Kocamın bana her gün tecavüz etmesine göz yumdum çünkü…
Son birkaç haftadır, “Bu hikayeyi kendime mi saklasam, çok mu konuştum acaba?” diye sorguluyordum, ama sanırım artık tecavüz ve ev içi şiddet hakkında açık açık konuşmanın vakti geldi.

Yaşadığım utanç ve sessizliğin etkisi o kadar büyük ki buna sessiz kalamıyorum artık. Ne zaman tecavüz ile ilgili bir hikaye duysak bunlar hep sonunda başarıya ulaşılan hikayeler oluyor; genellikle geçmişinde yaşadığı tecavüzün izlerini taşıyanların hikayeleri… Peki neden bugün hâlâ yaşayanların hikayesini hiç duymuyoruz? Neden bu meseleyi hâlâ devam eden bir sorun olarak değil de ‘üstesinden gelinen’ ve ‘başarıyla hayatına devam edilen’ hikayeler olarak konuşuyoruz? Ben bu hikayelerin çoğunun mağdurlar için pek gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

Bizim için “Tecavüze uğradım, ama üstesinden geldim” demekte bir sorun yok. Ama “Hâlâ bu belanın içindeyim” diyecek kadar cesur değiliz henüz. Bu yüzden bu yazıyı başka biriymiş gibi yazmaktansa birinci ağızdan yazmaya karar verdim. Ve bu yüzden geçmişte yaşadığım bir şey değil de hala boğuştuğum bir bela olarak anlatacağım. Hikayeyi yazmak kolay olmadı tabii ki, ama benim dışımdaki mağdurlar da yalnız olmadıklarını bilsinler, nasıl bir süreçten geçtiklerini daha iyi anlasınlar istedim. Umuyorum ki istismara/tecavüze uğramayanlar da bu konu hakkında nasıl konuşup düşündüklerini gözden geçirirler.

Büyütülürken hakkında ağzımızı açamadığımız iki konu vardı: Ev içi şiddet ve cinsellik. İşte bu iki dünya birbirine girdiğinde kendimi bunun tam ortasında sıkışmış halde buldum. Sesim çıkmıyor, insanlara söylemeye utanıyorum ve hiçbir çıkış yolu bulamıyorum.

“TANRI SEVDİĞİNİ ISLAH EDER” (Heb 12:6)
Yirmili yaşlarımın ortasında olmama rağmen çok saftım. Beş yaşındaki çocuğun aklı vardı bende; alkol ya da uyuşturucu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Hatta, bekaretimi yeni kaybetmiş olmama rağmen cinsellik hakkında en ufak bir bilgim bile yoktu. Rıza diye bir kelime lügatımda yoktu; ‘Hayır’ı da bilmiyordum.
Dini eğitimimi yeni tamamlamıştım ve bütün o katı kurallardan gına gelmişti. Yavaş yavaş günaha doğru kayıyordum. Sinemaya gidiyor, pantolon giyiyor, dizimin üstünü de traş etmeye başlıyor, omuzlarımı açıyordum. Herkesin yaptığı gibi…

Sonra ne olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. İbret alınacak müthiş bir örnektim. Öyle fırtınalar, büyük saldırılar falan değil yalnız; sadece trafik kazası. Oradaydım işte; küçük bir kasabaya sıkışmış, yatağa düşmüş, sıkılmış ve cinsel olarak aç… Ve sonunda ortak arkadaşlarım aracılığıyla bu adamla tanıştım. Doğru zamanda yanlış yerdeydim anlaşılan.
O işi yaptık. Bir süre sonra ona film izlemeye gittim. Yaralarım hâlâ ağrıyordu; ilaç istedim. Bir dakika sonra elinde bir hap ve bir bardak suyla geri döndü. İçtim ilacı. Birkaç dakika sonra vücudum uyuşmaya, kafam bulanmaya başladı; sanki havada uçuyordum. Sonra ellerimi, ayaklarımı hareket ettiremediğimi fark ettim. Hiçbir yerimi hareket ettiremiyordum. Çok korktum. Mutfak karanlıkmış güya, o yüzden “kazara” annesinin anksiyete ilaçlarından birini almış olabilirmiş. Öyle dedi. Ben de inandım. Kim neden bile bile böyle bir şey yapsın ki? (Tabii şimdi ben anksiyete ilaçları alıyorum, ama öyle bir etkisi yok. Hâlâ bana ne verdiğini bilmiyorum.)

İlaçları karıştırdığı için özür dileyip güldü. “Güzel değil mi?” dedi sonra da. Ağrılarım geçmişti. Gerçekten de neredeyse hiçbir şey hissetmiyordum. Uyanıktım ama vücudumu hareket ettiremiyordum. Ne kadar sürdü bilmiyorum; sadece oturma odasında yerde uzanmış uyuşukluğun geçmesini beklediğimi hatırlıyorum. Ne hareket edebiliyordum, ne bir şey hissediyor ne de konuşabiliyordum. O halimle üzerime çıktı ve tekrar birlikte olduk.
Ya da birlikte mi olduk gerçekten? Şimdi düşünüyorum da cinsel birliktelik miydi bu, yoksa tecavüz mü?
Şimdi biraz duralım da, şu rıza meselesini irdeleyelim. Benim dünyamda rızası olmadan yapılan seks diye bir şey yoktu. Ya hareketlerinle, sözlerinle, kıyafetinle belli ediyorsundur, ya da en baştan olmaman gereken bir yerdesindir.

Eğer bir kere rıza gösterirsen, hep göstermek zorundasındır değil mi? Yani, nasıl anlayacak ki senin artık istemediğini? Herhalde biri gelip bana “Bir penisle aynı odada yatman onunla sevişmek zorunda kalman anlamına gelmez” deseydi ya da ‘Bir kere evet, bir kere hayır, başka bir zaman tekrar evet diyebileceğimi’ söyleseydi “Yok artık” derdim. ‘Erkeklerin kontrol edemediği biyolojik ihtiyaçları vardır.” Bundan başka şey bilmiyordum.

Kısa bir süre sonra hamile olduğumu öğrendim. Adamı sevmiyordum. Neredeyse hiç tanımıyordum ama önemli değildi. Bu durumlarda tek bir seçenek vardır. İşlediğim günahın bedeli diye düşündüğüm için anneme hamile olduğumu bile söylemeden evlendim. Bu bedel ağırdı ama işe yarayacağını düşünecek kadar da aptaldım. ‘Tanrı sadece ona itaat ettiğin sürece korur seni; ve içinde O’nun olduğu her evlilik hayırlıdır.’

KENDİMİ NEYİN İÇİNE ATTIĞIMI HİÇ BİLMİYORDUM
Başta her şey iyi gidiyordu. Bana karşı çok nazik ve düşkündü. Eğlenceliydi ve çok da sorumluluk sahibi gibi görünüyordu. Ailesi de çok iyiydi. Zor bir hayat geçirdiğini biliyordum ama herkesin bir geçmişi vardır. Onun için üzülüyordum, onu kurtarabileceğimi sanmıştım. Karıncaya bile zarar vermezdi ki(!)
En komik kısmı şu: İlk sohbet ettiğimizde dine küfretmişti ve ben onun doğru yolu bulmasına yardımcı olmak zorunda hissetmiştim. Evlendiğimizde bunun işe yaradığına da ikna olmuştum. Çünkü benimle kiliseye bile geldi. Küçük çocuğumuza Discovery Channel’da evrimle ilgili bir program izletip sonra da –hah- Kent Hovind konuşmalarımla alay ederken yakaladığımda ihanete uğramış gibi hissetmiştim. Tam o zamanlar kendisiyle evlenmem için hile yaptığını, şu ilaç olayının da kaza falan olmadığını itiraf etmişti.

Davranışları yavaş yavaş değişti. Yaptığım yemeğe bile bir kulp takıyor ve yemiyordu. Ama ne olacak, farklı farklı şeylere alışmıştık. Üstüme çıktığında ‘dalgalarla boğuşuyormuş’ gibi hissediyormuş, çünkü göbeğim varmış ve bundan tiksiniyormuş. Böyle diyordu. Ne yapsın, doğruyu söylüyordu. Vaiz de demişti, biz kızlar dikkat etmeli, düğün günü nasılsak öyle kalmalıymışız. Birazcık değişiklik kocamızı kandırmak olurmuş. Sonuçta büyük bir yatırım yapmışlar… Evlenmişler. ‘Atmık çöplüğüm’ diyordu bana ama şaka yapıyordu canım.

Birkaç ay sonra PlentyOfFish’te başkalarına erotik mesajlar gönderirken yakaladım onu. Tabii ki hiçbir şey olmadı. Kendini yalnız hissediyordu, çünkü ben ‘ihtiyaçlarını karşılamıyordum’.
Hamileyken seksten hiç zevk almıyordum. Nefret de etmiyordum ama sevmiyordum da. Öninde sonunda seveceğimi düşünüyordum; belki bebek doğunca hoşuma gidecekti. Bu yüzden sesimi çıkarmadan devam ettim ki belki daha iyiye gider. Onu kırmak istemiyordum zira. Kadınlık görevlerimi yapıyordum yapmasına ama çoğu zaman kaçınıyordum. Rahatsız ediyordu beni, pis gibi geliyordu. Bazen aşağılayıcı oluyordu, hatta acı bile veriyordu. Sağ olsun, bu durumlarda beni yatıştırmak için içime girmekten feragat edip sadece oral yapmama izin veriyordu(!) Ne kadar düşünceli, özverili bir adam(!)

TECAVÜZÜN ASLINDA NE OLDUĞUNU ÖĞRETMİYORLAR
Gerçek şu ki sağlıklı bir cinsel birliktelik nasıl bir şey, bilmiyordum. Gerçi, birazcık fikir sahibi olacak kadar porno ve romantik kitaplar aşırdığım oluyordu. Ama onlarda da erkekler saldırgan, kadınlar da ya istemiyor, ya da istemiyor gibi yapıyor ve iş 4 dakika 57 saniyede bitiyordu. Acı vermesi gerekiyordu yani, kan bile çıkabilirdi. Ama yeterince katlanırsan en sonunda sevmeye başlardın.
Gençken arkadaşlarımdan sadece biri cinsel olarak aktifti. Hatırlıyorum da, bunu birkaç kez yapman gerekiyor ki tam olarak girsin, diyordu; sonra zevk vermeye başlayacakmış.
Hayatım boyunca evliliğin gerektirdiği angarya işleri dinledim. Sabah ibadetlerinde bize “Bazen kocanızla yapmak istemeyeceğiniz zamanlar olacak ama sizi çağırdığında mutlaka onunla olmanız gerekir” denirdi. “Kadının erkeğine teslim olmak dışında vücudu üzerinde hiçbir sözü yoktur...” (I cor 7:4) Annem her zaman “Sarah, İbrahim’i efendim diye çağırır” derdi. [I Peter 3:6]
‘Çağırdığında’ sözü nasıl olmuş da ‘kadını yatağa kelepçeleyip onu birlikte olmaya zorladığında’ sözüne karşılık gelmiş bilemiyorum; ama doğrusu ben de arasına çizgi çekemedim bu ikisinin. (Anlamadım)

Ayrıca cinsel hayatımız için kullanabileceğimiz en olgun kelime ‘şey’den ibaretken nasıl olur da bizden bizi neyin beklediğini tahmin etmemizi beklerler?
Muhafazakar Hıristiyan kültürünün sorunu tecavüzü yanlış bir şey olarak öğretmemesi değil, tecavüzün aslında ne olduğunu öğretmemesidir. ‘Şiddet yoksa ya da yardım çağırmadıysan tecavüz değil, zinadır yaşadığın. Şiddet içeriyorsa ve gerçekten yardım istediysen bile ancak saldırganına ait değilsen bu tecavüzdür.’ (Deut. 22-23-24) Tecavüz bir kere olan bir şeydir. Ölüm kalım meselesidir. Öyle seni seven insanlarla olacak şey değildir, hele ki kocandan. Evlilik içi tecavüz mü? Hadi canım!
Uzun bir süre reddetmedim, ama istemiyordum da. Sevmiyordum; bana zevk vermiyordu. Ara sıra beni yatırıp kendi vücudundan olmayan şeyleri sokmaya çalışıyordu vücuduma. Bazen ben uykudayken yapıyordu. Kaç kere buna dayanamadığımı söyledim ama yine de yapacağını yaptı.

ÇELİŞKİYE BAKIN: İSTİSMARI ÖNLEMEK İÇİN İSTİSMARA GÖZ YUMUYORDUM
İhtiyaçlarını karşılamadığım sürece öfkesi çok daha fazla artıyordu; onun öfkesi arttıkça da ben daha çok korkuyordum. Evlendiğim adam bu değildi. Bana olan sinirini çocuğumuzdan çıkarıyordu; ama her zaman müdahale ettim. Herkesi yatıştırıyordum ve bu aşırı yorucuydu. Kocamı öfkelendirmesin diye çocuğumu hep mutlu ve sessiz tutmaya çalışıyordum. Ve öfkesini dizginleyebilmesi için bana ne isterse yapmasına izin veriyordum.

Çabalamayı bırakınca işler daha da kötüye gitti; yine de televizyondaki kadınlar gibi bir taciz olayı sayılmazdı yaşadıklarım. Evet, bana bağırdı bağırmasına; küfür etti, beni izledi, gittiğim kiliseye kadar inceledi, dişleriyle telefonumu kırdı, duvardaki telefon kablolarını söktü, arabamın motorunu bozdu, şartlarına uyayım diye çocuğum içerdeyken beni dışarıda bırakıp evin kapılarını kilitledi, ailemi tehdit etti. Bir keresinde başka bir kasabaya kadar beni takip edip kendisiyle dönmeden oradan ayrılmayacağını söyledi bağır çağır herkesin önünde. Facebook hesabıma girip insanlara benim ağzımdan mesajlar attı. Eşyaları kırıp döktü, duvarlara yumruk attı ve daha neler neler... Kendi evimde bir esirdim. Gel gör ki bana elini bile kaldırmadı.
Benim bildiğim, kıskançlık, öfke ve saldırganlık gayet normal bir erkeğin davranışlarıydı. Ben anneme çekmiştim ne de olsa. Duygusal şiddet diye bir şey benim anlayışımda hiç olmadı. Ve bana göre evlilik denen kurumda istismar olmazdı. Bana ‘o yolla’ acı verdiği sürece istismara uğramış sayılmıyordum.

İSTİSMAR GİTGİDE ARTAR
911 çağrılarıma bir yıl sonra cevap veren şerif gerçekten de herkesin bilmesi gerektiği bir şey söyledi. Dedi ki, “İstismar uygulayanın vurduğu her bir darbe her zaman bir öncekinden çok daha kötü olacaktır ve eşi tarafından öldürülen bütün kadınlar bunun onların başına geleceğine inanmıyordu.” Bu benim öğrenmiş olduğum her şeyle çelişiyordu. İnsanların değişebiliyor olması gerekiyordu ve yuvayı kuran kuş olarak bendim bunun için gereken güce sahip olan.

“Onu iyileştirebilirim.”
“Benim yüzümden öfkeleniyor.”
“Çocuklarımın babalarını görmeye ihtiyacı var.”
“Ebeveyni ayrı olan çocuklar cehenneme gider.”

Çok çabaladım, gerçekten çok uğraştım ama neticede bu adamın yakınımda olduğu fikri bile beni sindirmeye yetiyordu. Seksten nefret ettiğimi söyledim ona. Hatta beni rahat bırakacaksa bir fahişeyle birlikte olmasını bile önerdim. Ne yaptığı umurumda değildi. Artık hiçbir şey umurumda değildi. Ölü gibiydim.



MEĞER İSTİSMARCILAR REDDEDİLMEYİ SEVMİYORMUŞ
Bir gün, bütün cehaletim ve saflığıma rağmen, sonunda bunu istismar olarak adlandırdım. O öğleden sonrayı hayatım boyunca unutmayacağım: Üst katta, bir yaşındaki çocuğum uyuyordu, bense ikinciye hamileydim. Geldi, aynı vaizin dediği gibi beni bir ‘kirli çamaşır’ gibi hissettirdi. Karşı koydum, kesinlikle reddettim, ama benden daha güçlü, daha iriydi. “Yerinde dur, iki dakika sürmeyecek” gibi bir şeyler söyledi. Sonra işini bitirdi ve aşağı indi. Evliliğimin neredeyse üçüncü yılının sonunda nihayet tecavüze uğradığımı fark ettim.
Belki de karşı koyduğum için... Karşı koymaya çalışmadığın sürece tecavüz sayılmıyordu ya!

GÖRÜNENLE GÖRÜNMEYEN
Vücudumda görünen bir yara falan olmadığı için etrafımdaki herkes evliliğimizin iyi gittiğini sanıyordu. Eğer onunla seks yapmazsam çocukların önünde porno izlemekle tehdit etti (nitekim yaptı da) ve boyun eğdim. Bu konularda şikayetlenmeye başladığımda da insanlar benim iyice ‘pimpirikli anne’ye döndüğümü düşündü.
‘O çocuklarının babası’ diyorlardı. “Neden kendi öz çocuğuna zarar verecek bir şey yapsın ki?” (İnsanlar neden böyle düşünüyor?)
Bir gün nihayet onu da yaptı. O kadar sinirlendi ki, kontrolünü kaybedip beni boğazımdan tutup duvara fırlattı. O gün bir çocuk partisi düzenliyordum ve misafirler gelmeye başlamıştı bile. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum, sonra kalkıp kendime çeki düzen verdim ve misafirlerimi ağırlamaya devam ettim. Kimsenin haberi olmadı. İyi görünüyordum çünkü. Bu konuda çok yetenekliyim.
Onu benimle evlilik danışmanına gitmeye ikna ettim. Çıkardığı sonuç: Daha çok seks yapmalıymışım.

Gideceğimi söyledim, ama nereye? Biriktirdiğim bütün parayı ev için harcamıştım, üstelik hamileydim, çocuk emziriyordum. İki yaşında bir çocuğum bir de yeni doğmuş bebeğim vardı. Buna rağmen ne bir eğitimim vardı ne de bir iş deneyimim. Bırakın çocuk bakımı için bir ödeneği, meteliğim yoktu. Hatta bunlar nasıl alınır bilmiyordum da. Annem boşanmanın ne kadar günah olduğu, dua edersem güçlü olacağım hakkında nutuk çekiyordu. Sarah kocasını ‘efendim’ diye çağırırmış, bunu söyleyip durdu yine. Güya üvey babam zamanla ‘yatışmış’ ama ben yakınlarında olmadığım için anlayamamışım.

Büyükannem devlet yardımı olarak alabileceklerimi sıraladı. İnsanlar sanıyor ki yoksul, bekar bir anneysen bir sosyal hizmet kurumuna git, onlar sana bedavadan yemeğini, evini, çocuk bakımını, ödeneğini, altına Ferrari’ni, eline iPhone’nunu verecek hemen. Evet, yararlı programları var ama yardım almak o kadar da kolay değil. Öyle her başvurana da vermiyorlar.
Sonra iş bakmaya başladım; bir şeyler diktim, pişirdim, sahip olduğumuz her şeyi (fırına kadar) sattım; sırf evsiz kalmayalım diye. Bu arada, bununla ben uğraşmak zorundaydım. Eğer kocamı kızdırırsam çocukları benden almak ve daha kötülerini yapmakla tehdit ediyordu. Ailemi öfkesinden korumak için vücudumu ve gururumu feda ettim; işe de yaradı. Bunun üstesinden gelebildim. Sadece bir süre daha katlanacaktım; sonra kurtulacak, her şeyi unutacaktım. Kimdi ki o? Ne sözleri, ne hareketleri korkuturdu artık beni. Tanrı çekemeyeceğin dert vermezmiş derler. Öldürmeyen şey güçlendirir. Kesinlikle buna inanıyordum. (Laf açılmışken, sağlıksız bir ortamda kalmak seni asla güçlendirmez.)

HAYATTA KALABİLMEK İÇİN...
Nihayet bir iş buldum, çocukları gündüz bakım evine bıraktım ve boşanma davası açtım. Bu noktada ne pahasına olursa olsun her şeyi kendi başıma yapmaya kararlıydım.
Bir markette yarı zamanlı çalışıyordum ve maaşımın yüzde 75’ini gündüz bakım evine veriyordum ki işe gidebileyim. Bir yılı aşkın bir süre boyunca çocuk bakım yardımı için bekleme sırasında kaldım. Üç kere haciz uyarısı aldım. Yardımlar kim bilir kaç kere kesildi. Arabam bozuluyordu sürekli. Çocuklar hep hastaydı. Bir anne olarak bunlara katlanma gücüm yapımda vardı. Param yetmediği için çocukların bezlerini tekrar tekrar kullandım. Çalışmaya başladığımda yemek pullarım kesildi. İşin komik tarafı, çocuklarımı hâlâ emziriyordum çünkü onlara yiyecek alacak param yoktu. Öyle tamamen de dayanıksız değildim.

Eski kocam, ya nakit karşılığı ya da karşılıksız çalışıyordu sırf nafaka ödememek için; beni ‘açlıktan öldürmeyi’ planlıyordu. Çocuklarla aylarca konuşmadığı oluyordu. İğrenç oyunları için çocukların iyi durumundan istifade ediyordu. Benim param olmadığında çocuklara bir çift çorap bile almıyordu çünkü bizimle yaşamadığı sürece çocuklar onun sorumluluğunda değildi. Onları okuldan alıyor, ama bana söylemiyordu. İstediklerini yapmazsam adresini kullanmalarına izin vermeyerek dört yaşındaki çocuğumuzu okuldan attırmakla tehdit ediyordu. Yaptı da.
İş yerinde beni gözetleyip patronumla sorun yaşamama sebep oldu. Kız arkadaşı çalıştığım yerde iş bulup iş arkadaşlarıma çocukları istismar ettiğimi ve ihmal ettiğimi söyledi. (Uzaklaştırma aldı sonra).

Kocam çocukların bakıcılarını tehdit etti. Bütün bu süreçte ona geri dönersem her şeyin iyi olacağını söyleyip durdu. Çocukları artık ihmal etmeyeceğine, beni taciz etmeyeceğine, bize karşı iyi olacağına ve bize bakacağına dair vaatlerde bulundu. Hayatımız güllük gülistanlık olacaktı yine. Eğer onu tekrar seversem… Her şey bana bağlıydı.

SÖYLEMEKTEN UTANMIYORUM: ONUNLA PARA İÇİN BİRLİKTE OLDUM
Elektrik faturasını ödesin diye teslim ettim bedenimi. Çocukların önünde zıvanadan çıkmasın diye… Sahip olduğum tek ulaşım aracını bozmasın, herkesin önünde beni aşağılamasın, bıraksın da uyuyabileyim diye vücudumu teslim ettim. Ancak o zaman telefonumu geri verecek, İnternet’i açacaktı.
Şiddetle tecavüz etmesine izin verdim ki beni izlemeyi bıraksın, evden taşındığında onu aldatmakla suçladığı genç çocuğun peşini bıraksın. Bu çocuğun kamyonetinin fotoğrafını çekip ‘bu önceki hali’ diye mesaj gönderip bu sefer bacağını kırmakla tehdit edince artık ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir şekilde onu memnun etmezsem ne yapacağını düşündükçe ödüm kopuyordu. Bu yüzden tecavüz etmesine sesimi çıkarmadım. Çünkü bu benim ‘cezamdı.’ Boşansak bile ben tanrının önünde onun karısı olacaktım. Hayatımın sonuna kadar ona ait olacaktım.
Çok utanmış, korkmuştum ve sadece istiyordum ki bu saçma sapan hareketlerine bir son versin. Bana ne yaptığı artık umurumda değildi; etrafımdakileri rahat bıraksın yeter. Hele şu ayrılığı atlatsın, önünde sonunda yatışacaktı. Sadece beklemem gerekiyordu.

‘Ev içi şiddet sonucu gerçekleşen ölümlerin neredeyse 4’te 3’ü mağdur ayrıldıktan sonra gerçekleşiyor, önce değil.’
Eğer terk etmeye kalkarsam kendini ya da beni ya da ikimizi birden öldüreceğini söylüyordu. Ama hiçbir zaman ciddiye almadım. Ta ki bir gün eve silah getirene kadar. Silahın namlusunu bana çevirip çocukların önünde tetiği çekerken eğleniyordu. Şaka yapıyordu, dolu değildi güya... (Neyse ki!)

Dava açmaya gittiğimde dedektif bunun zaman kaybı olacağını söyledi. “O bunu dedi, bu şunu dedi” meselesinden ibaretmiş. İçimi rahat tutmalıymışım, bundan bir şey çıkmazmış.
Kadın ve çocuk bakım evine gitmeye çalıştım ama onlara gösterecek fiziksel darbe izlerim varsa gelmemi söylediler. Belli ki diğer şiddet gören kadınlardan değildim onların gözünde. Yoksa önce kendime biraz zarar mı vermeliydim, ya da terbiyesizlik falan mı etseydim? İnsanların ciddiye alması için bizlerin nasıl görünmesi gerektiğine dair bir kitapçık çıkarsalardı bari.
Birkaç gece sonra, bizi neredeyse öldürüyordu. İki yanımda çocuklarla uyurken içeri girip zorla birlikte olmaya çalıştı yine. Onu etrafımda istemediğimi söylediğimde öfkeden çıldırdı. Duvarları yumruklayarak silahını almaya gitti. Bu arada ben de kendimi çocuklarla odaya kilitleyip 911’i aramak zorunda kaldım. Tam o sırada kapıyı kırdı, namluyu çekti ve ‘kendini öldürmesinin sorumlusunun anneleri olduğunu düşünsünler, anneleri onu sevmiyor bilsinler’ diye ‘çocukların gözü önünde beynini dağıtacağını’ söyledi bağırarak.
Doğrusunu isterseniz, keşke yapsaydı. Keşke oracıkta ölmüş olsaydı. İşte, itiraf ettim.

AMA ÖZÜR DİLEDİ(!)
İlerleyen zamanlarda, işim olduğu sürece çocukların masrafını o değil de ben karşılamak zorunda kalacağımı düşünerek bana ortak velayet için dava açtığında, avukatım devletin benim 911 çağrılarımdan sonra kaydettiği “aile içi şiddet veya cinayete teşebbüs” şikayetlerimin geçerli sayılmayacağını çünkü bunların boşanma sonuçlanmadan gerçekleştiğini söyledi. Hem nasıl şikayet edebilirdim ki zaten? En baştan çocukları bu duruma sokmamalıydım.

Avukatım, çekici olduğumu söyleyip çıplak fotoğrafım olup olmadığını sordu, hani ne olur ne olmaz mahkemede önümüze çıkıverir. O avukatla anlaşmamı iptal ettim. Şimdi aile mahkemesinde hakim kendisi.
Çocuk istismarını şikayet etmenin intikam isteğinden ibaret olduğunu, aşırı korumacı davrandığımı, özür dilediğine göre kocamın çocukları bensizken almasında hiçbir sakınca olmadığını düşünen danışmanlar, hakimler, CPS (Çocuk Koruma Hizmetleri Kurumu) çalışanları gördüm. Kocam dört yaşındaki çocuğu kendinden geçiresiye dövdüğünü kabullendi mahkemede; ve tutup ziyaret etme sıklığını artırdılar. Bu yazıda anlattığım her şey mesajlardan tutun fotoğraflara, çeşitli yazılara, hastane kayıtlarına, yakalama kararlarına varıncaya kadar belgelenmesine rağmen o hâlâ ebeveyn haklarına sahip. Bütün toplum istismarın ne olduğunu anlayamıyorken nasıl olur da kurbanları istismarı anlamadı diye suçlayabiliriz?

Ne zaman ev içi şiddet ile ilgili bir makale okusam aynı şeyi görüyorum: ortalama büyüklükte güneş gözlüğü takan ya da köşeye sinmiş, bir adamın yumruğundan korunmaya çalışan yıpranmış bir kadın. Ev içi şiddet darp izlerinden ibaret bir olgu değil, keza buna maruz kalanlar da kırış kırış ya da çıtkırıldım kadınlar da değil.
Eski kocamın oğluma ‘nonoş’ deyip poposuna ağır bir şekilde tokat attığı gün çekilen bir fotoğrafımız var. Oğlum o hafta üç kere halüsinasyon görmüştü. İşte o fotoğraf gösteriyor ev içi şiddetin ne olduğunu. Yardım istediğim hiç kimse ciddiye almadı beni. Şikayet ettiğim için ben kötü olmuştum.


Yaşadıklarını anlatan kadının fotoğrafı 


NEDEN KATLANIYORUZ?
Bizim kültürümüz ev içi şiddeti besliyor; en baştan bugüne kadar. İnsanlar “Neden taciz ediyor?” diye sormaktansa “Mağdur neden terk etmemiş?” diye soruyor. Yüzyıllardır kadınlar suçluydu toplumun gözünde ve hukukun karşısında hep kurban edildi. Sosyoloji kitaplarında ‘öğrenilmiş çaresizlik’ten bahsediliyor; neredeyse tamamı mağduru merkeze alan sebepleri listelemiş. Ama neden hiç ‘bedensel çaresizlik’ten bahsedilmiyor? Sorunu ‘öç alma tehdidinden duyulan korku’ olarak tanımlamaktansa neden direkt ‘tehlike’ olarak tanımlamıyorlar? Kurbanın ‘asılsız’ duygularında suç bulmaktansa, gelin bu problemi kültürümüz neden idame ettiriyor; kadınlar durumlarını düzeltmek için adımlar atsa bile neden gerçekçi bir seçenekleri olmuyor, onu soralım.

Kadına kendisini korumakla çocuklarını korumak arasında bir seçim yaptırmaya zorlayıp ikincisini seçti diye onu suçlayamazsınız.
911’i aradığım o gece kocama bana ne yapacaksa yapmasına izin verseydim neler olurdu? Okula polisin geldiğini söyleyen öğretmenine o gün çocuğumun neden panik atak geçirdiğini açıklamak zorunda kalacak mıydım yine? Öfkesini yatıştırmak için benim vücudumu kullanmasına izin vermeseydim öyle bir şey daha ne kadar erken gerçekleşirdi? Şimdi burada bunu yazıyor olur muydum? Bazen iki seçenek de güvenli olmayabiliyor; sadece en az direnebileceğiniz küçük bir yol kalıyor. Ben hayatta kalmak için ne gerekiyorsa yaptım.
Acı gerçek şu ki çocuklar işin içinde olunca terk etmek bir çözüm olmuyor; sadece gidişatı değiştiriyor.

Acıları sona ermiş, herhangi bir kişi olabilirim. Nasıl kaçtığımı, şimdi nasıl kendi ayaklarım üstünde durduğumu, evimin masraflarını ödeyebildiğimi, GED diplomamı alıp gerçek bir okula nasıl gittiğimi, burslar ve ödüller kazandığımı, 4.00’lık not ortalamasını nasıl yaptığımı, çocuklarımın okulda ne ödüller kazandığını... Kısacası hayatta kalan kişinin yaptığı her şeyi oturup size anlatabilirim. Makyajımı yapıp her şey mükemmelmiş gibi kameralara gülümseyebilirim. Ama gerçek şu ki; bütün bunlar toplumumuz geleneksel aile yapısına verdiği değeri mağdurların bireysel güvenliği ve refahına verdiği değerin üstünde tutuyor diye olmadı.

Hâlâ bu serseri herifle uğraşmak zorundayım. İçerden yeni çıktı… Yine… Bana söylediği ilk şey benimle çıkmak ile ilgili bir şakaydı. Bana yerli yersiz sataşıyor ve bundan zevk alıyor. Eve benimle gelip “Takılalım” diye alay ediyor, sonra da karşılık bulamayınca “Sakin ol, rahatla” diyor. Saçma sapan bir dava yüzünden şimdiden 8 bin dolar masraf çıkardı bana. Sırf onun yüzünden işimi kaybettim ve hala üstesinden gelemediğim psikolojik sorunlar yaşadım. Şu an burada olmam bile bir mucize.
Şimdi yine bana sataşıyor, eve rahat rahat girip çıkıyor ve aşağı inip ona selam vermediğim için bana kaba diyor ve ben hâlâ bu adamdan korkuyorum. Hâlâ yerimde oturup sınırlarımı aşmasına göz yummazsam, ‘esprilerine’ gülmezsem ya da duymak istediklerini söylemezsem tekrar kızıp üzerimize çullanacak diye ödüm kopuyor. Bunları hâlâ yaptığımı fark ettiğimde sesimi çıkarmaya karar verdim. ‘Flört etmeyi bırak’ dedim; beni kışkırtmamasını, evime girmemesini söyledim.
İşte! Yine dava ediyor beni. Şu anda avukatımı arayacak kadar bile param yok. Bize sataşmak için aile mahkemesine musallat olmasını engelleyecek hiçbir şey gelmiyor elimden. Bunu yapmak için yasal hakları var; iyi bir doktor kendisi ve benim üzerimde sahip olduğu tek güç o olduğu sürece asla durmayacak. Hukuk sisteminde de; diğer bütün ticarileşmiş toplumlarda olduğu gibi, ne ekersen onu biçersin.

Hadi bakalım. Kesin kendimden nefret ediyordum ve istismar edilmek istiyordum değil mi?
Hayır, öyle biriyle evlendim çünkü öyle bir adam olduğunu bilmiyordum. Ve bizi öldürmeye teşebbüs ettiğini söylediğimde şoke olan ve inanmayan yakın arkadaşları ve ailesine bakacak olursak belli ki benim dışımda kimse onun öyle bir adam olduğunu bilmiyordu.
Bu yüzden kendini bu durumlara soktu diye kadınları suçlamayı bırakın!
Evet, yanlış seçimler yaptım, hem de çok fazla. Ama bilmemek ve öğrendiğimde doğrusunu yapmaya çalışmak benim hatam değildi. O zamandan sonra çok şey öğrendim, ama tamamen içinden çıkamadım. Kimse çıkamaz.

ŞİMDİ BİLDİĞİMİ O ZAMAN BİLSEYDİM…
Doğum kontrolü kullanmayı bilmediğim gibi tecavüzün ne olduğunu ve buna katlanmanın bende böyle silinmez yaralar bırakacağını da bilmiyordum.
Tecavüz sadece zorla birlikte olmak değildir: Rıza gösterilmeden yapılan herhangi bir birliktelik tecavüzdür. Zorla, hileyle, şantajla, tehditle yapıldıysa ya da size başka bir seçenek bırakılmamışsa bu tecavüzdür.

Ev içi şiddet kişisel bir sorun değildir. Toplumu ilgilendirir. Kurbanlara yüklenmeyi bırakıp faillere, bu failleri yaratan kültüre ve onları koruyan sisteme odaklanmadığımız sürece hiçbir şey değişmeyecek.

Bütün bu olanlar için kendimi suçlamıyorum; ama onu da suçlamıyorum. Sonuçta o da benim bulunduğum toplum tarafından yaratıldı.
Son olarak “Sadece tanrıyla yapılan evlilik hayırlıdır” diyenlere iki çift sözüm var: benim evliliğim tamamen tanrı üzerine kurulmuştu; şimdi sağ çıktığım için şükrediyorum.

Patheos adlı siteden Pınar Kaya ekmekvegul.net için çevirmiştir.

İlgili haberler
Flört şiddeti nedir?

Kadınlar için korkutucu bir deneyim! Korkmayın... Ama flört şiddetinin şiddete açılan kapılarından b...

Şiddete uğradığınızda neler yapabilirsiniz?

Şiddete uğrama ihtimaliniz varsa ya da şiddet dolu hayatınızı değiştirmek istersiniz ihtiyacınız ola...

Çağımızın şiddeti: Dijital şiddet

Teknolojik araçlar kadını küçük düşürmek, cezalandırmak, denetlemek için kullanılıyorsa bu dijital ş...