“Anadolu’nun bir köşesinde dünyaya geldim. Hikayemin nerede başladığının nasıl bir önemi vardı bilmiyorum. Doğduğum yerde yaş fark etmeksizin cinsiyetin önemi vardı, bunu biliyordum. Hatırlayabileceğim en eski anı da annemin üzerine küçük bedenimi siper etmeye çalışarak sanki işe yarayacakmış gibi babamı durdurmaya çalışmam. Tanıdığım ilk renkler babamın bize uyguladığı şiddetten sonra gördüğümüz mor tonlarıydı. Okula başlayıncaya kadar olan anılarımın hepsi böyle devam ediyor. Okulu bir kurtuluş kapısı olarak hayal etmiştim. Başlayacağım zaman içimde bir sevinç o çukurdan annemi de kendimi de kurtarma ümidiyle tutuşurken... Bir darbe daha yemiştim ama. Bu darbe bütün hayallerimi paramparça ettiği için diğerinden daha çok canımı yakmıştı.
Babamın her geldiğinde nefesinden bile hissedilebilen o alkolün parası, yıllardır borçmuş. Niyeti içtiği yerin sahibinin oğluna beni verip ömür boyu daha rahat içebilmekmiş. Evden bir boğaz eksilmesinin yanında bir de üzerine istediği kadar içebilecek olduğunu düşünmesi, onu bu fikre daha da yakınlaştırmıştı.
Fazla umutlanmamam gerektiğine, hareketlerime dikkat etmem gerektiğine dair net şekilde uyarılmıştım. Adeta bir mal gibi satılmıştım. Dünyanın başına yıkılması böyle bir şey olsa gerekti. Annem beni bir köşeye çekip sadece okumama bakmamı ve babamın belli bir yere kadar istese de istemese de beni okutmak zorunda olduğunu söylediğinde içime su serpilmişti. Ama kendime olan inancım yok olmaya yüz tutmuş bir durumda, boynum bükük okuluma başlamıştım.
Liseye kadar sınıfı birincilikle bitirmemden sonra lisede okul birincisi olarak devam ettim. Öğretmenlerim benim geleceğim adına büyük hayaller kuruyorlardı. O kadar umutla konuşuyorlardı ki ben bile o evden kurtulabileceğime günden güne daha çok inanıyordum. Son sınıftayken bütün yaşadıklarımı bir kenara atarak daha da çalışmaya başladım. Hatta bu umut, her gece içerek eve gelip beni döven babamı bile unutmamı sağlamıştı. Sınav gününe iki hafta kala nişanlanacağımı öğrendim. Öğrenir öğrenmez anneme koşup engel olmasını isteyecektim ki annemi şiddete uğramış biçimde buldum. Onca yarasına rağmen benim için sonucu değiştiremediği için ağlayıp tekrar denemek için kalkmaya çalıştığında kaderimi kabullendim daha da fazla zarar görmemesi için. Nişan günümde tanıştım hayatımın ışığını çalan insanlarla. Babamın ikizi gibiydi; aynı aşağılama, aynı bakış... O gün her şeyin annemin yaşadıklarıyla aynı olacağını hissetmiştim. Sınav günü düğün oldu, düğünüm demek içimden gelmiyor. İnsanın kendini celladına teslim ederken bunu kutlayıp sahiplenmesi ne kadar mantıklı.
Evliliğin ilk haftasından babamı aratmayacak kadar dayak yemiştim, babamın bıraktığı morluklar daha geçmeden yenileri ekleniyordu. Bir de üzerine dayak yediğim anlaşılmasın diye evden çıkartmıyordu. İnsan bir şekilde alışıyordu da en ağır gelen anneme gidememekti. Annemin ölüm haberini almıştım, kelimenin tam anlamıyla yıkılmıştım. O bir evde öldüresiye dövülüyordu ben bir evde ve evlilikten sonra bir kere olsun görememiştim. Birkaç gün sonra bir cana yuva olduğumu öğrendim. O, acımda tutunacak bir dal oldu. Hele ki kız olduğunu öğrendiğimde dünyalar benim oldu. O adam kız olduğu öğrendiğinde daha da şiddetli vurmaya çalıştı ama bu sefer izin vermedim. Çünkü artık bir anneydim, kızımı korumalıydım. Korudum da zaten. O kadar içmişti ayakta duracak hali yoktu, benim onu itmemle düşüp sızması bir oldu.
Beni artık oraya bağlayan hiçbir şey olmadığını fark edince var gücümle kaçtım. Uzaklaştıkça ferahladım, özgürleştiğimi hissettim ve en güzeli ise aldığım nefesi hissedebiliyor olmamdı. Koşabildiğim kadar koşup yetiştiğim ilk karakolda olanları anlatıp yardım istedim. Bir sığınmaevine yerleştirildim. Orada başladım sınava tekrar çalışmaya ve fark ettim ki onca olana rağmen bilgilerim benimleydi. Kızım doğmadan önce sınava girdim, sınav açıklanıncaya kadar kızım doğmuştu. Sınav açıklandığında kızım kucağımda sonuç ekranına bakarken kazandığımı gördüm. Bana mucizeler getiren kızıma sarıldım ve artık iki kişilik savaştım...”
Hayal ürünüdür desem mi daha mutlu olursunuz değil desem mi? Hangisini tercih edersiniz bilmem. Aslında gerçek bir hayat hikayesinden alınmadı bu hikaye. Ama bunu ve bunun başka şekillerini yaşayan birden fazla kadın varken bu hikaye bir hayal ürünüdür demek mantıklı mı? Hiçbir kadının ve hatta hiçbir canın canına zarar gelmeyen bir dünyada yaşamamız dileğiyle...
Görsel: Canva pro yapay zeka
İlgili haberler
GÜNÜN ÖYKÜSÜ: 13
Kulağına söylenmişti, bir gün bunun başına geleceği. Büyüdüğüne hem seviniyor hem de korkuyordu; lekelenen iç donuna bakarken. Koşar adım karlı avluyu geçti. “Ben kirlendim” dedi.
GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Yıldızlarda kaldı yüreğim
Adamlar duymazdı bu köyde kadınların sesini. Dağdaki kurtlar acı acı uludular, ağaçlar yapraklarını eğdi utancından, rüzgar aldı Seher’in sesini götürdü en kuytu yerlere insanlar duysun diye. Kadınlar
GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Acı Bir Söz-Cük-Tür
Sennur Sezer 2017 Emek-Direniş Öykü ve Şiir Ödülleri’nde öykü dalında birinci olan bu öykü, bir kıymık gibi batıyor insanın yüreğine. Eline sağlık Şeyma Koç...
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























