Ahlat Ağacı üzerine epey yazıldı çizildi. Bu yazıda, filmde yer alan kadınlar üzerine birkaç söz söylemeye, filmi bir de kadın yönüyle değerlendirmeye çalışacağız.
Biz Keçiörenli kadınlar olarak hep bir ağızdan bir kez daha haykırıyoruz: “Çocuk istismarını aklatmayacağız.”
Nejla daha 15 yaşında iken kaçırılmış, çocukken çocuk sahibi olmuş, şiddetin türlüsünü yaşamış. Yaşattıklarından pişman olmuş kocası ama bir de ona sorun ‘Affedebilir mi?’ diye!
Turizm işçisi Gülvahit: ‘Özellikle turizm sektöründe çalıştığımız için üzerimize damgalar yapıştırılıyor. İyi de size ne? Bu benim hayatım. Neden birilerine muhtaç yaşamak zorunda bırakılıyorum?’
Çocuklarına yetememe duygusundan, hiçbir eksiği giderememekten bunalan kadınlar: ‘Her yaptığım şeyde bir eksiklik hissediyorum. Şimdi ben kendimi mi yargılamalıyım? Yoksa sistemi mi sorgulamalıyım?’
Çocuğu olan kadınlar pandemide eğitimin tüm yükünün üstlerine yıkıldığını, çocukların eğitimden uzak kaldığını söyledi.
İçimizde hep bir hüzün var. Evde, işyerinde zaten bitmeyen stresle baş başayız. Korkarım ki yakında tüm insanlarda tek bir duygu kalacak, o da korku!
Sistemin çarklarının dönmesi için emeğini satmak zorunda kalanların mı yoksa en zenginler listesinde her sene rekora koşarken ısrarla vergi indirimi isteyenlerin mi daha çok vergi vermesi gerekir?
37 gün boyunca gelmeyen devlet, Hatay İskenderun’daki çadırkente dayanışmayı kırmaya geldi. Peki o dayanışma ilmek ilmek nasıl örüldü, devletin baskısına rağmen nasıl devam ediyor?
‘Mayıs sayımızla kilitli kapıları bir bir açıyoruz kapanmamak üzere. Soruları birlikte sorup, yanıtları birlikte arıyoruz o kapıların ardında...’
‘21 metre kare alanda, en çok da birbirimizin sırdaşı olduk. Evlerde gizli kalabilen veya kimseye anlatılmayan sorunlar burada daha çok gün yüzüne çıktı’
Otobüs duraklarını kaplayan ilanların, “beğenilmediği” iddia edilen işlerin gerçek yüzü ne? Kadınlar anlatıyor…
Sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacı için bütünlüklü bir planın, özellikle kadınlar üzerinden işletileceği bir on yılın ilanı…
Çağrımız; hayatlarımızı tek adamın eline bırakmama çağrısıdır. Biz bir’den büyüğüz. Birleşirsek birden bize dönüşürüz...
1 erkek, 3 kadını; ben de oturunca dört kadını taciz edebiliyor. O oturmaya devam ettikçe onu görmezden gelmeye çalıştık. Ancak taciz arttı...
Ev işçisi Ömür, ağızdan çıkacak bir söze bakılan, hastalıkların kol gezdiği, geleceksizlikle anılan bir iş yerinde ‘güvenceli’ bir işin herkesin hakkı olduğunu anlatıyor.
Gülay Ünüvar’ın anıları bu geçmiş içinde, bu yakın tarih tablosu içinde adeta kayıp bir parçanın ortaya çıkması gibi olması gereken yeri alan bir bilgi kaynağı.
‘Bizler ölümü değil onurlu bir yaşamı savunuyoruz. Katliama izin vermeyeceğiz. İnsana, hayvana takılan prangaları parçalayacağız.’
Bir market servisinden notlar: ‘İki poşetten fazlasıyla çıkabilene bir dönüp bakıyoruz. Çileği bulsak kurdunu kafaya takmayacağız. Salgına karşı tek zırhımız yıka yıka kullan bir tanecik maskemiz...’
'Öğrenciler yarı aç yarı tok, birçok materyali eksik şekilde eğitim hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar.'
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















