Hatay’da umudu yeşertmeye devam ediyoruz
Deprem bölgesinde kadınların yükü katlandı. Konteyner kentlerdeki dar alanlara hapsolan kadınlar, güvenlik ve gizlilikten yoksun yaşıyor. İşsizlik ve belirsizlik, aile içi şiddet riskini artırıyor.

Depremin 3. yılını dolduracağımız bugünlerde, Hatay'da geldiğimiz nokta maalesef gittikçe daha da ağırlaşan bir tablonun içine giriyor. Yeniden inşa sürecine giren Hatay'da bitmez tükenmez çelişkilerle dolu ve insani yaşam koşullarının ağır bir şekilde ihlal edildiği durumlarla karşı karşıyayız. Bir yandan sık sık kesilen elektrikler, bir yandan internet altyapısının olmayışından kaynaklı internetsiz yaşam; bir yandan ulaşım sıkıntısı, diğer yandan alternatif olarak sunulan yolların çukurları... Ayrıca ekonomik anlamda da ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. İnternetin olmayışı, eğitim sürecinde materyal kullanımını zorlaştırıyor.

Aynı zamanda konteynerlerde kalan öğretmen arkadaşlarımıza sürekli konteynerden çıkarılmaları konusunda gelen talimatlar onları daha da çaresiz bir duruma sürüklüyor. TOKİ'lerin altyapılarının hâlâ yapılmaması ve toplu taşıma araçlarının hâlâ yerleşim sağlanan TOKİ'lerden geçmemesi, şahsi aracı olmayan öğretmenlerin okullarına gelip gitmelerini zorlaştırıyor. Bütün bu çaresizlik içerisinde ders anlatmanın öğretmen açısından ne kadar verimli olacağı da tartışılır. Morali ve yaşam koşulları iyi olmayan bir öğretmen ne kadar verimli olabilir ya da soğuk ortamlarda ders görmek zorunda kalan öğrenciler ne kadar odaklanabilir?

Deprem sonrasında kadınların yaşadığı sıkıntılar katlanarak arttı. Hâlâ konteyner kentlerde yaşamak zorunda kalan sıkıştırılmış hayatlar, hem özgürlükten hem de güvenlikten yoksun bir şekilde ilerliyor. Kadınlar; daracık alanlarda yemek, temizlik ve çocuk bakımı yaparak, kendi özel alanlarını tamamen kaybederek bu yaşama hapsoldular. Ekonomik çaresizlik ve belirsizlik, aile içinde gerilimi ve şiddet riskini artırdı. İş yerlerinin yıkılması ve iş alanlarının azalması, kadınları yaşlı ve çocuk bakımına itti.

Depremin ilk yılında herkesin kendi evinde, kendi mahallesinde kalacağı ile ilgili verilen sözler tutulmadı. Değil aynı binada yaşamak, aynı mahallede yaşamak bile hayal oldu. Aidiyet duygumuzu yok etmekle kalmadılar, en az 120 metrekarelik evlerimizden 60 metrekare evlere mahkûm bırakıldık.

Sadece yaşam alanlarımız küçülmedi; deprem öncesinde mahallelerimizde kurduğumuz bağlar, kültürel yaşam biçimimiz, anılarımız ve dağılan yaşamlarımız da küçüldü, yok oldu. Bugün karşı karşıya olduğumuz tüm bu olumsuz tabloya rağmen bizler; umudu yeşertmeye kararlı kadınlar, derneklerimizle ve sendikalarımızla dayanışma içinde Hatay’ı daha güzel yarınlara taşımak için birlikte çalışıyoruz. Pes etmeden ses çıkarmaya devam edeceğiz. Yeniden var olmak ve umudu yeniden yeşertmek için el ele vereceğiz...

Fotoğraf: Evrensel


Editörden