8 Mart’ta ne ranzaya sığıyoruz ne bu sisteme
‘Her geçen gün unutturmaya çalışsalar da, bizler her kız kardeşimizin yanında durup hep birlikte kazandığımız haklarımızı savunmaya ve söke söke almaya devam etmeliyiz.’

Bu sadece benim değil; Virginia Woolf’un asırlık talebinin, annelerimizin fabrikalarda bıraktığı emeğin ve bugün bizim daracık odalara sığdırılmaya çalışılan geleceğimizin ortak mektubudur.

Annem ilkokul mezunu bir kadın, 17 yaşında fabrikalarda işçi olarak çalışmaya başlamış ve 30 yıldır çalışmakta. Babam ise üniversiteyi maddi yokluk içinde okumuş fakat kendi mesleğini yapamayan, 25 yıldır işçi olarak çalışan biri. Ben ise onların en büyük çocuğuyum ve Makine Mühendisliği 2. sınıfta okuyorum. Şartları düşünürsek; iki asgari ücretli ebeveynin evden 12 saat uzakta okuyan kızlarıyım.

Üniversiteye başladığımda KYK yurdunda kalmaya başladım fakat gerek okuduğum bölümün ağırlığı gerek barınma şartları olsun, bana pek uymuyordu. Saat 23.00’ten sonra yurda giriş yasak olduğu için final ve vize haftalarında kütüphanede sabahlıyordum. Woolf’un "Kendine Ait Bir Oda" metaforu benim için hep bir istekti. Sonuçta eve çıkmaya karar verdim. Bütçeme uygun olan tek seçenek bir stüdyo daireydi. "Tek göz oda bile olsa benim olsun, küçük olsun" demiştim.

Dört, altı kişilik KYK odasından çıkıp aslında lüks olmaması gereken tek göz bir eve taşınmak... Bu isteğime ailem olumlu yanıt verse de onların asgari ücreti ve benim KYK bursum finansman olunca; nakliye masrafı, evin eşyaları, kira, faturalar ve depozito gibi saymakla bitmeyecek birçok gider karşıma dikildi. Woolf’un yüz yıl önce “ihtiyaçtan öte, entelektüel üretim için zorunlu bir ön koşul” olarak tanımladığı “kendine ait bir oda” kavramına ondan yüz yıl sonra yaşayan bir kadın olarak ben ve benim gibiler aç kalmadan ya da hem okuyup hem çalışmadan sahip olamıyoruz.

Okuduğum Makine Mühendisliği bölümünde 60 erkeğin yanında sadece on kadın olmamız gibi komik bir durum var. Eğitim hayatımda zaten eşitliği göremiyorum; ya yana itiliyorum ya da baskılanıyorum. Toplumsal hayatta ise “Kadınsın evlen, ileride eşine bakarsın, çocuk sahibi olunca anlarsın, kadının yeri babasının/kocasının yanıdır” gibi ithamlar alıyorum. Kendi ülkemizde barınamıyor, katlediliyor; göçmen olduğumuz, sığındığımız ülkelerde yine katlediliyoruz.

Yaşam şartlarım böyleyken kiramı ödemek için çalışmak istesem eşit ücret alamıyorum. "Hadi şimdilik çalışmayayım, kıt kanaat geçineyim" desem, bu kez de iş hayatına geçtiğimde mühendis bir kadın olarak ya işe alınmıyorum ya da ücret eşitsizliğine maruz kalıyorum.

Tüm bunları neden anlattım? Önümüzde 8 Mart var kız kardeşlerim. Haklarımızdan bizi mahrum etmeye çalıştıkları bu dönemde; 8 Mart'ın neden önemli olduğunu ve neden örgütlü olmamız gerektiğini daha iyi anlamalıyız. Eğitimde eşitlik, ekonomik özgürlük, çalışma hayatında eşitlik, Medeni Kanun ve bedensel bütünlük; bunlar bizlerin elleriyle kazıyarak sahip olduğu haklar.

Her geçen gün unutturmaya çalışsalar da, bizler her kız kardeşimizin yanında durup hep birlikte kazandığımız haklarımızı savunmaya ve söke söke almaya devam etmeliyiz. Bunu başarabilmek için örgütlü bir şekilde, kol kola, sesimiz gür ve başımız dik mücadele etmeliyiz. 8 Mart her birimizin, tüm dünyadaki kız kardeşlerimizin bayramıdır.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Üniversiteli kadınlar yarının direnişini bugünden örüyor

‘Kadınlar ve LGBTİ’ler olarak her günü direnişimizin parçası görüyor; güvenli kampüs, kadınlara bütçe ve etkin CİTÖK taleplerini büyütüyoruz.’

Çivisi çıkan dünyada, çekiç emekçi kadınların elinde

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanırken bizde emperyalizme, barbarlığa, zorbalığa karşı mücadele eden kız kardeşlerimizden aldığımız güçle mücadeleye devam edeceğiz...

Isınamayan evlerimizden taşan gerçeklik

Yoksulluk, şiddet ve savaş birbirinden bağımsız değil. 8 Mart’a giderken Ekmek ve Gül; insanca ücret, güvenceli iş ve şiddetsiz bir yaşam için kadınları iş yerlerinde ve mahallelerde birleşik mücadele


Editörden