Bu kimin çelişkisi?
Soluğumuzu kesenlerin yalanlarına karşı 'ne çocuklar cani ne de LGBTİ’ler sapkın' deme cesaretini gösterebilecek miyiz? Bizim çelişkilerimizi, çıkmazlarımızı yolunu bulabilecek miyiz, asıl soru bu.

12. yargı paketi -tıpkı önceki paketler gibi- kendi gelmeden, basına düştü. Paket, içerisinde kaç madde olacağı, hangi konuların düzenleneceği gibi pek çok başlık altında tartışılıyor. Anayasa Mahkemesinin nafakayı sınırlayan iptal kararının ardından, 6. yargı paketinden bu yana gündemde tutulan nafaka düzenlemesinin yeni pakette yer alacağını Bakan Gürlek söyledi. Bunun dışında konuşulanlar ise son yıllarda her pakette gündeme gelen; trans bireylerin cinsiyet uyum sürecinin yaş sınırının üste çekilmesi, çocukların cezalarının arttırılması, IBAN mağdurlarına yeni suç tipi ve sosyal medya ile TV programlarına yeni sınırlamalar.

Bir ‘terslik’ var

Henüz ne maddeleri gördük ne de gerekçeyi. Ancak basına servis edilen ve iktidar zihniyetinin zuhur ettiği Meclis komisyonu tartışmalarından yola çıkarak birtakım yorumlar yapmak mümkün. Bu açıdan, aynı kanun paketi içinde yer aldığı söylenen iki maddeye ve politikalarına yakından bakınca, bir “terslik” olduğu göze çarpıyor.

Bu maddelerden ilki, transların cinsiyet uyum süreçlerine ilişkin 18 yaş sınırının 25’e çıkartılmasına dair “kişinin psikolojik gelişimini tamamlaması gerektiği” savı. Bu bakış açısına göre kişiler kendi cinsel yönelimlerini, kimliklerini ancak 25 yaşına geldiğinde tam olarak anlayabilir ve bu sebeple de ancak bu yaşa geldiğinde bu konuda tam ve ehil olarak karar verebilir. Bir diğer madde ise 18 yaş altındakilerin, yani çocukların, işlediği suçlarda cezaların artırılmasına dönük bir yetişkin gibi ceza almasına dair savunu.

Çocukların suçlarına verilen ceza ve yaptırımların yönteminin nedenini ceza hukuku mantığı çok basit bir şekilde tartar: “yaptıklarının anlam ve sonuçlarını idrak edip edememe hali.” Bu nedenle, 18 yaşının altındakilerin bilişsel gelişimi tam olarak oturmadığı için otomatik olarak ceza sınırlamasına kanunla gidilir.

Çelişkiler her yerde

Buradaki çelişki, bilimsel tartışmaya dahi ihtiyaç duymadan, her insanın kolaylıkla fark edebileceği kadar yalın. Tıpkı İmamoğlu’nun diplomasının iptali sonrasında üniversite öğrencilerinin siyaset yapmasına laf edenlere karşı bir öğrencinin, “Eğer çocuklar fabrikalarda ölecek kadar büyük görülüyorsa, öğretmenlerinin hakkını arayacak kadar da büyüktür” sözleriyle ortaya koyduğu gibi.

İktidarın yasa yapmaktan yasa yakmaya kadar pek çok pratiği, aslında çelişkilerden ibaret. Günlük hayatta yasa yapım ve yargılama süreçleriyle rastladığımız “hukuk” çarkı; halkın ezilen kesimlerinin, işçinin, kadının, köylünün, Kürt’ün lehine işlemez. Hukuk ne toplumsal düzene ne de adalete hizmet eder. Zira bu yasaları yapanlar da uygulayanlar da ortak bir çıkarın savunucusudur ve ancak kendi çıkarlarına sıra gelince hukuk üstündür. Tam da bu yüzden “hukukun üstünlüğü” kavramı da tam bir illüzyondur. Bunun doğal sonucu olarak kadınların sıkıca sarıldığı mücadele neticesinde Gülistan Doku üzerinden bir “faili meçhul birimi” kurulması müjdesini, bakanlar yine “hukuk devletiyle” açıklar ancak cumartesi annelerinin on yıllardır süren direnişi ve zulmü ne hukuk ne de devlet nezdinde faili meçhuller açısından bir anlam ifade etmez.

Ya da kadınların evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanmasına dair maddeyi de Anayasa Mahkemesi iptal etse de bu konuda bir düzenleme hazırlanmaz ancak nafakayı sınırlama kararına koşarak el verilir.

Çocuk ve LGBTİ çıkmazı

Kapitalizmin bu kaçınılmaz çelişkisi, son yıllarda özellikle çocuk ve LGBTİ alanlarında kesişiyor. Çocuk koruma sistemine dair tüm bilimsel yöntemler yerle bir edilirken, bir taraftan din istismarcılarının çocuk istismarcısına dönüşmesinin yolu açılıyor; öte taraftan da çocuklar sokak ve iş yerlerinin denetimine bırakılıyor. Göstermelik eğitimler dışında hiçbir politika üretilmeyen bu yerde çocukların adım adım sürüklendiği suç ve şiddet bataklığının faturası ise internet ve LGBTİ’lere çıkartılıyor.

Çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesine dair Mecliste kurulan komisyonda uzman olarak dinlenen avukatından sosyal bilimcisine, doktorundan öğretmenine, cezaevi çalışanından internet kafe sahibine kadar herkes çocukların suça sürüklenmesinin sebebini aynı şekilde açıkladı: Yoksulluk, denetimsizlik, şiddet, eşitsizlik, okuldan kopuş, işçilik… AKP’lilerin çağırdığı uzmanlar içinden dahi LGBTİ’lerin bir “risk unsuru” olduğunu söyleyen çıkmadı. Yine aynı şekilde ceza arttırmanın bir yöntem olmadığını, bunun tam tersine suçu ve suçluluğu artıran bir uygulama olduğunu çok sayıda örnekle birlikte anlattılar. Ancak çıkan sonuç, cezaların artırılması. Çünkü kolayı bu: İşsizliği, yoksulluğu, şiddeti, okuldan kopmayı ve çocuklara dair her türlü sorunu görmezden gel; cezayı artır, bitsin.

Aynı dönemde Mecliste bir diğer komisyonda ise dijital dünyanın çocuklara verdiği zararlar yine sözüm ona tartışılıyordu. Burada da dijital dünyada çocukları gerçekten korumak gereken şiddet ve istismar ögeleri yerine LGBTİ’ler konuşuldu. İnternet üzerinden “cinsiyetsizlik özendirilmesi” gibi bir fikre secde ediliyordu. Tek bir bilimsel veri bulunamadığı için de Fırat Üniversitesinden bir araştırma görevlisinin, hiçbir veriye dayanmayan ve “Youtube üzerindeki yayınlar belki çocukları etkileyebilir” yazılı makalesi dayanak olarak gösteriliyordu. Onun sonucunda da çocuklara internet kısıtlaması getiren yasa maddesi Meclisten yine bir torbayla geçirildi.

Yalanlar ve yasaklar

Şimdi yine hiçbir araştırmaya dayanmadan çocuklar ve LGBTİ’ler için “Şimdi bu insanlar hangi yaşta olgunlaşmış sayılıyor?” şüphesine düşüren bu yeni düzenlemeler kapımızda. Gerçeği gizlemek için yalanlara sırtını yaslayan yasakların norm haline getirilmesine ilk kez rast gelmiyoruz. “Köpekler çocukları parçalıyor” deyip hayvanları katletmeye yol açanlar, “zeytinlikler taşınabilir” deyip verimli toprakları maden ve inşaat sahalarına kurban edenler elbette bu düzenlemelere bir kılıf bulacaktır. Ayağına dolandığı yerde de başka bir gerekçeye kendi gerçeğini uyduracaktır. Çelişkisini başka çelişkilerle gidermeye gayret ederken bir yandan da günbegün soluğumuzu kesenlerin yalanlarına karşı “ne çocuklar cani ne de LGBTİ’ler sapkın” deme cesaretini birlikte gösterebilecek miyiz? Bizim çelişkilerimizi, çıkmazlarımızı gidermenin yolunu bulabilecek miyiz? İşte bizim sorumuz da bu. 

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Söylemde "sıfır tolerans", pratikte korumasızlık

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu toplantısından konuşan Aile Bakanı, “şiddete 9 tolerans” dedi, İçişleri Bakanı 2 milyondan fazla kadının KADES’e ihbarda bulunduğunu açıkladı.

AYM’nin nafaka kararı kadınların eşitlik hakkına aykırı

'Boşanmak gibi son derece medeni bir talep nedeniyle her gün kadınların öldürüldüğü bir ülkede, ekonomik koşulların zayıflatılmasının kadınların medeni haklarının kısıtlanmasına neden olacağı açık.'

‘Suça sürüklenen çocuk’ tartışmalarında 10 soru 10 cevap

Çocukların yetişkin gibi yargılanması yasa değişikliği tartışması sürüyor. Bu yazıda, suça sürüklenen çocuklar meselesine dair 10 soruya, hak temelli 10 yanıtla ışık tutmaya çalıştık.


Editörden