Taliban’ın ceza yönetmeliği karanlığın imzacısı
Yakın zamanda Taliban Mahkemeleri Ceza Yönetmeliğine (Usulnamesi) kadınları ve çocukları doğrudan hedef alan, şiddeti meşrulaştıran bir biçimde yayımlandı. Taliban’ın ceza yönetmeliği neleri içeriyor?

Afganistan özelinde çalışma sürdüren Ravadari İnsan Hakları Örgütü, yakın zamanda Taliban Mahkemeleri Ceza Yönetmeliğine (Usulnamesi) ulaştı ve bunun tamamını sitesinde yayımladı. Bu belge, Taliban lideri Molla Hibatullah tarafından imzalandıktan sonra, yargı kurumlarında uygulanmak üzere vilayetlere gönderdiği anlaşılıyor. Söz konusu yönetmelik üç bölüm, on başlık ve 119 maddeden oluşuyor. Yönetmelik özellikle “golam” yani köle kavramını ve kadınlara, çocuklara yönelik şiddeti meşrulaştırıyor.

Yönetmeliğin içeriği çeşitli insan hakları örgütleri tarafından “son derece endişe verici” bulundu. Bu belgeye göre dini azınlıklara yönelik ayrımcılık ve bireylerin temel özgürlüklerinin bastırılması (insan onurunun ihlali, ifade ve düşünce özgürlüğünün ihlali, keyfi tutuklama ve cezalandırma dahil) Afganistan’da yasallaşmış durumda.

Bu belge; kanun önünde eşitlik ilkesi, suç ve cezanın şahsiliği ilkesi, masumiyet karinesi, işkence yasağı, keyfi tutuklamadan korunma, susma hakkı ve etkin savunma hakkı dahil olmak üzere adil yargılanmanın temel yargılama haklarının ortadan kaldırıldığını gösteriyor. Öyle ki, yönetmeliğin hiçbir bölümünde avukata erişim hakkı, susma hakkı ve tazminat hakkı tanınmamış; adil bir yargılamanın asgari gereklilikleri garanti alınmamış durumda.

Keyfi tutuklama ve cezalandırmanın artması

2. maddenin 11. bendinde, "bağiyi” (asi/isyankar) "fesada çalışan" (sa'yi bi'l-fesad) olarak tanımlayarak, "Bunların zararı geneldir ve öldürülmeden ıslah olmazlar" hükmü açıkça belirtiliyor. Bu hüküm, yargı kurumlarına ve diğer Taliban idarelerine; muhalifleri, eleştirmenleri ve insan hakları savunucularını bu başlık altında, savunma hakkı ve adil yargılanma güvencesi olmaksızın öldürme konusunda geniş ve tehlikeli bir yetki veriyor.

Buna ek olarak, 4. maddenin 6. bendinde, her Müslümanın "günahkâr kişileri günah işlerken gördüğünde, onları cezalandırmaya yetkili olduğu" belirtilmiştir. Bu durum, sivillere, ahlak polislerine/memurlarına ve Taliban yanlısı din adamlarına başkalarını cezalandırma yetkisi veriyor.

Bu belgenin 59. maddesi, "dans etmeyi" ve "dansı izlemeyi", bu kavrama dair herhangi bir açık, kesin ve yasal tanım sunmaksızın suç sayıyor. Böylece yargı makamlarına kişilerin özgürlüğünü ve güvenliğini keyfi olarak ellerinden alma yetkisi veriyor.

Ayrıca söz konusu yönetmeliğin 13. maddesi, genel bir ifadeyle ve gerekli açıklamaları yapmaksızın "fesat mekanlarının" yıkılmasına değiniyor. "Fesat" kavramının genel yorumuna dayanarak bu hüküm, berberler ve kuaförler gibi mekanların yıkılmasına kadar genişletilebilir ve mülk sahiplerini kişisel sorumlulukları ispatlanmadan cezalandırabilir. Hatırlarsanız, Taliban tekrar Afganistan’ı ele geçirdikten sonra ilk olarak kadın kuaförlerini yasaklamıştı.

Aynı şekilde 40. maddeye göre, her kim "fesat meclisinde" -fesadın ne olduğu açıklanmaksızın- iradesi dışında bile olsa bulunursa, fesat eylemine ortak sayılır ve cezayı hak eder. Hukukçular, bu hükmün de suç ve cezanın şahsiliği ilkesi ve masumiyet karinesiyle çeliştiğini savunuyor. Çünkü bu maddeye göre kasıt, bilgi ve kişinin rolü ispatlanmadan cezai sorumluluk kişiye yükleniyor.

İnsanların "özgür" ve "köle" olarak ayrılması

Taliban Mahkemeleri Ceza Yönetmeliğinin 9. maddesi toplumu fiilen dört kategoriye ayırıyor: "Alimler", "Eşraf" (Soylular), "Orta Sınıf" ve "Alt Sınıf". Bu maddeye göre, aynı suçun işlenmesi durumunda cezanın türü ve şiddeti, işlenen suçun niteliğine göre değil; failin sosyal statüsüne göre belirlenecek. Örneğin, bir suç bir din alimi tarafından işlenirse sadece tavsiye ile, eşraf sınıfından biri tarafından işlenirse mahkemeye çağırma ve tavsiye ile yetinilir. Ancak aynı suç orta sınıfa mensup kişilerce işlenirse hapis cezası verilir; toplumun alt sınıfına mensup kişilerce işlenirse hapis cezasına ek olarak bedeni cezaya (dayak/kırbaç) da çarptırılır.

Buna ek olarak, söz konusu yönetmelik birçok bölümde "gulam" (köle/oğlan) kelimesini kullanarak köleliğe de meşruiyet kazandırıyor. Nitekim 15. maddede şöyle deniliyor: "Hakkında 'had' belirlenmemiş her türlü cinayette tazir (cezalandırma) hükmü verilir; suçlu ister özgür olsun ister köle (gulam)..." Aynı şekilde 4. maddenin 5. bendinde, "had" cezasının infazının "İmam" tarafından, "tazir cezasının" infazının ise "koca" ve "efendi" (badar/sahip) tarafından yapılabileceği belirtilmiştir.

Kişilerin özgür ve köle olarak nitelendirilmesi ve bu yönetmelikte "gulam" kelimesinin açıkça zikredilmesi, dünyada tamamen yasaklanmış “köleliğin” bu metinde tanınması anlamına gelir ki bu, eşitlik ilkesi, insan onuru ve insan haklarının tümüne aykırıdır.

Fiziki cezalar artıyor

18. maddede ve diğer maddelerde, kırbaç cezası çok geniş bir şekilde ve net sınırlamalar olmaksızın öngörülüyor. Hukukçular bu maddeye ilişkin şöyle yorumda bulunuyor: “Bu ceza, özellikle başkaları yanında infaz edildiğinde, insan onuru ilkesiyle ve işkence ile zalimane cezanın mutlak yasağıyla çelişen aşağılayıcı muamele kapsamına girer. Kanunda bu tür cezaların yaygınlaşması, Taliban yargı sisteminde sistematik şiddet uygulanması ve insan hakları değerlerine aykırı davranışların kurumsallaşması riskini ciddi şekilde artırmaktadır.”

Taliban'a muhalefet ve eleştirinin suç sayılıyor

19. maddede, bir kişi Taliban lideri tarafından yasaklanmış olan bir eylemi yaparsa veya "mubah (izin verilmiş) işlere" yönelik eleştiri ve itirazda bulunursa, suçlu sayılır ve cezayı hak eder deniliyor. Buradaki temel endişe, bu hükmün genel olmasıdır; bu durum egemen makamlara sınırsız yetkiler ve suistimal imkanı sağlıyor. Çünkü geçmiş yılların tecrübeleri göstermektedir ki Taliban'a göre kadınların eğitimi yasağı da "mubah işler" kapsamında (onların yetkisindedir) ve şimdi bu yönetmeliğe göre, bu durumu eleştirmenin cezası yasal hale getiriliyor. Bu hüküm, ifade ve düşünce özgürlüğü hakkını doğrudan ihlal ediyor ve vatandaşların Taliban politikalarına yönelik görüşlerini ifade etmeleri nedeniyle keyfi kovuşturma, tutuklama ve cezalandırılmalarına zemin hazırlıyor.

Ayrıca, söz konusu belgenin 23. maddesinin ikinci bendi şöyle hükmetmektedir: "Taliban liderlerine hakaret edenler" 20 kırbaç ve altı ay hapis cezasına çarptırılacaktır. Bu madde, Taliban hakimlerine muhalif ve eleştirel görüşleri bastırmak için geniş ve sınırsız yetkiler veriyor.

Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetin kurumsallaşması

Bu belgenin 30. maddesi, öğretmenler tarafından çocuklara yönelik fiziksel şiddetin sadece "kemik kırılması", "derinin yırtılması" veya "vücudun morarması" ile sonuçlanan bazı biçimlerini yasaklıyor; diğer fiziksel şiddet, psikolojik şiddet ve cinsel şiddet biçimleri açıkça yasaklanmıyor. Dolayısıyla, Taliban Mahkemeleri Ceza Yönetmeliği, çocuklara yönelik şiddeti yasaklamak yerine; diğer taciz, kötü muamele ve cezalandırma biçimlerinin uygulanmasını dolaylı olarak meşrulaştırıyor. Bu, çocukların özel olarak korunması ilkesine aykırıdır.

Kadınlara yönelik şiddet konusunda 32. maddeye göre, koca karısına sopayla vurur ve bu eylem "yara veya vücut morarması" gibi şiddetli darp ve yaralamaya yol açarsa ve kadın bunu hakim nezdinde “ispat edebilirse”, koca ancak o zaman 15 gün hapis cezasına çarptırılacak. Buna karşın, kadınlara yönelik diğer fiziksel şiddet, psikolojik şiddet ve cinsel şiddet türleri açıkça yasaklanmamış, belgede yer almıyor.

Buna ek olarak, 4. maddenin 5. bendinde had ve tazir farkı hakkında, "had cezasının İmam tarafından", "tazir cezasının" ise "koca" ve "efendi" tarafından uygulanabileceği belirtilmiştir ki bu, kocanın aile içi şiddet uygulamasını doğrudan meşru kılıyor.

Ayrıca, 34. maddede, eğer bir kadın kocasının izni olmadan defalarca babasının veya diğer akrabalarının evine gider ve kocasının isteğine rağmen eve dönmezse, kadın ve onun kocasının evine gitmesine engel olan ailesinden veya akrabalarından herhangi birinin suçlu sayılacağı ve üç ay hapse mahkum edilecekleri bir hüküm yer alıyor. Bu hüküm, özellikle kocasının şiddet ve kötü muamelesinden babasının ve akrabalarının evine sığınan kadınları, daha fazla şiddet ve kötü muameleye maruz bırakmak anlamına geliyor.

Bu hükümlerin tamamı; kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet, taciz ve cinsel saldırıyı meşrulaştıran bir çerçeve çiziyor.

Fotoğraf: Pixabay

Yıllar içinde ne oldu?

Taliban’ın 2021 Ağustos’unda Afganistan’da yönetime el koymasının üzerinden geçen yıllar, Afgan kadınları mutlak karanlığa boğdu. 2026 yılına geldiğimizde, Afganistan’da kadınlar ve kız çocukları, dört duvar arasına hapsedilen bir yaşamın içinde soluk almaya çalışıyor. Adım adım hazırlanan o karanlık tabloyu hatırlayalım...

Eğitim ve geleceğe darbe

Kız çocuklarının eğitim hakkı, Taliban’ın ilk hedefiydi. Eylül 2021’de ortaokul ve liselerin kapıları kızlara kapandı. Ardından Aralık 2022’de üniversite eğitimi kadınlar için "yasak" ilan edildi. 2024’ün sonunda ise sağlık alanındaki son kapı olan tıp ve hemşirelik eğitimi de ellerinden alındı.

Sokaklar yasak, nefes almak suç

Kadınların kamusal alandaki varlığına tahammül edemeyen zihniyet, sokağı kadınlar için bir mayın tarlasına dönüştürdü.

Mahrem dayatması: Yanında erkek bir akrabası (mahrem) olmayan kadının seyahat etmesi, hatta pek çok yerde doktora gitmesi dahi yasaklandı.

Park ve sosyal alan yasağı: Kadınların parklara, spor salonlarına ve bahçelere girişi engellenerek, en temel nefes alma alanları ellerinden alındı.

Ekonomik şiddet ve ekmek kavgası

Kadınların iş hayatından tasfiye edilmesi, yoksulluğu kadınlar için bir kadere dönüştürdü. Kamu kurumlarından kovulan, STK’larda çalışmaları yasaklanan kadınlar, son olarak 2023’te güzellik salonlarının kapatılmasıyla büyük bir ekonomik darbe aldı. Binlerce kadın evine ekmek götüremez hale getirilirken, kadın emeği tamamen görünmez kılındı.

Sesin ve yüzün yasaklandığı "Erdem" yasası

2024 yılında yürürlüğe giren ve "Erdem Yasası" olarak adlandırılan düzenleme, ayrımcılığı yeni bir boyuta taşıdı. Bu yasayla birlikte:

· Kadınların yüzlerini tamamen örtmesi zorunlu oldu.

· Kadınların kamusal alanda yüksek sesle konuşması, şarkı söylemesi "avret" sayılarak yasaklandı.

· Kadınlar, kendi ülkelerinde sesi ve yüzü olmayan birer "gölgeye" dönüştürülmek istendi.

Şiddet ve halka açık cezalar

Bu yasaklara direnen kadınlar; kırbaçlanma, stadyumlarda halka açık infazlar ve keyfi tutuklamalarla karşı karşıya kaldı. Sokak ortasında "hicap" kontrolü adı altında yapılan tacizler ve gözaltılar, kadına yönelik şiddetin devlet eliyle yasalaşmış hali oldu.

Fotoğraf: Rawa.org

İlgili haberler
GÜNÜN KİTABI: 'Bir Zamanlar Afganistan'

Bu kitaptaki fotoğraflar, dünyada zaman ileri doğru akarken Afganistan'da geri akmış gibi hissettiriyor. İşte, 'Bir Zamanlar Afganistan'da hayat varmış' dedirten görüntüler...

Afganistanlı Devrimci Kadınlar Birliği: Bugün İran'da yaşananlar yarın Afganistan'da da yaşanmalı

50 yıldır Afganistan’da kadınların hakları için mücadele eden RAWA, Taliban’ın ülkeyi ele geçirmesinin ardından Afganistanlı kadınların mücadelelerinin boyutunu Ekmek ve Gül’e anlattı.

Afganistanlı kadınlardan uluslararası sessizliğe tepki

Kabil’de bir araya gelen kadınlar, Taliban’ın uygulamalarına karşı uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki gösterdi.


Editörden