İşçi kadınlar konuşuyor: Savaşta canı yananlar yine biz emekçileriz
Türkiye’de derinleşen yoksulluk ve her an gündeme gelen savaş ihtimali, işçi kadınların hayatında kalıcı bir korkuya dönüşmüş durumda. İşçi kadınlar anlatıyor...

Türkiye’de derinleşen yoksulluk ve her an gündeme gelen savaş ihtimali, işçi kadınların hayatında kalıcı bir korkuya dönüşmüş durumda. Bir metal fabrikasında çalışan Ayşe ve gıda fabrikasında çalışan başka bir işçi kadınla yaşadığı güvensizliği ve çıkış arayışlarını konuşuyoruz.

Türkiye’de fabrikaların kapanmasından ya da işten atılmaktan korktuğunu söyleyen Ayşe, her an her şeyin olabileceği hissiyle yaşadığını dile getiriyor: “Çünkü işçiyi yoksul, zengini daha zengin eden bir düzen var. Ne kendim için ne de çocuğum için bir gelecek hayal edebiliyorum.”

Savaş ihtimali Ayşe için soyut bir gündem değil. Savaşın en çok işçileri vurduğunu, bunun defalarca yaşandığını hatırlatıyor. Ocakların söneceğini, ölenlerin yine yoksullar olacağını söylüyor. Bu nedenle iktidara güvenmediğini açıkça dile getiriyor: “Bu ülkeyi zenginlerin çıkarına yöneten, işçiyi açlığa mahkum eden bir hükümete güvenmiyorum. Kendi çıkarları için bu halkı savaşa da sürükler, sefalete de.”

Ayşe’nin anlattığı bu korku hali, yalnızca metal işçilerine özgü değil. Bir gıda fabrikasında çalışan başka bir kadın işçi de savaş ihtimalinin gündelik hayatın bir parçası haline geldiğini anlatırken, bunun etkisinin şimdiden ekonomide hissedildiğini vurguluyor.

“Elbette savaş olsun istemem, bu savaşların Türkiye’ye yansımasını da istemem” diyen gıda işçisi kadın, bir savaş durumunda iktidarın ülkeyi savunacağını iddia ettiğini ama bedelin kimlere ödetildiğini bildiğini ekliyor:

“Bir ülkedeki savaş yine biz işçileri etkiliyor, ekonomimizi etkiliyor. Maaşımdan üç kuruş ayırabildiğimle altın almaya çalışıyorum. Geleceğimi göremediğim için kendimce birikim yapmaya çabalıyorum. Ama uzak ülkelerdeki savaşlar, altın fiyatlarının artmasına sebep oluyorsa kendi ülkemde bir savaş olsa ne yaparız bilmiyorum.”

Savaşın sadece cephede olmadığını dile getiren kadın işçi hayat pahalılığıyla bunun sonuçlarını yaşadıklarını söylüyor: “Ekonomik kriz olarak payını alıyoruz zaten.”

Dünyayı takip edememek bir tercih değil

İran ve Venezuela’da yaşananlara dair konuşuyoruz Ayşe ile. Yaşananları yalnızca haberlerden gördüğünü, detaylarını bilmediğini anlatıyor. Bildiği tek şeyin değişmediğini vurguluyor: “Bu işlerden yine kadınlar, emekçiler, çocuklar zarar görüyordur.”

Ayşe, dünyadaki gelişmeleri takip edememesinin nedenini yaşadığı hayatla açıklıyor: “Evime ekmek götürebilecek miyim, faturayı ödeyebilecek miyim, çocuğuma ayakkabı alabilecek miyim… Bunları düşünüyorum.”

Fabrikadaki ağır çalışma koşullarının, ev içi yükün ve sürekli artan geçim derdinin dünyaya bakmaya alan bırakmadığını söylüyor. Bazen bilerek haberleri açmadığını da ekliyor: “Ne zaman baksam katliamlar, savaşlar. Yaşamın kendisi bu kadar zorken bunları görmek insanı daha da geri çekiyor.”

‘Bizim bizden başka kimsemiz yok’

Yoksulluğun sınır tanımadığını biliyor Ayşe. Market alışverişini örnek veriyor: “Geçen ay aldığım şeylere bugün iki katı para ödüyorum. Altın alamıyorsam, ekmek alamıyorsam bu sadece benim meselem değil. Kilometrelerce uzaktaki emekçi kardeşimin de meselesi.”

Ayşe, İran’da da Türkiye’de de yaşananın aynı olduğunu düşünüyor: “İnsanları acımasızca sömürüyorlar.” İran’daki emekçilerin ve kadınların “ekmek ve özgürlük” mücadelesini desteklediğini söylüyor: “O mücadelenin bize de güç vermesini isterim.”

Sohbet ilerledikçe, kaçınılmaz olarak “Ne yapmalı” sorusuna geliyoruz. Ayşe, başta çözümü sandıkta ve siyasette aradığını söylüyor. Sonra durup düşünüyor ve gülerek ekliyor: “Gelen kahramanları da içeri tıktılar.” Gülüş kısa sürüyor ve ekliyor: “Bizim bizden başka kimsemiz yok.”

Bir araya gelmekten başka çare olmadığını ama bunun da kolay olmadığını söylüyor. Yine de o korku duvarlarının bir gün yıkılacağını düşünüyor: “Belki İran halkının mücadelesiyle, belki bir fabrikada başlayan bir grevle… Ama elbet yıkılacak.”

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Bosna’dan Suriye’ye uzanan bir savaş suçu

Yıllar evvel Saraybosna’da yaşananlar bugün burnumuzun dibinde, Suriye’de yaşanıyor. Kadınlar ‘insani’ yardım karşılığında sekse zorlanıyor. Hem de kendilerine yardım için giden görevliler tarafından!

Savaş ve yoksulluk şiddeti artırıyor

25 Kasım günü, Mirabel Kardeşleri yaşatmanın en güzel örneği olarak, İran halkının şeriat rejimine karşı, kadınların özgürlük mücadelesiyle dayanışma bayrağını yükseltelim!

İran’daki mücadeleye Roja Kolektifinden notlar

‘Bugün İran için hassas ve belirleyici bir andır; özgürlükçü siyasetin yeniden tanımlanmasında rol oynayabileceği veya tam tersinesiyasi tıkanıklığın devamına katkıda bulunabileceği bir an.’


Editörden