Temel Conta işçilerine tuvalet ambargosu: 'En temel ihtiyacımız bize çok görüldü'
Temel Conta işçilerinin 490 gündür süren grevinde, grev kırıcılığı yapan patronun uygulamaları boyut atladı. İşçilere tuvalet ambargosu getirildi.

Temel Conta işçileri Petrol-İş Sendikası’nda örgütlendi, yetki aldı, yasal süreçler tamamlandı. Buna rağmen patron, bugüne kadar sendika ile bir kez bile görüşmedi. Neredeyse bir buçuk yıldır da grev sürüyor. 17-19 Ocak 2026 tarihlerinde fabrikanın makineleri, polis eşliğinde sökülerek Kemalpaşa’dan Torbalı Pancar Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yeni üretim alanına taşındı. İşçiler ve sendika, üretimin taşınmasının açık bir grev kırma girişimi olduğunu belirterek direnişi yeni fabrikanın önüne taşımıştı. O tarihten bu yana Pancar Organize Sanayi Bölgesi’nde grevlerini sürdüren işçilerin en temel ihtiyaçları olan tuvalete erişimleri engellendi.

Grev Sözcüsü Sinem Kaya yaşadıkları durumu şu ifadelerle aktardı: “Pancar Organize Sanayi’ye taşındığımızdan beri tuvalet problemi yaşıyoruz. Sendikal mücadele içinde olduğumuz için hiçbir fabrika kapılarını açmıyor, tuvaletlerini kullanmamıza izin vermiyor. Organize sanayi içinde kamusal bir tuvalet de yok. Aracımız olmadığı için bir benzinliğe bile gidemiyoruz. Sonuçta biz insanız, bu da en temel ihtiyaç. Bunun için ilk başlarda ileride bir ağaçlık alan vardı, oraya gidiyorduk. Patron şikayet etti, Organize Sanayi Müdürlüğü bizi ‘kibarca’ uyardı. Sonra o alanı da tel örgülerle kapattılar.”

‘Utanması gereken biz değiliz’

Bu yasak sonrası kendi imkanlarıyla paletlerle kapatarak derme çatma bir tuvalet yaptıklarını ancak foseptik çukuru olmadığı için hijyenik de olmadığını aktaran Kaya “Böyle bir şeye maruz kalmak bizi gerçekten çok üzdü. Hiçbir kadının hatta insan olan kimsenin göğüsleyebileceği bir durum değil. İnsanlık onuruna aykırı. Hayvanlar bile atıklarını gizler, biz insanız bize reva görülen şey bu! Onurumuz zedeleniyor. Biz bunu hak edecek ne yaptık? İşçi de olsak, emekçi de olsak insanız. Bu muameleyi kabul etmiyoruz.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Grevde çok sayıda kadın işçi bulunduğunu vurgulayan Kaya, yaşananların kadınlar açısından daha ağır olduğunu belirterek, “10, 11 kadın işçiyiz burada. Normalde bırakın tuvaleti, kirli lavabo görsek kullanmayız. Bir yerden bir yere giderken her şeyden önce sağlık için temiz tuvalet aranır. O yüzden bir kadın için bu koşullar daha zor” dedi.

Tuvalet ihtiyacı olduğunda utana sıkıla gittiklerini, çıkınca kimsenin yüzüne bakamadıklarını söyleyen Kaya, yaşadıkları kırılmayı ise şöyle anlattı: “Sonra anladık utanması gereken biz değiliz. Bize bunu yaşatanlar utanmalı. O yüzden şimdi açıklama kararı aldık. Tek istediğimiz insani koşullarda çalışmak, insanca yaşamak. 2026 yılında grevdeyiz. ’80 öncesi grev koşullarından bile daha kötü koşullarda grevimizi sürdürüyoruz. En temel tuvalet ihtiyacımızı gidereceğimiz tuvalet bile bize çok görüldü bütün organize patronları tarafından. Utanmıyoruz artık; duyulsun, görülsün, herkes bilsin istiyoruz.”

‘Yerel yönetimler görmezden gelmesin’

Kaya, yerel yönetimlere başvurduklarını ancak çözüm üretilmediğini de belirterek, “Bir bakarız dendi ama çözüm yok. Küçücük bir mobil tuvalet bile yapılmadı. Bu çözülemeyecek bir şey değil. İşçi olduğumuz için mi çözülmüyor merak ediyoruz” dedi. İşçiler yerel yönetimlere “Görmezden gelmesinler. Bu en temel ihtiyaç ve biz insanız. Bu sorunu çözmek zorundalar!” diye seslendi.

‘Dayanışmaya ihtiyacımız var’

“Bizim bizden başka kimsemiz yok” diyen Temel Conta işçileri dayanışma çağrısı yaptı: “Grev kırıcılığı için açtığımız davayı kazandık ve bu dava bile işçi sınıfı için emsal karar olacak. Bu sadece Temel Conta işçilerinin grevi değil yani, işçi sınıfının grevi. Kazanırsak herkes kazanacak. Ama mücadele kolay verilmiyor. Dayanışmaya ihtiyacımız var.”

Patronlar süreci bilinçli uzatıyor
Temel Conta grevi, yalnızca bir işyerindeki hak mücadelesi olmaktan çıkarak patronların sendikalaşmaya ve ücret taleplerine karşı nasıl ortak bir hat izlediğini gösteren ama yalnızca bununla sınırlı olmayan çarpıcı bir örnek haline gelmiş durumda. Benzer tabloyu başka işyerlerinde görüyoruz:
Digel Tekstil’de insanlık dışı koşullara, şiddete, tacize, mobbinge düşük ücretlere karşı sendikalaştıkları için işten atılan işçiler davaları kazanıyor, sendika yetki almış durumda. Ancak patron sendikayı tanımıyor, toplu sözleşme görüşmelerine yanaşmıyor. Hem tazminatları hem cezaları ödemeyi göze alıyor.
KLS’de yine aynı tablo; işveren sendika ile masaya oturmuyor, süreç grev oylamasına ilerliyor.
Mahle’de ise patron, yeni sözleşme yerine “mevcut sözleşme devam etsin” dayatmasıyla sendikayı fiilen işlevsiz hale getirmek istiyor.
Bağıtlanan sözleşmelerin ise önemli bir kısmı enflasyonun altında kalırken, işini kaybetme korkusu işçiler üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor. Sendikal bürokrasinin “sesini çıkarma, işini koru” tutumu da işçilerin örgütlü mücadeleye olan güvenini zedeliyor, sendikalı olmak sorgulanır hale geliyor.
Temel Conta’da tuvalet meselesi tam da bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü bu durum, yalnızca bir hak ihlali değil; işçilere yönelik “tanımama” politikasının en çıplak hali. Mesele düşük ücretlere, kötü çalışma koşullarına karşı biriken öfke ve örgütlü mücadele eğilimini bastırmak, nihayetinde düzeni korumak olunca koca bir organize sanayi bölgesi bu konuda rahatlıkla birleşebiliyor.
Hukuk ise koruyucu değil, sermaye açısından tolere edici bir işlev görüyor. Mevcut yasal düzenlemelerde patronlara yönelik yaptırımların caydırıcılıktan uzak olması, grev kırıcılığına ilişkin öngörülen cezaların, işçilerin toplam ücretleriyle sınırlı kalması, tazminatların düşük olması, sermaye açısından göze alınabilir bir “maliyet”e dönüşüyor.
Baskı ve kuralsızlığın her alana hakim olması; işsizliğin ve yoksulluğun artışı; sendikal bürokrasinin tutumuyla birleştiğinde sömürü koşullarını derinleştirmenin önünde hiçbir engel kalmıyor. Fabrika içinde daha fazla üretim, daha fazla kâr için tuvaletlere rahatlıkla kilit takan patronlar, haliyle sendikalı çalışma için greve çıkan işçinin tuvalete dahi gitmesini engellemek için elinden geleni ardına koymuyor.
‘Sistemin ve tercihler bütününün aynası’
Bu yüzden burada mesele artık “utanma” meselesi değil. Çünkü utanma, bir sınırın varlığını kabul etmeyi gerektirir. Oysa kâr hırsının belirlediği bu düzende, o sınır çoktan ortadan kalkmış görünüyor. Temel Conta işçilerinin yaşadıkları bu nedenle yalnızca bir işyerinin değil; bir sistemin ve tercihler bütününün aynası… Çünkü bir yerde tuvalet bile çok görülüyorsa, orada tartışılan artık yalnızca ücret ya da sözleşme değil, işçinin insan olarak tanınıp tanınmadığıdır.
İşçilere, emekçilere, kadınlara düşen; bu tanımamazlık haline yol açan sermaye, iktidar, sendikal bürokrasi üçgenine karşı mücadeleyi büyütmek; bu tür saldırıların karşısında dayanışmayı yükseltmek, ve hakların ancak birlikte savunulduğunda kazanılabileceğini hatırlamaktır.

Fotoğraf: Evrensel

İlgili haberler
BORKAD’dan Temel Conta işçilerine ziyaret | 'Greviniz bütün işçi kadınlara güç veriyor'

Bornova Kadın Dayanışma Derneği ve Ekmek ve Gül’den kadınlar kararlılıkla grevlerini sürdüren Temel Conta işçisi kadınları grev çadırlarında ziyaret etti.


Editörden