerek su sebilleri kaldırılıyor. İnsanca yaşanacak bir ücrete çok diyenler, hacet görmede bile insanlık bırakmıyor! Kendinden kısıp çocuğuna ayıran, yetmedi çocuğunun ihtiyacından da kısan kadınların insanlığından da kısması bekleniyor.

Bu kadar uzak mı bize insanca yaşamak; 8 saat deliksiz bir uyku çekmek, en fazla 8 saat çalışmak, 8 saat canımız ne isterse onu yapmak?

Yanıt yine kadınlarda. Denizli’den Aysel: “Bana öğretilen hayatın dışına çıktığımda asıl yaşamanın bu olduğunu öğrendim, bu dünyaya öylece durmak için gelmediğimizi fark ettim.” Aydın’da kurulu SİBAŞ’ta sendikalaşmak için direnen Meral: “Şunu anladım ki hayat SİBAŞ’tan ibaret değil.” Maya Angelo’nun sözlerini hatırlatıyor Balıkesir’den genç bir kadın: “Ne zaman bir kadın kendisi için ayağa kalksa aslında tüm kadınlar için ayağa kalkar.”

8 Mart’ta verdiği reklamlarla “eşitlik” konusunda mangalda kül bırakmayan Arçelik’teki göstermelik iş güvenliği eğitimine kafa tutuyor bir kadın işçi; demir ve banttan bir kafeste çalıştırılırken her hareketinde moraran bedeniyle! Her 8 Mart’ta elimize kırmızı karanfil tutuşturup lütfedip hediyeler dağıtan, bizi salonlara tıkayarak krize mahkum edenleri alkışlatanlara kafa tutmaya çağırıyor Adile.

Bir kere salon dediğin, ev gibi, işyeri gibi dört duvar. Oysa sokak öyle mi? Sokak candır, canlıdır. Salon tek kişilik koltukta oturmaksa sokak kol kola yan yana yürümektir. Sokak dayanışmadır, çoğalmaktır. Salonda ses çıkarsan en fazla yan binadan duyulur. Sokakta çıkardığın ses, eve hapsolmuş bir kadına perdeyi aralatır, pencereyi açtırır, balkona çıkartır... Ve gün gelir, sokakta senin beklediğini bilerek kapının kilidini döndürüverir, kapı önünden sana bakar. Sonra bir gün yanına gelir, bir bakmışsın kol kola yürüyor, birlikte haykırıyorsunuz...

***

Ekmek ve Gül Dergisi Kasım sayısının tüm yazılarını okumak için TIKLAYIN
Ekmek ve Gül Dergisi Kasım sayısının PDF halini indirmek için TIKLAYIN 

Salon tek kişilik koltukta oturmakta, sokak kol kola, yan yana yürümektir
8 MART’A KADAR HER YERDE KADIN İŞÇİ BULUŞMALARI: Gücümüz birliğimiz!
8 Mart hediye beğenme günü değil
Onlar zenginleşiyor biz zammı hak etmeyenler oluyoruz
Patronların kriz fırsatçılığı: Az işçi, yoğun iş, ücret düşük
‘Bu ücretlerle geçim zor, gelecek kaygısı çok’
Ne ısınabiliyoruz, ne doyabiliyoruz!
Mesele çamaşır yıkamak değil
Eşitsizlik, öfke ve cinayetin oyunu: Hizmetçiler
Bangladeşli kadın işçilerin hayatta kalma savaşı
İskoçya’da grev yapan belediye işçisi kadınlar kazandı
SİBAŞ işçisi kadınlar fırtınaya yelken açtılar
Direnişten yerel seçime uzanan bir sohbet
Sıfır iş kazası değil, sıfır güvensiz durum!
Aysel Menteş: Dünyaya öylece durmak için gelmedik
Bu mahalleyi kadınlar yönetecek!
Malatya’nın kadın muhtar adayları: ‘Her alanda var olacağız’
Lalegül Mahallesi Muhtarı Ebru Mert: Kadınlar gücünün farkında olmalı
Kadınlar kreş ve park istiyor
Koca bir dünyanın gerçeği; KEFERNAHUM
Suat Derviş’le İstanbul’da bir gece
NE GERGEDAN, NE DOMUZ, NE KUŞ : Mevsim Gribi
Su sebillerini bile ‘kriz var’ diye kaldırdılar
Asgari ücrete zam geldi, bize kapı göründü
Hayaller boğazdaki yalı, gerçekler mahalle pazarı
İşe yaradığımı hissetmek istiyorum
Bedel ödeyen kadınların elleri yakanızda olacak!
Ben Suriye’ye nasıl gideyim, keyfimden gelmedim ki...
Eşitsizliğe rağmen kadınlar mücadele ediyor
Umudu ve direnci büyütelim ki bahar gelsin

İlgili haberler
Ekmek ve Gül Kasım sayısı

Müftü nikahı, arabuluculuk derken şiddet sarmalına her gün daha fazla çekilmek isteniyoruz. ‘Sonbaha...

Ekmek ve Gül Aralık 2018 sayısı

Birlikte susmadığınız, yan yana oldukça korkmadığınız, muktedirlere karşı kol kola birbirinize çare...

Ekmek ve Gül Ocak 2019 sayısı

Krizle çalkalanacağı belli olan, karamsarlıkla başlanan 2019 yılında dergimizin ilk sayısının işçi k...