Üniversiteli kadınlar ‘Ailem Güvende’ operasyonlarını değerlendirdi
Üniversiteli kadınlar, geçtiğimiz günlerde LGBTİ örgütlerini hedef alan ‘Ailem Güvende’ operasyonunu değerlendiriyor.
‘Bu düzene boyun eğmeyeceğiz’

İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümünden bir kadın öğrenci
Türkiye’de iktidar tarafından LGBTİ+ çatısı altında bulunan bireylerin temel yaşam haklarına yönelik itinayla yürütülen hukuksuz müdahaleler hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda da birçok kurum ve kuruluşa, hükümetin “aile on yılı” politikası kapsamında baskı uygulanmaya çalışıldı; sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi, mekanlara baskınlar düzenlendi ve LGBTİ+’ların kamusal alandaki varlığı sistematik biçimde hedef alındı.
Bu hukuksuz uygulamalar, yüz binlerce insanın varoluşuna yönelik düşmanca bir iradenin göstergesidir. İktidarın baskılayıcı, kısıtlayıcı ve tek tip bir yaşamı dayatan sözde çözüm politikaları karşısında, benim de mensubu olduğum LGBTİ+ topluluğunun her bir bireyi, her geçen gün büyüyen psikolojik şiddet, nefret söylemi ve dışlayıcı yaklaşımla mücadele ediyor. Açıkça söylemek gerekiyor: Bu insanların varlığına savaş açılıyor. Varlığımıza savaş açılıyor. AKP iktidarı, kendi çıkarları doğrultusunda elindeki tüm kurumlarla kendisine karşı çıkan, muhalefet eden her kesimi bastırmaya ve susturmaya çalışıyor. Yine iktidar yanlısı basın ve yayın kuruluşları da manşetlerde “LGBTİ’lere fon” başlıklarıyla bu saldırıları meşrulaştırmaya çalışıyor. Hatta bu operasyonlar kendini üniversitelerde de gösteriyor.
Artan kadın cinayetlerini, cinsel saldırıları ve her türlü yolsuzluğu görmezden gelen bu sistemin ikiyüzlü “adaleti”, insanlar yalnızca kimlikleriyle, bedenleriyle ve sevdikleriyle özgürce yaşamak istediğinde kendini göstermekte hiç gecikmiyor. “Aile” söylemi altında korunmaya çalışılan şeyin insanların güvenliği değil, toplum üzerinde kurulmak istenen tek tip yaşam düzeni olduğu her geçen gün daha açık hale geliyor.
Haklı öfkemizi, üzüntümüzü ve endişemizi bastırmaya çalışsalar da konuşmaya, görünür olmaya ve doğruları haykırmaya devam edeceğiz. Aşkı ve varoluşu kendi sığ ahlak anlayışları çerçevesinde insanların yatak odalarına indirgeyen bu düzene boyun eğmeyeceğiz. 
Çünkü bizim varlığımız tartışmaya açık bir politika meselesi değil; en temel yaşam hakkımızdır.
Direniş aşkın en derin biçimidir.
Biz direnmeye devam edeceğiz.

İstediklerimiz ayrıcalık değil, temel haklar

İstanbul Üniversitesi öğrencisi M.E. 
Geçtiğimiz günlerde birçok ildeki LGBTİ+ örgütlerine ve derneklerine yönelik saldırılar arttı. Adeta tüm güçleriyle hayatlarımızı baskı altına almaya, bizleri yok etmeye ve silmeye çalışıyorlar. Tüm operasyonların sebebini biliyoruz. Gün geçtikçe biz daha fazla ve kalabalık olarak meydanlardayız, LGBTİ+'lar olarak başta özgür bir yaşam olmak üzere geleceğimiz için mücadele ediyoruz. Gözaltılar, operasyonlar da bugün bize gösteriyor ki bizden çok korkuyorlar. 
Üniversite benim için yalnızca derslere girip çıktığım bir yer değil. Kendimi ifade edebildiğim, yalnız olmadığımı hissettiğim bir yer. Uzun süredir ise toplumsal cinsiyet üzerine çalışan kulüplerin, kadınların ve LGBTİ+ öğrencilerin bir araya geldiği alanların baskı altında tutulması, aslında üniversitenin nasıl bir yer haline getirilmek istendiğini de ne yazık ki gösteriyor. Ancak biz buralardan vazgeçmiyoruz. Trans bir kadın olarak kampüste ve adım attığım her yerde kimliğimi gizlemek zorunda kalmadan yaşamak, güvende hissetmek, kulüplerimizin ve topluluklarımızın faaliyetlerini özgürce sürdürebilmesini istiyorum. Bunlar bir ayrıcalık değil, en temel haklarımız.

‘Sorunlarımız temelde kesişiyor’

Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Selen
İktidar son yıllarda LGBTİ karşıtı propagandalarını ve baskılarını gittikçe artırdı; geçtiğimiz yıldan itibaren de "aile yılı" adı altında bu politikalar hız kazandı. Sadece LGBTİ bireyleri değil, kadınları da hedef alan bu yaklaşım, hepimizin güvenli yaşam hakkını elinden alıyor. En basitinden Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'ne yönelik baskılar, Manifest ve Mabel Matiz gibi sanatçılara açılan soruşturmalar bu durumun somut birer göstergesi. Kamuoyu yeterince tepki göstermedikçe durum daha katı bir hal alıyor ve iktidar sessizlikten güç bularak baskıyı daha da tırmandırıyor.
Bir kadın olarak güvende hissetmiyor oluşumuz, LGBTİ’lerle ortak bir noktada birleşiyor bence. Ancak gelinen noktada bizzat onların yaşam haklarına engel olunuyor. Çevremde LGBTİ olup içine kapanan ve iktidarın politikalarından dolayı bunalıma girip ülkeyi terk etmeyi bile düşünen çok fazla arkadaşım var. Eğer daha fazla ses çıkarmazsak toplumdan azınlıkları silmek ve görünmez kılmak için daha fazlasını yapacaklar.
Ülkedeki bu hapishaneye sıkışmış birçok LGBTİ var. Sorunlarımız birebir aynı olmasa da temelde kesişiyor; bu yüzden elimizden geldiğince bu mücadelede beraber yer almamız gerektiğini düşünüyorum. 

Bu aileyi korumak değil

Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik Bölümü öğrencisi
Burada mesele gerçekten aileyi korumaktan çok, insanların kimliğini ve yaşam biçimini kabul etmemeye dönüşüyor. Kadınlar ve LGBT’ler yalnızlaştırılıyor. Temel hakları ihlal edilerek toplumdan uzaklaştırılıyor ve insanın kendi varoluşunu ifade etmesi bile sansürlenmeye çalışılıyor. Umarım bir gün birilerini yok saymanın ya da susturmanın aileyi korumak olmadığını, aksine toplumu daha da böldüğünü görürler.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül


Editörden