İran, 28 Aralık 2025’ten bu yana bir kez daha geniş çaplı halk protestolarının ateşiyle yanıyor. “Diktatöre ölüm” haykırışları, 26 eyaletin 78 şehrinde en az 222 noktada; sadece yoksulluğa, pahalılığa, enflasyona ve mülksüzleştirmeye karşı değil, aynı zamanda iliklerine kadar çürümüş siyasi sistemin bütününe karşı sokaklarda yankılanıyor. Hayat; çoğunluk, özellikle de işçi sınıfı, kadınlar ve LGBTİ’ler için yaşanmaz hale gelmiştir. Özellikle “On İki Gün Savaşı”ndan sonra riyalin değerinin serbest düşüşe geçmesiyle yaşanan geçim şoku; sık sık yaşanan elektrik kesintileri gibi temel hizmetlerdeki aksamalar ve yaygın idamlarla (2025 yılında en az 2 bin 63 kişi) birleşerek koşulların vahametini artırmış ve toplumda bir tür “yaşarken ölme” hissi yaygınlaşmıştır. Mevcut protestoların ufku yaşamı geri almaktır.
İran’daki mevcut protestolar her yönden dış ve iç tehditlerin kuşatması altındadır. ABD’nin Venezuela’ya emperyalist saldırısından sadece bir gün önce Donald Trump, “protestocu halkı koruma” kisvesi altında uyarıda bulundu. Bu, ister Irak’ta ister Libya’da olsun, askeri müdahalelerini her zaman “kurtarma” adı altında meşrulaştıran emperyalizmin o bilindik söylemidir. ABD bugün de aynı yolu izlemektedir: Sadece 2025 yılında yedi ülke, bu ülkenin doğrudan askeri saldırısının hedefi olmuştur.
Daha önce 12 günlük saldırısını düzenleyen soykırımcı İsrail, bu kez sosyal medyada Farsça olarak şöyle yazıyor: “Biz protestocuların yanındayız.” Siyonizmin yerel kolu olan monarşistler, şimdi de gerçeği maniple ederek kendilerini batılı efendilerine tek alternatif olarak sunmaya çalışıyorlar. Sokak sloganlarının sesini sahtecilik ve çarpıtmayla değiştirmek üzere bir siber kampanya başlattılar; bu durum bizzat bu akımın hilekarlığının, tekelciliğinin ve elbette ülke içinde maddi güce sahip olma konusundaki zayıflık hissinin bir göstergesidir. Bu grup, “Make Iran Great Again” sloganıyla Trump’ın Venezuela’daki emperyalist operasyonunu selamladı ve İslam Cumhuriyeti liderlerinin Amerikalı ve İsrailli “kurtarıcı ninjalar” tarafından kaçırılmasını bekliyor.
Ancak yurt dışındaki sol akımların bir kısmı, bu protestoları yalnızca bölgesel çatışmalar ve Amerikan-İsrail projeleri ışığında gördükleri için “mevcut koşullardaki ayaklanma emperyalizmin sahasında oynamaktan başka bir şey değildir” iddiasıyla İslam Cumhuriyeti’ne karşı devam eden protestoların meşruiyetini sorguluyorlar. Pratikte İran halkının özneliğini inkar ediyor, İslam Cumhuriyeti’ne halkını katletme ve bastırma konusunda söylemsel ve siyasi dokunulmazlık veriyorlar. Onlar için batılı devletler ve jeopolitik çekişmeler dışında bir özne yoktur.
Bu düşmanların karşısında, biz bu protestoların haklılığından, zulümlerin iç içe geçmişliğinden ve mücadelelerin kader birliğinden bahsediyoruz.
İran’daki halka yönelik emperyalist tehdit ve dış müdahale tehlikesi de gerçektir; İran aşırı sağ muhalefeti arasında yayılan monarşist gericilik de. İran hükümetinin halkına yönelik kırk yılı aşkın baskısından kaynaklanan halk memnuniyetsizliği de gerçektir; hayatta kalma uğruna canlarını ortaya koyup baskı güçlerine karşı savaşan halkın haykırışı da. Mevcut çelişkilerle yüzleşmekten başka çaremiz yok. Dış tehdit bahanesiyle İran’da milyonlarca insana uygulanan şiddeti ve buna karşı protesto hakkını inkar etme hakkına sahip değiliz.
Protesto için sokağa çıkanlar, vesayetçi analizlerden bıkmış durumdalar. Onlar çelişkilerin göbeğinde savaşıyorlar: Hem yaptırımları deneyimliyorlar hem de iç oligarşinin talanını. Hem savaştan korkuyorlar hem de iç diktatörlükten. Ancak korku içinde yerlerinde saymıyorlar; kendi kaderlerini tayin etmede aktif bir özne olmak istiyorlar ve hedefleri artık reformlar değil, rejimin bütününün devrilmesidir.
Kıvılcımı riyalin serbest düşüşüyle, önce başkentin küçük ve büyük esnafı tarafından
-özellikle cep telefonu ve bilgisayar alışveriş merkezlerinde- çakılan protestolar, hızla geniş ve heterojen bir yelpazeyi içine aldı; çok sayıda perakendeciyi, ücretli işçiyi, seyyar satıcıyı, hamalları (yük taşıyıcıları) ve hizmet işçilerini de meydana çekti.
Tüm bunlara rağmen ve başlangıcından itibaren bilinçli bir şekilde toplumsal cinsiyet ve etnik fay hatları üzerinde genişleyen Mahsa Amini hareketinin aksine, son protestolarda sınıfsal uçurum daha belirgin olmuş ve bu aşamaya kadar yayılma modeli daha çok kitlesel bir mantık izlemiştir.
Sokaklarda çelişkili sloganlar duyuluyor: İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesinden monarşiye duyulan nostaljiye kadar... Ve elbette eş zamanlı olarak öğrenciler attıkları sloganlarla hem İslam Cumhuriyeti istibdadını hem de saltanatın otokrasisini hedef almışlardır.
Pehlevi’nin dönüşü için atılan sloganların varlığı, hem gerçek çelişkilerin bir sonucudur hem de gerçeklerin sağcı medya tarafından çarpıtılmasının ürünüdür; bunların başında ise siyonizmin ve monarşistlerin propagandasına dönüşen, yıllık 250 milyon dolarlık bütçesini Suudi Arabistan hükümetine yakın kişiler ile İsrail’den aldığı söylenen İran International televizyonu gelmektedir.
Son 10 yılda İran coğrafyası, İslam Cumhuriyeti’ne karşı iki farklı örgütlenme modeli aracılığıyla iki ayrı sosyopolitik vizyonun çatışma alanı olmuştur: Bir yanda, sınıfsal, cinsiyet ve ulusal çelişki fay hatları üzerinde şekillenen toplumsal örgütlenme…
Diğer yanda, uydu antenleri aracılığıyla atomize olmuş bireylerden homojen bir kitle oluşturmak için “ulusal devrim” adı altında bir tür popülist seferberlik mevcuttur. İsrail ve Suudi Arabistan destekli bu proje, “başı” (yani devrik şahın oğlu) daha sonra dışarıdan ve askeri müdahaleyle getirilip üzerine eklenecek bir gövdeyi şekillendirme çabasıdır. Monarşistler, devasa medyaya dayanarak son on yılda kamuoyunu bir tür aşırı milliyetçiliğe yönlendirmiş ve bizzat kendileri İran’daki halkların ulusal-etnik ayrımlarının derinleşmesinin ve siyasi hayal gücünün ayrışmasının ana faktörlerinden biri haline gelmiştir.
Bu akımın son yıllardaki büyümesi halkın geri kalmışlığının işareti değil, solun geniş çaplı örgütlenemeyişinin sonucudur; bu yoksunluk ve zayıflık kısmen baskı ve istibdadın ürünü olup bu gerici popülizmin büyümesine alan açmıştır. İslam Cumhuriyeti ile gerilimin tırmanmasıyla eş zamanlı olarak, bu iki vizyon ve model arasındaki gerilimler de şiddetlenmiş ve bugün aralarındaki uçurum, protesto sloganlarının coğrafi dağılımında açıkça görülebilir hale gelmiştir.
“Pehlevi’nin dönüşü” projesi; ataerkil, Fars etno-milliyetçiliğine dayalı ve şiddetli sağcı bir vizyonu temsil ettiği için; işçi ve kadın örgütlenme ağlarının sahada geliştiği yerlerde, üniversitelerde ve Kürt, Arap, Beluç, Türkmen ve Türk bölgelerinde saltanat lehine sloganlar büyük ölçüde yoktur ve genellikle olumsuz tepkiyle karşılaşmaktadır. Bu çelişkili durum, son ayaklanmanın çeşitli boykot ve yanlış anlaşılmalarla karşılaşmasına neden olmuştur.
Bugün özellikle İran için hassas ve belirleyici bir andır; özgürlükçü siyasetin yeniden tanımlanmasında rol oynayabileceği veya tam tersine, dış müdahaleye karşı iç istibdat şeklindeki köhnemiş ikiliği yeniden üreterek siyasi tıkanıklığın devamına katkıda bulunabileceği bir an. Böyle bir zeminde, İran’daki mücadele güçlerinin, gerçek bir enternasyonalist siyasi bloku şekillendirme yolunda adım atmaları zaruridir; iç istibdatla ve emperyalist tahakkümle eş zamanlı olarak arasına net bir sınır çizen bir blok. Bu yaklaşım, antiemperyalist direniş savunuculuğunu İslam Cumhuriyeti’ne karşı net bir duruşla birleştirir ve dış düşmanla mücadele adı altında baskının her türlü meşrulaştırılmasından kaçınır.
Roja Kolektifi, İranlı ve Afganistanlı kadınlardan, LGBTİ’lerden ve işçilerden oluşan, kapitalizme ve İran rejimine karşı mücadele eden bir bileşendir. 2022’de Mahsa Amini eylemlerinin ardından oluşmuştur.
Fotoğraf: Sarkhat
İlgili haberler
İran'da güvenlik güçleri saldırıyor, halk sokağa çıkmaktan vazgeçmiyor
Tahran’daki eylemler yoksul güney mahallelerine de yayıldı. "Diktatöre ölüm" ve "Bu protesto değil devrimdir" sloganlarıyla sokağa dökülen İranlılar kendilerine ateş açan polis güçlerini püskürttü.
Kadınların talepleri artık tüm İran’ın talebi
İranlı Mahsa Amini’nin 2. ölüm yıl dönümünde İranlı işçilerin yanı sıra birçok kesimden eylem çağrısı geldi. Açıklamalarda İranlı kadınların taleplerinin tüm İran’ın taleplerine dönüştüğü vurgulandı.
İran’da ateşler yakıldı, ‘Diktatöre ölüm’ sloganları yükseldi
İran'da protestoların 180'inci gününde kadınlar ateş çemberi etrafında başörtülerini çıkardı, ‘Kadın, yaşam, özgürlük’ sloganı attı.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























