Suat Derviş’le İstanbul’da bir gece
Kan için 5 lira bulmak savaşı ile milyoner düğününde yaşanan şatafat; karşıtların çatışmalı bir sarmalı... Ne var ki bu çelişkinin çözülmediği her gün, yoksullar için sonraki karanlık geceye gebedir.

Avrupa’da faşizmin kol gezdiği, Hitler ordularının Sovyet topraklarını işgal ettiği yıllardı. Türkiye savaşın içinde olmasa da, ülkede ağır bir baskı ortamı vardı. Dışarıda faşist işgali, içerde sınıf ayrımını eleştirmek yasaktı! Muhalif düşünenler “komünist casus” diye damgalanır, çarçabuk cezaevine atılırdı.

O cezaevlerinden birinde, tam 600 erkeğin içinde, tek tutuklu kadındı Suat Derviş. Çünkü dönemin romancıları “orta sınıf Türk ailesi”nin peşinden koşarken, o yoksulların Türkiyesi’ni anlatmaktaydı. Ekmeğe, süte, ilaca muhtaç yoksulları; paraya para demeyen zengin sınıflarla kıyaslamak, iktidar sahiplerine göre en lanetli suçlardandı!

ZENGİN-YOKSUL AYRIMINDA KADIN
“İstanbul’un Bir Gecesi”, Suat Derviş’in zengin-yoksul ayrımını en berrak anlattığı eserlerdendir. Gecede anlatılan sadece İstanbul değil, bütün bir memleketin karanlık halidir; ağır yoksulluk ve yozlaşma hali.

Tramvay kazasında ağır yaralanmış bir çocuk işçi, verem hastası olduğu için kan vermesi kabul edilmeyen biçare anne ve o annenin daldığı boş / umarsız sokaklarda her şeyin paraya tahvil edildiği bir can pazarı... Ne var ki, “İnsanların en çok kıymet verdiği şeyi, yani parayı Allah’ın gökten attığı şimdiye kadar hiç görülmemişti!”

İstanbul tıpkı bugün gibi, 1930’ların Türkiyesi’nde de kaya kütlesi kadar duygusuz ve serttir. Can cekişen evladına kan bulmak için bedenini kuytu köşelerde satmak zorunda kalan kadın; maddi şatafat uğruna boyunlarını esaret zincirine, kaderlerini fabrikatörlerin parmağındaki yüzüğe bağlayan kadınlardan ne kadar ‘ahlak yoksunu’ olabilirdi? Suat Derviş’in varlık ile yokluk, zengin ile yoksul arasında okura göstermek istediği şey işte buydu; kapitalist gelişmeyle belirginleşen yozlaşmış kültür ve ahlaksal çürüme.

MİLYONER DÜĞÜNÜNE DAVETLİ OLMAK
Yoksul hayatları anlatırken Derviş’in yakaladığı güç, gazetecilik röportajlarına dayanır. Burjuva yaşam tarzına yaptığı gözlem ve eleştiriler de çarpıcıdır.

“İstanbul’un Bir Gecesi”, bir düğün etrafında akıp giden olaylar ekseninde ‘sınıf taksimi’ne (sınıfsal ayrıma) projeksiyon tutar. Roman, açıldıkça içinden yeni süprizler çıkan bir matruşka gibidir.

Milyoner patronun düğününe davet edilmiş olmanın dayanılmaz mutluluğunu (hem de emanet aldığı yıpranmış bir smokinin içinde), muhasebeci Ali bakın nasıl anlatır: “Bütün mücadelelerim sırasında ben hayatın çeşitli yükselme dereceleri gösteren sınıf taksimine bir an isyan etmeyi aklından geçirmemiş, hayatta en büyük gayenin o sınıfların en yüksek tepesine yükselmek olduğunu düşünmüştüm...”

Bahsedilen düğün, kambur gelin Saffet ve onunla sırf babasının parası için izdivaç eden yakışıklı Cavit’in sahte mutluluğuna şahittir. Kıskançlıktan deliye dönen ve yaptığı evlilikle tutumu Cavit’ten pek de farklı olmayan Kevser de düğün sahnesine ustaca eklenmiştir.

Kan için 5 lira bulmak savaşı ile milyoner düğününde yaşanan şatafat; karşıtların çatışmalı bir sarmalı olarak geceden güne evrilir. Ne var ki bu çelişkinin çözülmediği her gün, yoksullar açısından bir sonraki karanlık geceye gebedir.

DERVİŞ’İN VARDIĞI YER
Suat Derviş, Berlin Üniversitesi’nde Felsefe ve Edebiyat bölümünü okurken yükselen faşizme de tanık olur. Hitler 1933’te iktidara geldiğinde, Derviş Türkiye’ye döner.

O dönemde sınıf çelişkilerinin üzerini örten ağır bir betondur milliyetçilik. Türkiye’deki durum ise Nazizm hayranlığından azade değildir. Bu yüzden Suat Derviş, Kemalizm ve ‘ulusçuluk’a mesafelidir.

Kaldı ki Henrie Barbusse gibi anti militarist bir yazarın çevirmeni Suat Derviş, 1940’ta Yeni Edebiyat dergisinde Ali Rıza Çelik mahlasıyla eşi Reşat Fuat Baraner’i, kardeşi Ruhi Dervişoğlu, Sabahattin Ali, Zeki Baştımar, Abidin Dino, Neriman Hikmet, Attila İlhan, Mazhar Lutfi, Muzaffer Arabul ve Danyal Ateşkan mahlasıyla Nâzım Hikmet, Naci Sadullah, Kemal Sülker, Ahmet Hamdi Tanpınar, Suphi Taştan, Sabiha-Zekeriya Sertel, Faik Baysal, Hüsamettin Bozok, Hasan İzzettin Dinamo ve Nusret Kemal Otyam’ı bir çatı altında toplamıştır. Montrö ve Lozan’daki gazeteciliğine Sovyet Rusya gezisini de eklemiştir. Sınıf çatışmalarında vardığı yer sosyalizmdir.

Suat Derviş ile İstanbul’da bir gece dolaşmak isteyen okurlar, dönemin siyasal ikliminden de esintiler bulacaktır. Romanda karşımıza çıkan Kazan Prensi Osman, en bariz örneklerden biridir. 1917 Ekim Devrimi ile saltanatı son bulmuş bu tiran, İstanbul gecelerinde alemler içindedir. Geçmişi anarkenki hiddeti ise işçi sınıfına ve yoksul köylülüğe yenilmiş olmanın kiniyle bezelidir: “Ecdadım gibi köylüleri kırbaçlayacağım. Onlar benim ecdadımın hayvanlarıdır...”

KÜNYE

İstanbul’un Bir Gecesi
Suat Derviş
İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı; 280




İlgili haberler
GÜNÜN PORTRESİ: Fosforlu bir yazar Suat Derviş

Fosforlu Cevriye’nin yazarı olarak bilinir en çok Suat Derviş. Ünlü şair Nazım Hikmet’in “başını eğd...

GÜNÜN KİTABI: Kendine tapan kadın

Titiz ve yoğun arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Suat Derviş külliyatının mihenk taşlarından bir...

GÜNÜN KİTABI : Anılar, Paramparça

Tefrikalarda kalmış yüzlerce yazısı arasından titizlikle seçilen metinlerde ilk kez Suat Derviş kend...