Dergimizin ağustos sayısında ele alınan "tatil hakkı" tartışmasının yakıcı boyutlarından birini de ranta açılan parklar, sahiller ve mesire alanları oluşturuyor. Kamusal alanların gaspı; yalnızca bir çevre veya şehir planlama sorunu değil, tam merkezinde kadınların güvenliği, bütçesi ve yaşam hakkının durduğu politik bir mesele.
Rantın kıskacında kadınlar
Kentlerdeki kamusal alanlar, yalnızca fiziki yapılardan ya da yeşil dokudan ibaret değil, doğrudan ekonomik ve politik tercihlerle biçimlenir. Bir parkın veya sahilin kâr amacıyla değil, toplumsal ihtiyaçlar ve kamu yararı gözetilerek tasarlanması gerekir. Ancak günümüz kent politikaları, halkın ücretsiz ve nitelikli bir şekilde nefes alabileceği alanları adım adım daraltıyor.
Burayı iki örnekle kısaca açıklamak gerekirse; biri Ankara Gölbaşı sahil şerididir. Sahil, boylu boyunca özel kafe ve restoranlar tarafından kuşatılmış durumda. İşgal edilmemiş, ranta kurban gitmemiş küçücük alanlar ise tam anlamıyla kaderine terk edilmiş: aydınlatmasız, bakımsız ve güvensiz halde. Sistem, insanları ya para harcayacakları ticari mekanlara oturmaya mecbur bırakıyor ya da karanlık ve tekinsiz köşelere mahkum ediyor.
Benzer bir tablo İstanbul’da da karşımıza çıkıyor. İstanbul Planlama Ajansı (İPA) verilerine göre kıyıların yüzde 69’u erişilebilir görünse de bu alanlarda binden fazla özel işletme faaliyet gösteriyor. Kıyıda oturup deniz havası alabilmek için ya büyük bir şans eseri işletmenin işgal etmediği nadir bir boşluk bulacaksınız ya da kamusal bir hakkı deneyimlemek için cüzdanınızı açacaksınız.
Kadınların yaşamından kesitler
Sermaye odaklı şehir planlamasının faturası en ağır şekilde kadınlara kesiliyor. Bu durumu bir kadının günlük yaşam ritmine baktığımızda çok net görüyoruz:
Tüm günü ev içindeki angarya ile geçen bir kadın, çocuğunu biraz hava aldırmak ve kendisi de bir bankta soluklanmak için mahallesindeki parka gitmek istiyor. Ancak parasız oturabileceği çim alanlar bakımsız, çöplerle dolu ve kaldırımlar pusete uygun değil. Çocuğun oynayabileceği bakımlı oyun alanı ve oturacak temiz bank ise sadece parka bitişik özel kafenin müşterilerine ayrılmış durumda. Kadın iyi bir ihtimalle ya bir çay/kahve ücreti ödeyecek ya da eve geri dönmek zorunda kalacak.
İşyerinden mesai bitimi çıkan bir kadın işçi, duraktan evine uzanan birkaç yüz metrelik yolu yürürken derin bir tedirginlik yaşıyor. Çünkü rant odakları tarafından "kârlı görülmediği" için aydınlatması yapılmayan, sokak lambaları yanmayan yollardan geçmek zorunda.
Hafta sonu bir arkadaşıyla bir araya gelip oturmak isteyen genç kadınlar için sahil şeritleri ve mesire alanları Survivor parkuruna dönüşmüş durumda. İşletmelerin masalarını denize sıfır çektiği, çardakların parayla verildiği, göl kenarlarında sadece yürüyüş yolunun bulunduğu alanlarda paralı mekanların "Burada harcama yapmadan duramazsınız" uyarısıyla karşılaşıyorlar. Ücretsiz kalan tenha noktalara ise güvenlik ve bakımsızlık sorunu sebebi ile yaklaşılamıyor.
Karanlığa ve ticarete hapsedilen hayatlar
Yıllardır mahallelerimizde, sokaklarımızda başta kadınların en temel ve hayati taleplerinden biri "sokaklarımızda yeterli aydınlatma." Bu talep rant politikaları nedeniyle görmezden geliniyor. Kamusal alanlardaki aydınlatma yetersizliği ve günden güne tırmanan güvenlik sorunu, kadınların kentle kurduğu bağı kopartıyor. Bir kadının iş çıkışında, hafta sonu tatilinde ya da bir akşam nefes almak istediğinde karşı karşıya kaldığı tablo bu şekilde.
Sistem bizlere açıkça şunu söylüyor: "Eğer cebinde paran yoksa güvenli, temiz ve iyi bir alanda oturamazsın!" Kadınların güvenliği ve dinlenme hakkı, bir ürün haline getirilerek sermayenin insafına terk ediliyor.
Mücadeleyle aydınlatılacak sokaklar, bizim olan parklar
Kamusal alanların işgal edilmesi kadınların kent yaşamından, sosyal hayattan ve dinlenme hakkından tecrit edilmesi anlamına geliyor. Oysa tatil ve dinlenme hakkı da tıpkı güvenli bir kentte yaşama hakkı gibi pazarlık konusu edilemez bir temel haktır.
Rant hırsıyla ticarethaneye çevrilen parklarımızı, karanlığa terk edilen sokaklarımızı ve gasp edilen kıyılarımızı geri almak ise bizim elimizde.
Fotoğraf: Ayşenaz Bilgin- Pexels / Canva
İlgili haberler
Kadınların yaz tatili: Rota yeniden oluşturuluyor
Nereye gitsek bu yıl Bodrum’a, Antalya’ya mı yoksa İngiltere’ye mi? Ne güzel olurdu değil mi? Ama daha yaşadığımız il sınırları içinde bile hayalini kuramıyoruz. Memlekete gidip gelmek bile borçla…
İstanbul, İstanbul olalı hiç görmedi böyle rant
AKP’nin İstanbul Büyük Şehir Belediye adayı Murat Kurum’un karnesinde tek şey var: rant ve yıkım.
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye gerçeği: Kıyalara sermaye duvarı
Kullanılabilir kıyılarımızın yüzde 95’i işgal altındayken, emekçi kadınların denize girebileceği sahillerin birçoğu ise, şehir merkezinin uzağında, güvende hissetmesi zor...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























