Geçtiğimiz hafta (22-23 Mart 2026) İtalya'da gerçekleşen ve Başbakan Giorgia Meloni'nin iktidara geldiğinden bu yana ilk büyük siyasi yenilgisini aldığı referandum Avrupa’da yükselen aşırı sağ için de parmak sallayan bir nitelik taşıyor. Seçmenlerin yüzde 53,7'si reformu reddederken, "Evet" oyları yüzde 46,2'de kaldı. Özellikle 18-34 yaş arası genç seçmenlerin yüzde 60'ından fazlasının "Hayır" demesi dikkat çekiciydi. Dünyadaki sıcak savaş gündeminde bu tablonun gölgede kalmaması önemli bir yerde de duruyor.
Öncelikle referandum ve etrafında oluşan tartışmaları hatırlayalım. Meloni hükümetinin parlamentoda üçte iki çoğunluğu sağlayamadığı için anayasa gereği halk oylamasına götürdüğü bu yargı reformunun temelinde, yargıçlar ve savcıların iş alanlarının kesin olarak ayrılması yatıyordu. Mevcut İtalyan sisteminde yargıçlar savcı, savcılar da yargıç olabiliyordu. Yeni tasarı bu mesleki geçişi tamamen engellemeyi hedefliyordu.
Bu vesileyle Yüksek Yargı Konseyi'nin (CSM) Bölünmesi de gündemdeydi. Yani disiplin ve atama organı olan mevcut konseyin, savcılar ve yargıçlar için iki ayrı bağımsız yapıya bölünmesi planlanıyordu. Hükümet, bu reformun adaletin sağlanmasını “hızlandıracağını” ve yargı bağımsızlığını artıracağını savunuyordu ancak yargının hükümet kontrolüne gireceği gerçeği perdeleniyordu. İtalya'da yargı, faşizm deneyiminden çıkarılan tarihsel derslerle, hükümetin baskısından tamamen bağımsız olacak şekilde katı bir anayasal güvence altına alınmıştı. Meloni'nin aşırı sağcı koalisyonu açısından bu durum, yürütmenin "elini kolunu bağlayan" bir noktaya evrilmişti. Örneğin Meloni hükümeti özellikle göçmen karşıtı politikalar (örneğin Arnavutluk'taki göçmen merkezleri inşası) ve yeni güvenlik yasalarını hayata geçirirken sık sık mahkemelerin anayasal itirazlarıyla karşılaşıyordu.
İtalya Genel İş Konfederasyonu gibi sendikalara, çeşitli muhalif gruplara ve siyasi partilere göre bu hamle, yargının özerkliğini daraltarak savcıları dolaylı yoldan yürütme erkinin, yani siyasetin etkisine açık hale getirme girişimiydi. Referandum aslında yargının gücünü kırarak, başbakanın ve hükümetin gücünü tahkim etme projesinin (Premierato - başbakanın doğrudan seçilmesi) ilk yapıtaşıydı. Bu yargının bağımsız olması noktasındaki önemi de gösteriyor.
Bu değişiklik kabul edilseydi, güç tahakkümünün ayaklarını oluşturacak bu çerçeve tüm kesimleri etkileyecekti. İşçi ve emekçiler açısından hak gasbları, iş cinayetleri, sendikal hak ihlalleri ve haksız işten çıkarmalar gibi davalarda savcıların hükümetten veya yerel güç odaklarından bağımsız hareket edememesi durumunda, işçilerin mahkeme salonlarında sermayeye- hükümet ittifakına karşı baş başa bırakılacaktı. İşçi sendikaları bu süreçte Meloni hükümetinin grevleri zorla durdurma (precettazione) girişimlerine karşı bugüne kadar idari mahkemelerin işçiler lehine verdiği kararlarını hatırlatıyordu. İşçi örgütleri grev hakkının fiilen kullanılamaz hale geleceği konusunda aydınlatma faaliyeti yürütüyordu.
Kadınlardan faşizme karşı örgütlü mücadele
Şimdi gelelim kadınlara. Veri analiz şirketi YouTrend'in referandum raporuna göre, "Hayır" oylarını sırtlayan en büyük kitle yüzde 55 gibi net bir oranla kadınlar oldu. Yani Meloni'yi sandıkta asıl yenenler kadınlardı.
Meloni'nin ve aşırı sağ İtalya'nın Kardeşleri (FdI) partisinin siyasi omurgasını "Tanrı, Vatan ve Aile" sloganı oluşturuyor. Meloni’nin başkanlığından bu yana “geleneksel aile” propagandası ve bunun etrafında atılan politik adımlar kadınların bu referanduma karşı harekete geçirdi.
Örneğin Meloni hükümeti 194 sayılı yasayı (kürtaj hakkı) doğrudan kaldırmak yerine, onu fiilen uygulanamaz hale getirme stratejisi izliyor. Kadınlar için en büyük kırılma noktalarından biri, Nisan 2024'te hükümetin AB pandemi kurtarma fonu (PNRR) yasasına eklediği bir maddeydi. Bu madde, kürtaj karşıtı derneklerin doğrudan kadın sağlığı ve aile planlaması merkezlerine (Consultori) girmesine ve kadınları kürtajdan vazgeçirmeleri için fonlanmasına olanak tanıdı.
Veya kadına yönelik şiddetle mücadele eden sığınma evlerinin özerk yapıları hedef alındı ve devlet fonları daha çok "aile bütünlüğünü korumayı" hedefleyen kurumlara kaydırıldı. 2025 ve 2026 bütçelerinde kamu kreşlerine ve yerel yönetimlerin yaşlı bakım fonlarına ayrılan paylar eridi. Özel kreşlere veya bakıcılara para ödeyecek gücü olmayan işçi kadınlar, çocuklarına veya yaşlı ebeveynlerine bakmak için işi bırakmak ya da yarı zamanlı ve güvencesiz işlere geçmek zorunda kaldı. Kadın örgütleri referandum sürecini kadın karşıtı politikalar ve medeni haklara yapılan saldırıların kalıcılaşması üzerinden şekillenen tartışmalarla şekillendirdi.
İtalya’da 8 Mart 2026, Meloni hükümetinin yargı reformuna karşı sokağın verdiği en net yanıt oldu. Referanduma sadece iki hafta kala gerçekleşen grev ve yürüyüş dalgası, ülkedeki çeşitli kesimleri "Hayır" oyu etrafında kenetleyen bir güne dönüştü.
"Haklarımız İçin Bağımsız Yargı, Bedenimiz İçin Referanduma Hayır" sloganı 8 Mart’ta öne çıkarken kadınlar, "Tanrı, Vatan ve Aile" ideolojisiyle üzerlerine çöken, kamu kreşlerinin ve yaşlı bakım fonlarının kesilmesiyle tüm bakım yükünü kendi sırtlarına yıkan Meloni hükümetine karşı, ellerindeki son yasal kalkan olan bağımsız mahkemeleri teslim etmemekte kararlıydı. Kürtaj kliniklerine (consultori) "yaşam savunucusu" adı altında yerleştirilen iktidar destekli grupların baskılarına karşı, siyasallaşmış bir yargının kadınları korumayacağı gerçeği meydanlarda en gür sesle dile getirildi.
İşçi kadınlar hesap sordu
Eylemlerin en çarpıcı yanı, mücadelenin sembolik şehir meydanlarından çıkıp doğrudan sömürünün yaşandığı üretim alanlarına taşınmasıydı. Temel İşçi Sendikası (USB) ve Cobas Sektörlerarası İşçi Sendikası (SI Cobas) gibi sendikaların ilan ettiği genel grevle birlikte, sabahın ilk saatlerinde Amazon gibi e-ticaret devlerinin depoları ve taşeronlaşmanın zirve yaptığı devlet hastanelerinin önleri işçi kadınların kurduğu grev çadırlarıyla dolmuştu.
İtalya'da özellikle güney bölgelerinde kadınlara işe girerken zorla imzalattırılan ve hamile kaldıklarında onları anında işten atmak için kullanılan tarihsiz istifa dilekçeleri, yürüyüşler sırasında sembolik olarak ateşe verildi. "Krizinizin bedelini biz ödemeyeceğiz!" sloganlarıyla yürüyen kadınlar, öfkelerini doğrudan sermayenin merkezine yönelterek patronlar sendikası İtalyan Sanayi Genel Konfederasyonu (Confindustria) binalarını kuşattı ve güvencesizliğin asıl sorumlularından hesap sordu.
İtalya'da tarihi an!
Günün ilerleyen saatlerinde Milano, Roma ve Napoli'deki devasa kortejlerin rotası, doğrudan "Palazzo di Giustizia"lara (Adliye Sarayları) çevrildi. Adliye binalarının önünde toplanan sosyalist partiler ve komünist gençlik örgütleri, Meloni'nin yargı paketini "Reform maskeli faşizm" olarak nitelendirdi. Kalabalıklar, "Meloni hükümetine ve onun sınıf yargısına karşı!" sloganlarıyla adliye duvarlarını çınlatırken yürütmeye bağlanmış bir savcılık kurumunun kadın cinayetlerini, iş yeri tacizlerini ve patronların işçi kıyımlarını sümen altı edeceği gerçeğini kitlelere anlattı. Militarizme ve NATO bütçelerine ayrılan milyarlarca euronun, kapatılan kadın sığınma evlerinden çalındığını vurgulayan anti-emperyalist dövizler ve Filistin bayrakları da bu sınıfsal itirazın ayrılmaz bir parçasıydı. Sonuç olarak 8 Mart meydanları; işçi kadınların, feministlerin ve sosyalistlerin birleşerek, sadece iki hafta sonra sandıkta Meloni'ye ilk büyük hezimetini yaşatacak o sarsılmaz "Hayır" blokunu çelikleştirdiği tarihi bir kırılma anı olarak kayıtlara geçti.
Fotoğraf: Public domain
İlgili haberler
Meloni itiraz etti G7 bildirgesinden 'kürtaj' çıkarıldı
G7 toplantısında 'kürtaj' tartışması yaşandı. Aşırı sağcı İtalyan lider Meloni’nin itirazı üzerine G7 bildirgesinden 'güvenli ve yasal kürtaj' ifadesi çıkarıldı.
İtalya’da yeni yasayla kürtaj isteyen kadınlara psikolojik baskı artacak
İtalya'da hükümet Temsilciler Meclisi'nden onay aldığı torba yasada kürtaj danışma kliniklerine kürtaj karşıtı derneklerin girişine izin veriyor. Yasa değişikliği Senatoda.
İtalya’da bir hakim '10 saniyeden kısa sürdüğü için' tacizi akladı
Cinsel tacize uğrayan öğrenci 'Hem okul hem de adalet sistemi tarafından iki kat ihanete uğramış hissediyorum' dedi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN

























