Macaristan’da Viktor Orbán, 16 yıl süren iktidarını geçtiğimiz gün yapılan seçimlerde kaybetti. Rekor katılımla gerçekleşen seçimleri muhalefetin adayı Peter Magyar kazandı.
Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı, Macaristan’da “Hristiyan-muhafazakar değerlerin korunması” adı altında kadınlar ve LGBTİ’ler için oldukça kısıtlayıcı bir dönemi temsil ediyordu. Orbán’ın bu 16 yılda kadınlar ve LGBTİ’ler açısından izlediği politikaları ve yaşanan temel değişikliklerin bazılarını hatırlayalım.
Orbán dönemi, Macaristan'ın LGBTİ hakları konusunda AB içindeki en sert tutuma sahip ülkelerden biri haline gelmesine neden oldu. Orbán bu 16 yılda, devletin tüm aygıtlarını kullanarak "geleneksel aile" adı altında kadınlara hak gasplarını, eşitsizliği dayattı. Bu süreçte LGBTİ ve kadın örgütleri "ulusal değerlere tehdit" veya "yabancı ideolojilerin ajanı" gibi söylemlerle marjinalleştirildi.
LGBTİ’ler açısından,
2012'de yürürlüğe giren yeni anayasa ile evlilik, "bir erkek ve bir kadın arasındaki birlik" olarak tanımlandı. 2020'deki bir değişiklikle, eşcinsel çiftlerin evlat edinmesi fiilen imkansız hale getirildi; çünkü anayasaya "anne kadındır, baba erkektir" maddesi eklendi.
2020 yılında kabul edilen bir yasayla, transların kimlik belgelerindeki "doğumdaki cinsiyetlerini" değiştirmeleri yasaklandı. Bu, bireylerin beyan ettikleri kimlikle yaşama hakkını hukuken ellerinden aldı.
2021’de reşit olmayanlara “eşcinsellik veya cinsiyet değişikliği propagandası” yapılmasını yasaklayan bir kanun çıkarıldı. Bu yasa; okullardaki eğitim programlarından televizyon yayınlarına, hatta kitaplara kadar ciddi bir sansür mekanizması oluşturdu. Örneğin Dorottya Rédai’nin “Herkes İçin Masal” adlı çocuk kitabı, içerisinde LGBTİ karakterlerden bahsettiği için kitapçılara kapalı paketlerde satma zorunluluğu getirildi ve yüksek para cezaları kesildi.
Bu süreç beraberinde eylem yasakları ve en temel vatandaşlık haklarını da olumsuz etkiledi. 2025 yılında çıkarılan ek yasalarla Budapeşte Pride gibi etkinliklerin kamuya açık alanlarda yapılması kısıtlanmaya çalışıldı.
Kadın haklarının tırpandığı 16 yıl
Orbán dönemi, kadınlar açısından da birçok baskı ve hak kayıplarıyla sürdü. Orbán’ın 16 yıllık karnesi kadınlar açısından "demografi" ve "geleneksel aile" politikalarıyla noktalandı. Şiddet sarmalı ve kadınların aile içine hapsedilmesinin en belirgin örneklerinden biri İstanbul Sözleşmesi’nin kabul edilmemesiydi. Macaristan, kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’ni, metnin içinde geçen "toplumsal cinsiyet” tanımının "yıkıcı bir ideoloji" olduğunu savunarak onaylamayı reddetmişti.
Bu süreçte kadınlar genellikle "anne" rolleriyle kamusal alanda konumlandırıldı. Dört veya daha fazla çocuğu olan kadınların ömür boyu gelir vergisinden muaf tutulması, genç çiftlere çocuk yapma sözü karşılığında faizsiz krediler verilmesi gibi "Aile Koruma Eylem Planları" devreye sokuldu. Bunun bir yanı da kürtajın tamamen yasaklanmasa da, 2022'de "kalp atışı yasası" olarak bilinen bir düzenleme ile kadınların operasyon öncesinde fetüsün kalp atışlarını dinlemesi zorunlu hale getirildi; bu, kadın hakları savunucuları tarafından psikolojik bir baskı aracı olarak nitelendirildi.
Orbán dönemi bütün bu tabloya rağmen sona erdi. Macaristan’da açılan yeni sayfa ve kadınların rolünü daha derinlikli tartışmaya devam edeceğiz.
Fotoğraf: Soldaki Victor Orban, Sağdaki: 2017'de parlamento yakınında bir protesto-Wikimedia Commons
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















